Abdullah Öcalan’ın kardeşiyle son görüşmesinde Paris’te suikast sonucu katledilen üç Kürt siyasetçiyi vuranların arkasında “beni buraya getiren güçler vardır” demişti. Eğer bu doğruysa bu güçlerin amacı nedir? Ve bunun AKP’nin ‘barış’ süreci ile bir alakası var mıdır?

Bana göre ABD ve Batı emperyalistlerinin Ortadoğu politikalarının başarılı olabilmesi için, Kürt hareketini bölgede Suriye, Irak ve Iran karşıtı –dolaylı olarak da Rusya karşıtı- blok içinde Türkiye ile ittifak haline getirilmesi gerekmektedir. Daha açık bir söylemle, amaç ismi anılan güçlere karşı Kürtleri savaşa sürmektir. Öcalan’ın Paris katliamı ile ilgili yaptığı açıklama bu planı işaret etmektedir. Paris katliamı Kürtleri korkutarak hizaya getirme, politikalarına eklemleme hamlesidir.
Elbette Kürtler’in emperyal güçlerin İran karşıtı blokta olmaması, onlarla beraber hareket etmemesi bu stratejiyi zorlamaktadır. Kürt hareketinin varlığı, bağımsızlığı ve Kürt sorununun devam etmesi başta Türkiye’yi verilen görevleri yerine getirmede etkisiz kılmaktadır, istikrarını bozmaktadır. Halbuki Türkiye, emperyalistlerin Ortadoğu senaryolarının sahnelenmesinde önemli bir oyuncudur. Etkili olabilmesi için de senaryo gereği istikrarlı olması gerekmektedir. Ayrıca bilindiği gibi yine bu senaryoya göre, Türkiye Müslüman ülkelere ‘model ülke’ olarak pazarlanmaktadır. İstikrarsız, kendi içinde derin sorunlar yaşayan bir ülkeyi ‘model ülke’ olarak pazarlamak zor olmaktadır. Türkiye’nin ‘istikrarını’ bozan şey olarak ise Kürt hareketi görülmektedir. Evet, doğrudur, Kürt hareketi hem Türkiye’nin hem de emperyalistlerin Ortadoğu senaryolarını altüst etme potansiyeline sahiptir. Kürt hareketinin bir kandırmacayla etkisiz kılınması ve belki de bölgede vurucu bir güç olarak kullanılması amaçlanmıştır.
Dikkat ederseniz emperyal güçler bu savaşın içinde direkt yer almak istemiyorlar, bunun yerine bölgedeki Türkiye, Sudi Arabistan gibi piyonlarını ileri sürüyorlar. Bu çerçevede Kürtleri de bir piyon gibi kullanma hayalleri içindeler. Ve bu çerçevede Türkiye’ye Kürtlere karşı mücadelelerinde her türlü desteği vermekteler.
AKP’nin başlattığı ‘barış süreci’nin bu strateji çerçevesinde olduğunu söylemek, ihtimaller arasında gerçeğe en yakın olanıdır.
Eğer emperyal güçler Kürt hareketini bölgedeki çakar çatışmalarında bir vurucu güç haline getirmek istiyorlarsa, bu Kürtler için kıyametin habercisidir. Kürt hareketinin bu stratejiye eklemlenmesinin başarılması durumunda Kürtler ve Kürt hareketi büyük bir vahşetin içinde inanılmaz acılar, korkunç yıkımlar yaşayacaktır. Böylesi bir savaşta Kürt hareketi güçten düşecek ve birinci dünya savaşından sonra olduğu gibi sıkılıp posası çıkartıldıktan sonra bir kenara atılacaktır. Bu suretle emparyal güçler bir taşla en az iki kuş vurmuş olacaklar. Birincisi bölgede çok güçlü ve dinamik bir güç olan Kürt hareketinin gücünden yararlanacaklar, ikincisi ise sürecin sonunda, savaşta yıpranmış, zayıflamış Kürt hareketini tasfiye etme imkanı bulacaklar.
Kürtler, emperyal güçler ve yerli işbirlikçilerinin piyonlaştırma ve tasfiye etme politikalarına, mücadeledeyi/örgütlülüğü büyüterek ve her defasında yeni başarılara imza atarak karşılık vereceklerdir. Bu çerçevede Kürt hareketinin ‘üçüncü bir yol’ stratejisinde ısrar etmesi de can alıcı bir öneme sahiptir ve Kürtlere kazandıracaktır.
Başkalarının oluşturduğu gündemlerle vakit kaybetmek yerine, kendi gündemlerini belirleyerek bu doğrultuda yol almak esas alınmalıdır.
Çünkü bölgede yaşanmakta olan sürecin ortaya çıkardığı fırsatlar sık sık ortaya çıkmaz, şu anki fırsatların ortaya çıkması için Kürtler neredeyse bir yüz yıl beklemişlerdir. Yapılacak hataların tarihi sorumluluğu çok büyük olacaktır! Dolayısı ile, bu  tarihi fırsatın kaçırılmayacağını, Kürt hareketi tarafından iyi değerlendirilerek başarıya uluştırılacağını düşünüyorum.

koese.haydar@gmx.de