Selim FERAT

Selimferat@web.de

Netflix Platformu’nun film dünyasına armağanı "Platform“ filmi setindeyim.

Alman yorumcu Christoph Petersen’in "hiçbir film bu kadar nihilist olamaz!“ yorumuna katılıyorum.

İnsani rezervlerin tümünün rafa kaldırıldığı en alttaki platformlar, dünyadaki gerçekliğin bir yansıması olarak kabul edilebilir mi sorusunu cevaplamaya çalışıyorum.

0 (sıfır) Platformunda itinayla, tabiata lüks zenginliklerle hazırlanmış sofra nasıl oluyorda, daha sonraki platformlarda, post modern bir vahşetin barbarlığıyla 0’a indirgeniyor.

Ve sonrasında, yıkım başlıyor.

Filmi seyrettikten sonra, en alttakilerin, etik dünyasından yoksun, bir barbarlar sürüsü olduğu mu kanıksanmalı sorusu dikte ediliyor.

Korona günlerine dairse bu film;

Kompradorlardan yoksullara tüm dünya insanlığı en azından İspanya gribinden (1919) bu yana ilk kez, ortak bir "düşman“ tarafından "dize getiriliyor" ve Korona, sınıf ve katmanlar arasındaki uçurumu kaldıran ender "sihirli çubuk“lardan biriyse;

İnsan‘ın katılımsız, doğal rezervlerine geri dönmesi ve küresel bir "homo sapiens“ dayanışması göstermesi beklenirken…

Platform filmi yakamıza yapıştı.

Tüm erdemlerimiz bir hiçe, yokluğa kurban edildi mi?

Gerçekten aşağıdaki platformların birinde silueti beliren o bilge adamın sosyal bilince dayalı projesinin kıymeti harbiyesi ne?

Bu kadar deneyimden sonra, insan, kendi türünden olanlarla dayanışmasını ebediyen cehennemin kumsalı "Platform“a mı gömdü?

Gerçek hikaye ve o emperyal sahne:

0 (sıfır) Platformu: doğa zenginliğinin insana sunulduğu platform.

Birinci platformda Trump ve Jonson var.

İkinci platform Merkel ve Macron.

Üçüncü platform Löfven (İsveç) ve Solberg (Norveç)‘e ait.

Dördüncü platformun sakinleri Thörning (Danimarka) ve Maurer (İsviçre).

Beşinci Platform Conte (İtalya) ve Sánchez’e (İspanya) ait.

Sonrası…?

Sonrasındaki platformlar, insani rezervlerin giderek 0 (sıfır) noktasına indirgendiği, bir doyumsuzluk pornosu sahnesine dönüştürülüyorlar.

Sıfır noktasındaki mükemmellik daha sonraki platformlarda, yerini giderek vahşi hayvanlara terkediyor.

Ve Thomas Hobbels’in 332 yıl önceki deyimiyle "insan insanın kurdudur“ sahneye konmuş oluyor.

Filme dönersek…

Goreng gönüllü adam. Yel değirmenlerine karşı savaşacağını biliyor, Cervantes kuşanıyor; yanına Don Quojote’yi almayı unutmuyor.

İnsan kurdu insan, Zorion’dur. Sonraki sahnede, kurtlaştırdığı Goreng, Zorion’un çürüyen cesedinden üreyen kurtlarını yemekten başka bir yol bulamayacak kadar çaresizleştiriliyor.

Ve en sonunda, hile ve düzenbazlıktan bihaber bir kız çocuk, tüm oyunu bozuyor mu?

Bilmiyorum ama, küçük kızı ivedi barbarlığın dışına taşıyalım.

Olanlardan bihaber davranmayalım, ama oyunu onların dilediği gibi oynamayalım.

Çünkü yer küresini kurtaracaklar, ilk beş platforma sofra kuranlar değil, daha sonrakiler, yani bizler olabiliriz; küçük kızın katıksız ortak arayan masum bakışlarından öğrenerek…