Bundan bir kaç ay önce koronavirüs sadece Çin’in Wuhan kentinde kendini gösteren ve ağır kayıplara neden olan bir salgındı. Bir süre Çin’in bu salgınla nasıl mücadele ettiğini, 10 günde 1000 yataklı bir hastaneyi nasıl inşa ettiğini, insanların bu virüsle günlük mücadelesini ekranlardan izledik. Zira salgın henüz dünyaya bu kadar yayılmamıştı.

Bundan bir kaç hafta önce ise gündemimizde Ortadoğu üzerinden geliştiren savaş ağır basıyordu. Öyleki, savaş, göç, doğa talanı artık dünyanın taşıyabileceğinden fazla bir yük halini almıştı. Devletlerin daha çok hakimiyet geliştirmek adına, daha çok kar hırsı adına kan gölüne çevirdikleri Ortadoğu’da gelişmelerin nasıl evrileceğini merak ediyorduk. Gündem elbetteki hala değişmedi, devletler hala bu hedeflerini sınırlamış değil, fakat doğanın onlara nasıl bir savaş açacağını hesap etmedikleri aşikar.

Koranavirüs salgını neredeyse bütün dünyayı esir aldı.

Bunu bilinçli yayılmış biyolojik silah olarak yorumların sayısı da az değil. Hakkında neler yazılıyorsa yazılsın, şimdi savaş boyut değiştirdi.

Gelinen aşamada dünyada genelinde John Hopkins Üniversitesi’nin aktüel bilgilerine göre 531.580 kişi koranavirüsünden etkilendi, 24.057 kişi yaşamını yitirdi. (Siz okurken rakamların artmış olacaktır)

İtalya ve İspanya’daki ölü sayısı Çin’i geçti.(Tabii Çin’in gerçek rakamları gizlediği yönünde yorumlar yapılıyor. Fakat bu şu an Avrupa’nın içinde bulunduğu gerçeği değiştirmiyor. )

İtalya, İspanya, Fransa’da sağlık sistemi çöktü. Sokağa çıkma yasakları uygulandı ama fayda etmiyor. Durum tek kelime ile korkunç boyutlarda.

Almanya da koronavirüsten yüksek derecede etkilenen ülkeler arasında. Nitekim John Hopking Üniversitesi’nin verilerine göre 43.438 kişide vaka tespit edilirken, 267 kişi yaşamını yitirdi.

Bu krizle nasıl baş edileceğini kestiremeyen hükümet yaptığı istişareler neticesinde bir takım tedbirlere gitti.

Merkel, koronavirüsü nedeniyle 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük krizle karşı karşıya olduklarını söyledi, durumun ciddi olduğunu belirtti.

Almanya’da hızla yayılan virüs nedeniyle eyaletler kendi kararlarını alarak bazı kentlerde kısıtlamaya gitti, ki Almanya genelinde de beklenen karar dışarı çıkma yasağı gelmesi yönündeydi. Bu karar vatandaşların duyarlılığına göre belirlendi, insanlar sokağa çıkmama, sosyal etkinlikte bulunmama çağrılarına uydu. Nitekim sokağa çıkma yasağı yerine, sosyal kısıtlama getirildi, insanların yoğun bir şekilde uğradığı ve virüsün yayılmasına vesile olan, temel ihtiyaçlar satan yerler dışında bütün mağazalar kapatıldı. Pandeminin henüz başında olan Almanya iyi bir kriz yönetimi yaparak, en azından vakaların çok daha fazla artmasının önüne geçti. Sağlık Bakanı Jens Spahn, yaptığı açıklamada, süreci “fırtına öncesi sessizliğe” benzetti.

Zira o da bu salgının başlangıcında olduklarını belirtti ve kurallara uymanın getireceği sonuçları önümüzdeki günlerde göreceklerini ifade etti.

Ayrıca Almanya koronavirüse karşı ekonomiyi desteklemek için 750 milyar euroluk bütçe ayırdı, ki uzun bir süreden sonra Almanya ilk defa borçlanacak. Bu bütçeden en fazla büyük şirketlerin faydalanacağını söylemek yanlış olmaz.

Evet bunlar kriz ile mücadele eden diğer ülkelere göre önemli önlemler, ki salgının daha başında olan Almanya’da bu tedbirlerin şimdiden alınması belirleyici olacak.

Pozitif taraflarından bakarsak, insanlar devletin çağrısını dinledi, zira vatandaşına güvence veren Almanya’nın çağrısıydı bu. Merkel durumun ciddiyetini izah etti, şeffaf davrandı. (Burada Erdoğan’ın benzer çağrısını hatırlatırsak, dua edip kolonya dökmekten başka bir derman önermedi. İnsanlar dışarı çıkmaya devam etti. Zira‚ vatandaşın geçimini kolaylaştıracak hiçbir öneri sunulmadı.)

Almanya’ya dönecek olursak, şunu da belirtmekte fayda var: Almanya’da sağlık sisteminin çökmemesi için alınan önlemler güzel ama her şey mükemmel yürümüyor. Hastalık belirtileri gösterilse dahi herkes hastaneye alınmıyor, en acil durumlar tercih ediliyor. Öyle canı her isteyen gidip test yaptıramıyor. Vakaların daha çok artması durumunda işler daha da zorlaşacak. Bir de kısaca medyada çokça işlenen 2012 yılında hazırlanarak hükümete sunulan Halkı Koruma Risk Analizi Raporu’ndan bahsetmek gerekiyor. Nitekim orada verilen tahminler koronavirüs salgını sonrası yaşananlarla benzerlik gösteriyor. Nereden yayılacağı, semptomlar, Almanya’nın bundan etkilenme olasılığı vs.

Robert Koch Enstitüsü söz konusu raporu salgın hastalıklar durumunda görülebilecek maksimum durumları gösteren bir senaryo olarak nitelendiriyor. Dolayısıyla bu bir öngörü olarak değil, devleti en kötüsüne hazırlamak amacıyla hazırlandığı ifade ediliyor.

Bu senaryoda toplam 3 yıllık süre içerisinde 7.5 milyon kişinin ölebileceği belirtiliyor. Zira senaryoda Modi-SARS adı verilen virüsle mücadelede aşı 3 yıl içinde geliştiriliyor.

Her ne kadar senaryo koronavirüs gerçeği ile uyuşmuyor densede iyi bir risk analizi yapıldığı kesin. Bu kadar yakın tahminlere rağmen Almanya’nın gerçekten krizi yönetmekte iyi bir yerde mi olduğunu önümüzdeki haftalarda göreceğiz. Zira şimdi Sağlık Bakanı Spahn’ın da belirttiği gibi fırtına öncesi sessizlik yaşanıyor.