Irak Baas rejimi, bütün karanlığıyla Kürt halkının üzerine çökerken, “Enfal operasyonu” adını verdikleri Kürt soykırımı, planlandığı gibi, Halepçe’de kullanılan kimyasal silahlarla tarihe (tıpki Nazilerin Yahudi halkına yaptığı soykırım gibi), kara bir sayfa olarak eklendi. Bu sefer hedef Kürt halkıydı. Kürlerle birlikte Süryani ve Türkmen halkları da hedef alındı. “Uygar” dünyanın gözleri önünde üç yılı aşkın bir süre devam eden “soykırım” konusunda, nerdeyse dünya suskunluğa bürünmüştü. Ne komşu ülkeler, ne de Saddam’a silah tedarik edenler, bu suç-ortaklığını sonlandıracak bir girişimde bulunmamışlardı.

Adını Kur’an’daki “Enfal” suresinden alan ve soykırımı amaçlayan; Saddam Hüseyin diktasının yönetim aygıtı Baas rejiminin planladığı ve uyguladığı bu suçu, durdurabilecek bir güç ortalıkta görünmüyordu. Kürt kentleri, kasaba ve köyleri, karadan ve havadan yapılan amansız saldırılar devam ederken, batıdan gelen kimyasal silah hammaddeleri kolaylıkla Irak’a veriliyordu. Halepçe’de kimyasal silahlar kullanılırken; “batı” soykırımı görmezden gelmeye, BM koridorlarında kimi ülkeler Saddam rejimini “savunma” yarışına girmişlerdi.

Kürtlere karşı topyekün bir saldırı olarak “Enfal” mutlak bir yok edişi amaçlıyordu. Bu nedenle sadece Kürt nüfusa karşı uyguladığı bir soykırım değildi, aynı zamanda; Kürt dili ve kültürü, binlerce yıllık geçmişi olan kentler, bir bütün olarak Güney Kürdistan coğrafyası, bitki örtüsü, su kaynakları, tüm yaşam kaynakları, okullar, hastahaneler, camii ve kiliseler, ibadethaneler, yerel ekonomi hedef alındı. Bölgedeki, Asurî-Süryani halkı, Türkmenler ve Êzîdî halkı soykırımın hedefi oldular. Kürdistan halklarının oluşturduğu binlerce yıllık tarih ve kültür hedef alındı.

Soykırım 1986 yılında başlatıldı. Dünya sessiz kaldı. 1986-1989 tarihleri arasında “Enfal” saldırılarıyla Baas rejimi 182 bin Kürt’ü katletmiş, 4500 köy yakılıp yıkılmış, yüz binlerce insan zorla yerinden, yurdundan koparılmış, sınırlara sürülmüştü. Dünya seyirci kaldı. Toplu mezarlar, Irak çöllerinde diri diri gömülenler, idam mangaları ve nihayetinde Halepçe’de kimyasal silah… Dünya sustu. Saddam’ın savaş makinesi Baas, planlı ve sistematik bir şekilde Kürt soykırımını adım adım ve dünyanın “tanıklığında” gerçekleştirmekten kaçınmamıştı. Saddam ve Ali Hasan el-Mecid, namı diğer “Kimyasal Ali” soykırımın “baş” failleryidi. Ancak yalnız değillerdi. Baas ve onun işbirlikçileri ve destekçileri de soykırım suçunun “gerçek failleri” arasında yer alıyorlardı. Ancak, gerçek failler hiçbir zaman yargılanmadı.

Soykırımcı Baas rejimi, Kürtleri yok etmeyi planlarken, geriye kalan nüfusu da birer toplama kampı niteliğinde olan ve Askeri Garnizonların denetiminde kurduğu “toplu yerleşimlere” (Ecevit’in hayalindeki proje olan Köy-Kent’lerin ilham kaynağı) mecbur kılıp asimilasyon programlarını devreye koyarak, “Araplaştırma” politikalarını acımasızca uyguladılar.

Boşaltılan Kürt yerleşimlerine, özellikle petrol zengini Kürt bölgelerini idari olarak Arap bölgelerine bağlayarak, Baba Esad’ın Suriye’de yaptığı “Arap Kemeri” projesini hızla devreye koydular. Demografik yapıyı değiştirerek, soykırım suçunu kalıcılaştırıp başka bir boyuta taşıdılar. Bugün, Kerkük, Xanekin, Diyala gibi Kürt kentlerinin “belirsiz” bırakılan statüleri, Baas rejiminin “Enfal” dönemi uygulamalarıdır ve günümüze kalan “kötü” mirasıdır.

“Enfal” soykırımının açtığı yara hala çok derin ve tazedir. Yarattığı yıkımın izleri asla silinmeyecek ve unutulmayacak. Soykırım yarasını yüreğinde hisseden Kürtler, daha uzun bir süre bu “travma’yı” yaşamaya devam edecekler. Eşlerini yitiren kadınlar, babasız kalan çocuklar, yoldaşlarını yitiren Peşmergeler, Kürt aydınları, devrimcilerinin belleğinde “Enfal”; soykırım kavramıyla eşdeğer bir anlam taşıyor.