
Bahman Ghobadi'nin Niwemang filmini hatırlar mısınız? Kürdün acıyla yoğranmış ama gülmesini, gülümsemesini de bilen hayatını ne güzel anlatıyor. Başkaların çizdiği yapay sınırlar üzerinden her geçmeye çalıştığında kalbinden yaralanan yaşlı Mamo ile birlikte tam gözyaşlarına teslim olacakken gülebilmek; üstelik ağız dolusu... Ama güzel, içten gülüyorsak eğer, acılarımızın derinliğindendir. Belki de ağlaya ağlaya gülmeyi öğrendik biz, kim bilir.
O da öyle. Çökmüş gözlerinden gülümseyerek anlatıyor: ''Heval Fuat, 'hepinizi deviririm' dedi. Dedim ki, 'beni deviremezsin, en son ben kalacağım'. Heval Fuat ise en sona kalmak için gerekirse talimatla beni gönderecekmiş...'' Sonra da gülüyor. Öyle gülünce bir anlığına unutuveriyorsun açlığın 46. gününde olduğunu. Hatta bu satırları okuduğunuzda 48. ya da 49. gününde olacak süresiz dönüşümsüz açlık grevi. Ama sonra susarken dudağındaki yara izleri yeniden belirginlik kazanıyor ve karşındaki incelmiş bedenin de bir sınırı olduğunu, o sınıra çok ama çok yaklaştığını anımsıyorsun.
Adı İmam Yıldız. Hikayesi Engizek'lerde başlar: ''İyi hatırlıyorum, o zaman daha çocuktum. 1973 senesi olmalı, evde toplantılar yapılıyordu. Kulak misafiri oluyordum. O tartışmalarda kimine hizipçi, kimine sosyal şovenist deniyordu.'' Demek ki devrim kelimesi ile tanıştığında, 12'sindeydi. Sonra Apocularla tanıştı. Onların öncülerinden Kemal Pir, Pazarcık'ta bir köye gittiğinde ''bu büyük Vietnam, bu da küçük Vietnam'' demiş oralar için. 1990 yılına gelindiğinde o da artık onlardan biri olacaktı. Adı 'Tolhildan' konulan kuzeyin güneybatısında, Maraş ve Antep'te başladı örgütleme çalışmalarına. Kolay bir dönem değildi, Maraş katliamı, dolayısıyla bir yanda öfke ve acı ama diğer yanda da korku, hafızalarda dipdiriydi. Kürdün sığınağı olan dağlara o dönemde giderek yakınlaştırdı, orayı kıble bildi. Bazen aylarca ovaya inmediği oluyordu.
Hikaye, başladığı yerde bambaşka bir hal aldı. 94 yılıydı. Tolhildan'ın artık kazanılmış gibi göründüğü bir dönem. O ise Engizek'lerde yakalandı. Bundan sonrası zindan. Tam 10 yıl. ''O 10 yılın 5 yılı zaten açlık grevinde geçti'' diyor ve devam ediyor anlatmaya: ''Bir kere Elbistan'da açlık grevindeydik. 47. gününde bizi alıp sürgün ettiler, bizi ring araçlarına doldurup farklı farklı cezaevlerine götürdüler. Adamlar, eylemin kritik aşamaya geldiği zamanlarda bizi sürgün ediyordu. Tabii cezaevinde koşullar çok farklı. Bazen şeker de bulamazdık.''
2004'te tahliye olduğunda yeniden döndü Engizek'lere. Maraş, Antep, Malatya gibi yerlerde örgütleme çalışmalarına, kaldığı yerden devam etti; bölgenin zorluklarını bilerek, hatta tercih ederek. Güneybatı'ya yönelik daha derin bir yaklaşımın geliştirilmesi gerektiğini düşünüyor. ''Her şeye isyan eden ama elini eteğinden çeken bir yapı. Bir bakıma sihirli değnek bekleyen. İnsanlar burada Osmanlı zamanında ovadan dağlara çekildi. Devlete vergi, asker vermemek için ovaları terk ettiler, çünkü mücadeleyi göze almamışlar. O korku hala var, yenilmemiş. Mesela Pazarcık'ta 700 şehit var ama kendi gençlerine sahip çıkma orada çok düşük. İşte bunları, devletin geliştirdiği politikaları, oranın jeostratejik konumunu bilerek örgütleme geliştirmek gerekir.''
Dışarıdaki 4 yılı dolmadan, 2007'de baskı ve tehditler giderek çoğalmaya başladı. ''Dediler ki, ya öleceksin, ya yeniden cezaevine gireceksin ya da buralardan gideceksin. O arada devam eden bir davam da vardı, sonradan o davadan 10 buçuk yıl ceza daha aldım. İsviçre'ye geldim o zaman.'' İsviçre'de yine ağırlıkta Güneybatı Kürdistanlıların yaşadığı alanlarda faaliyet yürüttü ama severek. Zorlukları seversen, her aştığın zorlukla daha da güçlenirsin.
Strasbourg'daki süresiz dönüşümsüz açlık grevinde yer almasının bir sebebi de budur kuşkusuz. ''Zorlukları var tabii ama bunları birlikte göğüsleyeceğiz. Kürt halkı şimdiye kadar, özellikle de son 30-35 yıllık sürede yeterince bedel ödedi; hem dağda, hem zindanlarda, hem köylerde hem de şehirlerde. Diriliş çoktan tamamlandı, şimdi sıra kurtuluşta. Evet, bedenlerimizi açlığa yatırıyoruz, ve eylemimizin en riskli dönemine de girdik. IRA'daki açlık grevinde yaşamını yitiren son tutsak, 59. günündeydi. Ama biz Kemallerin geleneğinden geliyoruz. İşte bu mirastır bizi ayakta tutan. Çok zorlansak da, eylemimizi o bilinçle, inançla, azimle sürdürüyoruz.''
Yaşamın her alanında Kürtlere dayatılan imha konseptinin - Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a yönelik topyekun tecritten siyasi kırım operasyonlarına, gerillalara karşı kimyasal silah kullanımından halka yönelik katliamlara kadar - bir parçasının Avrupa olduğunu vurguluyor. Bu imha konseptini kırmak için buradalar. Açlık grevlerini, 'Êdî Bes e. An Azadî An Azadî' hamlesinin bir parçası olarak gördüklerini söylüyor. Çünkü nihai hedefleri, Kürt Özgürlük Mücadelesi'ni nihai aşamasına götürmek.
Ve şöyle sürdürüyor sözlerini İmam Yıldız: ''İrademiz, o konsepti kıracak ve gerici güçlerin politikalarını boşa çıkaracak. Kitlenin bize moral vermesi, etrafımıza kenetlenmesi bizim için çok önemli ve anlamlı. Ancak daha da kenetlenmeli. Halktan beklentimiz bu; daha örgütlü ve bilinçli bir şekilde kenetlenmeleri. Eylemimizi ısrarla sürdüreceğiz. Muhatapları daha da zorlayacağız. Ki onlar da son bir haftadır giderek tedirginleşiyor. Kararlıyız, sonuna kadar sürdüreceğiz.''
Sonra müsaade istiyor. Öyle bir aşama ki, bazen ağzından çıkacak bir kelime dahi bütün vücudunu karşı konulamaz bir yorgunluğa düşürebiliyor. Dile kolay 46 gün, 47, 48... ''Kolay değil tabii ama birlikte göğüsleyeceğiz...''
MERAL ÇİÇEK/STRASBOURG