
Başbakan Erdoğan’ın Ermeni Soykırımının yüzüncü yılına girilirken “tehcir sırasında ölenlerin torunlarına” taziye bildiren açıklamalarda bulunması tartışılıyor. Devlet ve AKP’nin kendine göre karakterlerine uygun önemli bir adım attığını kabul etmek gerekir. Ama bu adım soykırımı kabul etmeyen resmi ideolojinin reddi için değil, onu yeni koşullarda sürdürmek için atılmıştır. Bu açıklamayı samimi ve soykırımı kabul etmenin bir başlangıcı olarak görenler kesinlikle kendini kandıranlardır. Bu adım çok yönlü sonuçlar düşünülerek atılmıştır. Çok uzun bir süredir titizlikle hazırlanan bir açıklama olduğu anlaşılmaktadır. Özcesi bir taşla birkaç kuş vurmayı hedeflemişlerdir. Gerçekten kendileri açısından içi boş, ama iyi bir adım atmışlardır.
Yandaş basın ile devlet ideolojisinin yeni savunucularından Taha Akyol’un bu açıklamayı büyük bir adımmış gibi vermesi aslında amacın ne olduğunu anlamak isteyenler için iyi bir veridir. Kuşkusuz Ermeni Soykırımının yüzüncü yılına yönelik iyi bir manevra kabiliyeti veren bir açıklama yapılmıştır. Bu açıklamayı ABD ve AB politik bir yaklaşım göstererek olumlu bulduğunu beyan etmişlerdir. Herhalde reddederek değil de, olumlu bakarak bu yönlü sıkıştırma politikası izleyeceklerdir. Olumlu bulduğunu söyleyen Ermeni Mahçupyan’ın ve benzerlerinin yaklaşımı ise apolitiktir. Bu açıklamayı bir manevra olarak gören ve samimi bulmayanlar ise gerçeği fark edenlerdir.
Erdoğan sorunları çözen değil de, çözümünü dayatan sorunlar karşısında sözde bazı olumlu şeyler söyleyip olumlu imaj yaratarak sorunu geçiştirme ve çözümsüz bırakma yaklaşımını bir politik tarz haline getirmiştir. Bu açıklamayı da sorunun çözümü için değil de çözümsüzlüğü sürdürmenin yeni tarzı olarak ele almak gerekmektedir. Artık eski politika ve dili kullanamayacaklarını gören devlet ve hükümetin soykırım inkarcılığını yeni koşullarda sürdürmek istediği açıktır. Böyle olduğu kendini kandıranlar açısından da zaman içinde netleşecektir.
Bilindiği gibi Erdoğan Dêrsim için daha ileri sözler söyledi; özür diledi. 1915 soykırımı için özür bile dilemedi; sadece insani olarak acı duyulan bir olay olarak tarif etti. Bir konuda samimi olmak için sonuç getirecek tutumlar gösterip adımlar atmak gerekir. Dêrsim’de Kırmançkî konuşan Kürtlerin kimliği, anadil eğitimi resmileşip kendi kendini yönetmesini kabul etmeden özür dilense ne olur, dilenmese ne olur? Dêrsim, soykırıma uğratılmış, neredeyse kimliği ortadan kalkmışken Kırmançkînin ve Kürt kimliğinin ortadan kalkmasını önleyen adımlar atmadan Dêrsim için söylenen tüm sözler boştur.
Ermeni Soykırımı yapan zihniyet ve politika ile bugün Kürtler üzerinde uygulanan zihniyet ve politika aynıdır. Kürt sorununu çözme zihniyeti ve politikasını açık biçimde ortaya koymayanlar Ermeni Soykırımını da doğru ele alıp doğru tutum gösteremezler. Kürtler üzerinde kültürel soykırım politikası hala sürdürülüyor. Demek ki Ermeni Soykırımındaki zihniyet yeni koşullarda sürdürülüyor. Sadece Ermenileri ortadan kaldırdıklarından şimdi hiçbir politik ulusal ve toplumsal sonuç doğurmayacak bir açıklama yapılıyor. Bu açıklama yüzüncü yılda Ermenilerin soykırımı kabul ettirme çalışmalarını boşa çıkarma yaklaşımıdır. Vurulmak istenen kuşlardan birincisi budur.
AKP Hükümeti yıllardır “Kürtleri en iyi ben oyalarım, en iyi ben tasfiye ederim” diyerek iktidarını sürdürme kanunu bulmuştu. Çünkü Kürt sorununun çözümü kendini dayatıyor ve eski politika ve tarzla yürütülemiyordu. AKP, Kürtleri en iyi ben oyalarım ve PKK’yi en iyi ben tasfiye ederim diyerek iktidarını bugüne kadar taşıdı. Şimdi de Ermeni Soykırımıyla ilgili politika sürdürülemez hale gelmiştir. Özellikle soykırımın yüzüncü yılında Türk devleti olmadığı kadar zorlanacaktır. AKP Hükümet olarak çok zorlandığı bir dönemde Ermeni sorununu da en iyi ben oyalarım iddiasıyla bu açıklamayı yapmıştır. Böylece Ermeni sorunda da devletin çıkarlarını en iyi ben temsil ederim demektedir. Erdoğan iktidarını sürdürme açısından yeni bir zemin daha yaratmıştır.
Bu ne kadar tutar bilemiyoruz. Çünkü Kürt gerçeğinde teşhir olan bu politika ve tarzın Ermenilerle ilgili bir konuda uzun süre tutması mümkün değildir. Belki AKP böylece bir yılı kurtarmayı düşünebilir, ama daha fazlasının olmayacağını şimdiden söyleyebiliriz.
AKP bu sorunu da çözümsüz bırakarak üzerinde politika yapacaktır. Yani bu açıklama çözüm değil, çözümsüzlüğün yeni koşullarda sürdürülmesi açıklamasıdır. Aslında bu politika Kürt sorununun çözümsüzlüğü üzerinden Türk devletini sıkıştırma politikası yürüten dış güçlerin izlediği politikanın bir versiyonudur.
AKP’nin Ermeni ve Kürt sorununu çözümsüz bırakarak kendini iktidarda tutma politikasıyla bazı dış güçlerin, hatta bir kısım Türk devleti karşıtı lobilerin Kürt sorununu çözümsüz bırakarak Türk devleti üzerinde politika yürütme arasında fark yoktur.
Bu açıdan Kürt sorununun çözümü gibi Ermeni sorununun çözümü de gerçek demokratikleşmeden geçmektedir. Gerçek bir demokratikleşme Ermeni sorununu çözebilir. Böylece yapılan zulüm ve soykırımlar gerçek anlamda kabul edilir ve pratik sonuçları ortaya çıkarılır. Ancak Türkiye demokratikleşirse demokratik ulus gerçeğiyle Ermeniler Anadolu ve Kürdistan coğrafyasının kadim halkı haline gelir. Kuşkusuz Kürtler Ermenilerle ortak vatanda yaşamaya hazırdır. Kürtler demokratik ulus bilincini özgür ve demokratik yaşamın temel ilkesi olarak benimsemişlerdir.
AKP zihniyet değiştirip demokratikleşme yönünde adım atıp Ermeni sorunu dahil temel sorunlarda çözüm ortaya koyma yerine, bu açıklama ile bazı alanlarda sıkışıklığını içinden geçtiği bu zor dönemde geçiştirmek istiyor. Kendine göre bir politik manevra yaparak rahatlamayı hedefliyor.
Uluslararası sıkışıklıktan kurtulmak bu açıklamanın temel amaçlarından biridir. Çünkü son zamanlarda uluslararası imajı çok sarsılmıştı. Öte yandan mücadele içine girdiği Fethullahçılarla Ermeniler arasında hem Türkiye içinde hem de dışında bazı ilişkiler bulunuyordu. Herhalde bu açıklamayla bu alanda da kendisi açısından bir rahatlama yaratmış olacaktır. Bir taşla vurmak istediği kuşlardan biri olarak da bunu öngörmektedir.
AKP’nin bu açıklamayla öngördüğü diğer bir amaç ise Kürtler ve Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı yürüttüğü mücadelede kimi dış güçlerin desteğini almayı hedeflemesidir. Bu açıklamayı Kürtlere karşı mücadele pozisyonunu güçlendirme adımı olarak da görmek gerekir. Bu açıdan hiç kimse bu açıklamada bir samimiyet görmemelidir. Ne Ermeniler, ne Kürtler, ne de gerçek demokratlar bu açıklamayı yutmalıdır.
Demokratik zihniyet yerine hegemonya peşinde koşan, Kürt sorununun çözümü konusunda adım atmayan bir iktidarın bu açıklamasını önemsemek yerine, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü için adım atmasını zorlamak gerekir. Ancak böyle bir ortamda bu yönlü açıklamalar ve sözler anlamlı hale gelir.
Ortada bir demokratikleşme yok; aksine demokratik zihniyeti olmayan bir hükümet var. Bu açıdan bu açıklamaya bu ortamda “düğün değil, bayram değil, eniştem beni niye öptü” deyiminde olduğu gibi bakılmalıdır.