Adaya sığmayan  Direniş - 6

Michael GUNTER (Yazar, Siyaset Bilimi profesörü, AB Türkiye Sivil Komisyonu Genel Sekreteri):
Türkiye ve PKK arasında yeniden müzakerelerin başlaması için, Türkiye'nin PKK'yi 'terör örgütü' olarak adlandırmaktan vazgeçmesi ve barışçıl bir şekilde müzakereye başlaması gerekir. Bu müzakerelerde ilerleme kaydedilirse, sonrasında Türkiye PKK'nin terör listesinden resmi olarak çıkarılmasını düşünmelidir. Dolayısıyla bu, aynı zamanda Türkiye'nin Öcalan'a dayatılan izolasyonu kaldırması, O'nunla ve Oslo görüşmeleri gibi PKK yöneticileriyle yapılan müzakereleri yenilemesi anlamına gelecek. Öcalan üzerindeki izolasyona son verilmediği için, devam eden şiddettin nasıl sonlanacağını görmek zor. Bu tabii ki aynı zamanda, 1980 askeri darbesi sonrasında yazılmış mevcut vesayetçi ve otoriter Türk anayasasının yerine daha demokratik bir anayasanın hazırlanması anlamına geliyor. Öcalan üzerindeki izolasyona son verilmez ve müzakereler yeniden başlamazsa, 19. yüzyıl ünlü İngiliz şairi Matthew Arnold’ın belirttiği gibi hepimiz "karanlık bir ovada, kavga ve seferin şaşkın uyarılarıyla savrulmuş, gece vakti cahil orduların çatışması içinde kalmaya" mahkumuzdur.

Immanuel WALLERSTEIN (ABD’li sosyal bilimci, analist):
Türkiye'deki Kürt sorununa tek uzun vadeli ve adil çözüm, Türk devleti ve Kürt hareketinin liderleri arasında gerçekleşecek siyasi bir anlaşma, bir uzlaşma ile mümkün olacaktır. En son Kuzey İrlanda'da olduğu gibi, benzer sorunların başka yerlerde de çözüldüğü yol budur. Bu, Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılması adımının atılması ve kendisi ve hareketi ile konuşmayı gerektiriyor. Türk hükümeti er ya da geç bunu anlayacaktır.

Nevin BERKTAŞ (22 yıl cezaevinde kalan devrimci tutsak, yazar):

"Hücre tipi hapishaneler, burjuvazinin 2000'lı yıllara hazırlık projesinin bir ürünü. İmralı da bu projenin ilk uygulama alanı. Büyük bir hazırlıkla Abdullah Öcalan'ı İmralı tabutluğuna diri diri soktuklarında tecrit koşulları başlamıştı zaten, ancak son bir yıldır aile ve avukatları ile de görüştürmeyerek (hatta avukatlarını bile tutuklayarak) tecrit koşulları olağanüstü ağırlaştırıldı.

Tecrit faşizmin ürünüdür

Tecrit, bir tutsağın bedeninin ve ruhunun sessizce ve ağır ağır öldürülmesi ile aynı anlama geliyor. Bu, faşizmin ürünüdür. Nazi kamplarının yüksek teknolojik imkanlarla donatılması sonucu oluşturdukları bir sistem. 12 Eylül uygulamalarından da hiç farkı yok. Ne dersek diyelim, onlar kendi sınıf çıkarlarına uygun davranıyorlar. Sorun şurada düğümleniyor: Var gücümüzle bu insanlıkdışı uygulamaları engellemeye çalışmak, suçlarını açığa çıkararak kitlelerin baskısıyla onları bu suçları işleyemez hale getirmek ve tabii sonunda kendi sınıf çıkarlarımızı gözeten bir sistem kurmak... Dolayısıyla tecride karşı mücadelede halkların güçlerini birleştirmesi çok önemli. Bu aynı zamanda savaşa ve faşizme karşı da güçbirliği olacak… Türkiye bu savaşta bir yandan çok hevesli ama bir yandan da Ortadoğu'daki savaş ortamının yarattığı elverişli koşullarda bir Kürt devletinin kurulması fırsatı doğacak diye çok korkuyor. Abdullah Öcalan üzerindeki ağır tecridin, katliamların, yoğun tutuklamaların bu durumla çok bağlantısı var ve Ortadoğu'daki savaşta oynamak istediği etkin rolü başta Kürt Ulusal Hareketi engelliyor diye de çok saldırgan. Öte yandan, savaş politikalarını destekleyen bir kitleye de çok ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle tüm mücadele dinamiklerini yok etmek istiyor ve en küçük bir hak arayışını şiddetle bastırıyor.

Paul BURNHAM (İngiltere Sosyalist İşçi Partisi):
Böylesi bir tecridin öncelikle bir suç olduğunu söylemek istiyorum. Öcalan siyasi bir mahkum olduğu için bir an önce tecridin son bulması hatta serbest bırakılması gerekiyor. Avukat görüşmelerini engelleyerek Öcalan’ın sesini kesmek istiyorlar. Dışarıda onu destekleyen büyük bir kitle var ve bu kitle kendi liderlerini seslerini duymaya hakları var. Dışarıdaki bu kitle, liderlerinin sağlığı konusunda da endişeliler. Avukatları, ailesi ve arkadaşları başta olmak üzerine onun liderliğine inanan bu kitlenin Öcalan’dan haber alması onların en doğal haklarıdır. PKK barıştan yana olduğunu defalarca belirtti. Bu bağlamda müzakere süreci başlamalı ve bu sürece Öcalan da dahil edilmeli.

Zuky SERPER (Sanayileşmeye karşıtı Foil Vedanta adlı İngiltere merkezli sivil toplum örgütü):
Siyasi tarafı bir yana bırakırsak insan hakları bakımından bile Öcalan’a uygulanan tecrit kabul edilemez. Avukatları ile görüşmeye izin vermiyorlar, çünkü Öcalan’ı kendi politikalarına karşı bir tehdit olarak görüyorlar. Türk devleti, nasıl bir devlettir ki bu devlet tek bir tutukludan ve onun düşüncelerinden bu kadar korkabiliyor. Türkiye sorumluluklarını ve azınlıklara verdiği zararı kabul etmeyen bir devlet. Ermeni soykırımını halen kabul etmiyor. Ermenilerin zamanında yaşadıklarını şimdi Kürtler yaşıyor. İsrailli bir Yahudiyim ve İsrail devleti benzer bir uygulamayı Filistinliler konusunda yapıyor. Türkiye’de olduğu gibi İsrail de hükümet karşıtı haberleri medya ve basında sansürlüyor. Kürtlerin ne yaşadığından birçok Türk habersiz çünkü Türk basını hükümetin kontrolü altında.

Richard HALEY (İskoçya-Toplumsal Kriminalizeye Karşı Kampanya’nın Başkanı):
Türk hükümetinin Abdullah Öcalan’a olan yaklaşımının tamamen insanlık dışı bir uygulama olduğunu öncelikle kabul etmek gerekiyor. 1999 yılından beri Öcalan, ya tecride maruz kaldı ya da avukat ve aile üyelerinin ziyaretlerinde çeşitli engellemelere maruz kaldı. Bu tecrit uygulamalarının temel sebebi, Öcalan'ın Kürt halkı içerisindeki önderlik konumunu yıkmaya çalışmaktır. Bu uygulama ayrıca Türk hükümetinin Kürt meselesini barışçıl yollarla çözmeye niyetinin olmadığını açıkça ortaya koymakla birlikte Uluslararası ve Avrupa İnsan Hakları kanunlarını da hiçe saydığını gösteriyor. Öcalan’ın ailesi ve avukatlarının yanı sıra diğer tutuklularla irtibatının bir an önce sağlanması gerekiyor.

Oier IMAZ ('Basque Abertzale Left'-Bask İçin Barış Süreci Platformu Üyesi):
Tecrit oldukça ciddi bir konu. Öcalan üzerindeki uygulanan bu tecrit çok uzun bir süredir devam etmekte. Hatta zehirlenmiş olabileceğine dair bazı iddialar bile var. Diğer yandan bu durum, uluslararası kuruluşların en temel insan haklarının bile ihlal edildiği durumlarda yaptırım uygulamakta ne kadar aciz olabildiklerinin iyi bir örneği olmuştur. Bence Öcalan üzerinde uygulanan bu tecrit, uluslararası bir problemdir. Çünkü politik tartışmaların bile ötesinde en temel insan haklarının ihlal edilmesi söz konusudur. İspanyol devleti tarafından Bask ülkesinde de değişik seviyelerde izolasyon politikaları uygulanmıştır. Siyasi tutsaklar ailelerinden uzak tutularak ve akrabalarıyla görüşmeleri engelenerek, üzerlerinde baskı kurulmaya çalışılmıştır. Hangi devlet tarafından hangi politik amaçlar için yapıldığına bakılmaksızın, bu uygulamalar açık ve net bir şekilde işkencedir. Uluslararası sözleşmelere taraf olan bütün kuruluşlar tarafından da işkence olarak tanımlanmalıdır ve acilen son verilmelidir.

‘Tecrit ciddi bir işkence uygulamasıdır’

BastA (Alternatif Basel Partisi Genel Sekreteri-İsviçre):
Sayın Öcalan'a uygulanan tecrit insani, vicdani ve insanlık değerleri açısından ciddi bir ihlal, ciddi bir işkence uygulamasıdır, bu nedenle uluslararası toplum tarafından kınanması gerektiğine inanıyoruz. Buna inanmak ve gereklerini sadece sözlü değil, aynı zamanda pratik çaba olarak da yerine getirmeliyiz. PKK'nin diyalog ve barış yöntemine inanması, bunun için mücadele vermesi yerindedir. Sayın Öcalan aslında ilk ateşkesle birlikte diyalog ve barış arayışı içinde olduğunu onlarca kez kamuoyuna beyan etti. Eğer o dönemlerde bir adım atılsaydı ve Öcalan muhatap alınsaydı, 1993'ten bu yana bunca kayıp yaşanmayacaktı. Aklın ve mantığın yolu, bu sorunun çözümünün yine Öcalan'dan geçtiğini gösteriyor. Kürtler ise bunu kabul etmiş ve Sayın Öcalan'ın liderliğini benimsemiştir. Biz ancak halkların ortaya çıkardığı iradeye saygı gösterebiliriz.

'Tecrit ile çözüm süreci baltalanıyor'

Cengiz ÇANDAR (Gazeteci-yazar)
Kendim bu tecrit politikasına baştan beri karşı çıktım. Ve Öcalan'ın mahkumiyeti değil, tam tersi bir durumda olmasını savunan biriyim. Bir insanı tecride tabi tutmak insanlık suçudur. Ve hele bu Abdullah Öcalan gibi, bir halkın kabul ettiği bir kişilik ise daha vahim bir durumdur. Yaşadığımız süreç çok sıkıntılı bir süreç, siz çözümün en iyi aktörünü dünyadan kopardığınız an çözüm sürecini de baltalamış olursunuz. Bu durum hiç kimseye fayda getirmediği gibi daha vahim sonuçlar da doğurabilir kanaatindeyim. Abdullah Öcalan üzerindeki tecride hemen son verilmesi gerekir diyorum.


Mithat SANCAR (Hukukçu, gazeteci-yazar)
Bu durum hukuken de, siyaseten de doğru olmayan bir durumdur. Ağır bir mahkumiyetir. Evrensel normlara uygun değildir. Siyasi açıdan da bu durum sakıncalı ve tehlikeli sonuçları var, ki bir kısmı bugün zaten yaşanıyor. Öcalan, Kürt siyaseti için barış ve demokratik sürecin bütünlüklü bir halde tutma gücüne sahip biridir. Bu gücü bildikleri için bu ağır tecrit uygulanıyor bana göre. Daha istikrarlı bir barış süreci isteniyorsa, Öcalan'ın yeniden rol oynayabileceği şartlar yaratılmalıdır kanısındayım. Tecrit insanlık suçudur bunu kimse kabul etmemeli. 

Hazırlayan: SUNA KÖSE/ÖZLEM GALİP/ALİ ONGAN/A.KARATAŞ




İmha ve inkara dayalı Tecrit kaldırılmalı

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Temmuz 2011 tarihinden bu yana avukatları ile görüşmelerinin engellenmesine tepki gösteren emek örgütü temsilcileri, AKP Hükümeti’nin uyguladığı politikaların Kürt sorununda “çözüm yerine çözümsüzlüğü tetiklediğine” dikkat çekerken, tecridin bir an evvel kaldırılması gerektiğini belirttiler. Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu Genel Başkanı Lami Özgen ve Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Erol Ekici, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a bir yıldır uygulanan ağırlaştırılmış tecrit ve Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözülmesi için yapılması gerekenlere dair değerlendirmelerde bulundu.

KESK: Kürt halkı da tecride tabi tutuluyor
KESK Genel Başkanı Lami Özgen, AKP Hükümeti’nin Kürt sorununa “pazarlıkçı” ve “hesapçı” yaklaştığını belirterek, “Oslo görüşmeleri süreci önemli süreçlerdi. Her ne kadar kamuoyunun bilgisi dışında gizli yapılmasına rağmen Kürt sorununun demokratik çözümü noktasında biraraya gelme ve karşılıklı müzakere açısından oldukça önemliydi” dedi. Görüşmelerin basit nedenlerle kesilmesinin nedeninin Türk siyasi hayatının Kürt sorununun çözümü noktasında bütünlükçü olmamasına bağlayan Özgen, Oslo sürecinin er ya da geç yeniden başlaması gerektiğini belirterek, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile yaptıkları görüşmede de bunu dillendirdiklerini aktardı.
Kürt Halk Önderi Öcalan’a uygulanan tecridin hükümetin güvenlik konseptine paralel olarak geliştiğini söyleyen Özgen, “Kürt sorununun klasik anlamda imha üzerinden ele almanın bir sonucudur. Kürt sorunun çözüm sürecinde en önemli aktörün Öcalan olmasından dolayı ona fiili olarak tecridi dayatmaya çalışıyorlar. Halk ve toplum ile olan bağını kopararak, savaş konseptinin psikolojik boyutun hayata geçirmişlerdir” diye konuştu.

‘Tecrit intikam almaya yönelik yapılıyor’
“Bu tecrit Öcalan şahsında bir bütün olarak Kürt halkına yöneliktir” diyen Özgen, “Yaşanan süreç tamamen siyasi bir süreçtir. İntikam almaya yönelik klasik bir süreç yaşanıyor. ‘Ya istediğimiz çizgiye gelirsiniz ya da kendi çizginizde ısrar ederseniz size tecrit uygularız’ diyorlar” diye belirtti. Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in İmralı’ya yönelik açıklamalarının Türkiye’deki adaletsizliğin kendisi olduğunu belirterek, “Dünyanın hiçbir yerinde kişiye dayalı hukuk sistemi olmaz. Hukuk sistemi bir bütün olarak toplumun bütün bireylerine eşit uygulanır. İmralı hukuku kişiye özgüdür. İmralı’ya uygulanan izolasyon bir nevi rehine hukuku çerçevesinde yaklaşımdır ve bu Kürt sorununun tekrar çatışmalı bir sürece dönüşün gerekçesidir” dedi. Özgen, Kürt sorununu demokratik bir çözüme evrilebilmesi için Öcalan’a uygulanan tecridin ortadan kaldırılması gerektiğinin altını çizdi. Özgen, tecridin devam etmesi durumunda Kürt sorununu barışçıl bir çözümünün mümkün olmayacağını vurguladı.

DİSK: Hükümet çözüm istiyorsa tecride son vermeli
DİSK Genel Başkanı Erol Ekici de DİSK’in sadece emek mücadelesi ile sınırlı olmadığını aynı zamanda demokrasi mücadelesinin de bir neferi olduğunu belirterek, Kürt sorununun Türkiye’nin temel sorunu olduğunu söyledi. Ekici, AKP Hükümeti’nin Kürt sorununda imha ve inkar anlayışını sürdürdüğünü Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan ağırlaştırılmış tecridin de bunun bir parçası olduğunu ifade etti. Habur’da yaşananların gerekçe yapıldığını söyleyen Ekici, “Hükümetin Kürt sorunun çözme niyetinin olmadığı orda açıktı. Gelen insanlar yaşam tarzlarının bir parçası olan elbiseler ile geldiler. İnsanlar sevinçlerini dışa vurdular. Ama AKP bunu bahane etti” diye konuştu. İmha ve inkar ile bir yere varılamayacağının altını çizen Ekici, devletin yıllardır katledip, yaktığını ancak sorunun çözülemediğini hatırlattı.

‘Kürt sorunu çözülecekse muhatabı İmralı’dır’
Kürt Halk Önderi Öcalan’a yönelik tecridi kabul etmenin mümkün olmadığını söyleyen Ekici, “Oslo’da sorunun muhatapları ile görüştün. Oslo ile İmralı da yapılan görüşmelerde fark yok. Sorunun muhatapları var. Öcalan, Kürt sorununda en önemli aktördür. 30 yıl öncesine baktığınızda Kürt sorunun tarifinde Öcalan nezdinde bir tarif var mıydı? Çözümün tartışılır noktaya gelmesinde Öcalan’ın rolü yadsınamaz. Bir insanın önderine sahip çıkmasından doğal ne olabilir. Kürt sorunu çözülecekse muhatabı İmralı’dır. Tecride alınmış, özgürlüğü kısıtlanmış, ama Kürt halkının kendisine önder olarak gördüğü Öcalan’dır bunun muhatabı” değerlendirmesinde bulundu. Ekici, Kürt sorunun çözümünün istenmesi durumunda protokollerin ve yol haritasının dikkate alınması gerektiğinin altını çizerek, Kürt sorununda muhatabı devletin içine sindirmesi gerektiğinin altını çizdi. Ekici, sorunu yaratanların sorunu çözmeyeceğinin açık olduğunu söyledi.
Ekici, yıllardır Öcalan’ın İmralı Cezaevi’nde izolasyona tabi tutulduğunu belirterek, “Bırakın bununla kalmayı, kendi ailesi ve avukatları ile görüştürülmüyor. Bu uygulamayı bu ülkede demokrasi, özgürlük ve adalet diyen kimse kabullenmemelidir. Hükümet çözüm istiyorsa Kürtlerin kendine önder dediği ve bedenini yakmaktan çekinmediği bu insanın tecridine son vermelidir. Çünkü sorunun muhatabı bellidir” diye belirtti.

 ALPER ATALAY/MURAT ÇİFTÇİ