Beranger’in bu dizeleri; "Büyük Dönüşüm" adlı eserin arka kapağında yazılı. "Büyük Dönüşüm", Alternatif Yayınları’nın, 1999 haziranında yayınladığı bir kitap. Abdullah Öcalan ve Mihri Belli’nin 1997 sonbaharında tarihi ikinci buluşma sohbetlerini içermektedir. Birinci buluşma 1982’de "Faşizme Karşı Birleşik Cephe" kuruluşunda gerçekleşmiştir. Gerçekten de daha o yıllarda, Ortadoğu devrimi, halkarın gönüllü birleşik demokratik konfederasyonu, Türkiye Demokratik Halk Devrimi, birleşik mücadele ve hatta 'Rojava Demokratik Halk Devrimi’nin temel konuşmaları, çarpıcı bir şekilde dile getirilmektedir. Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu alanlarında mücadele etmiş, yıllarını vermiş iki önder devrimcinin sohbetleri, bugünki devrimci-demokrat, anti kapitalist müslüman tüm gençlik tarafından dikkatle okunmalıdır. Sadece gençler değil, sosyal-şovenizmin ve her türden gericiliğin etkisi altındaki Türkiye kamuoyunun da gündemine taşırılıp, kara propagandacıların yüzü kara edilmelidir.

"Büyük Dönüşüm" kitabı okunduğunda, bugün için tartışılan, önerilen birçok görüş ve toplumsal özgürlük ve kurtuluş projesinin, o yıllarda yapılan bu sohbetin temel konuları olduğu, hemen anlaşılacaktır. Yoksa bazı sahtekarların söylediği gibi, Öcalan'ın esaretinden sonra ortaya çıkmış değil. Nitekim Hayrettin Belli’nin, 30 Nisan 2013’de Yeni Harman'da çıkan, devrimcilere kara çalmakla meşgul Star başyazarı Mustafa Karaalioğlu’na cevaben yazısında, "Büyük Dönüşüm" için; "Evet o kitap incelendiğinde bize, Türkiye komuoyuna Abdullah Öcalan hakkında, 'Yakalandıktan sonra görüşlerini değiştirdi' biçiminde anlatılan şehir efsanesinin, külliyen yalan olduğu ortaya çıkar" demesi, aynı zamanda Türkiye kamuoyunun yalan ve karalamalarla nasıl aldatıldığının ispatıdır.
Tekrar vurgulamak gerekir ki, "Büyük Dönüşüm" kitabı güncelleştirilmeli ve özellikle Türkiye kamuoyunda yaygınlaştırlmalı, HDK’nin tüm çalışma alanlarında tekrar işlenmelidir. Çünkü bu eser halkların kardeşliği şiarının ve birleşik mücadelenin eylem kılavuzudur. Çünkü gün, 'Rojava Devrimi’ ve Ortadoğu halklarına yönelik emperyalist kuşatmaya karşı, örgütlenmeyi büyütme, yaygınlaştırma ve halklaştırma günüdür.
Mihri Belli, Kerkük Türkmenlerinden Diyarbakırlı telgrafçı Muhammed'in torunu ve Urfalı Mahmud Hayreddin’in oğlu olarak Aralık 1915 yılında Silivri-İstanbul'da dünyaya geldi. 16 Mart 1920’de İngilizler ve Mütefikleri İstanbul’u işgal edip meclisi bastığında, babası, Çatalca Mebusudur. Ardından İngiliz işgal kuvvetlerinin evlerini basması, onun anti emperyalist ruhunun esin kaynağı olur. Daha sonra yurtdışı eğitim ve bir asra yakın mücadele yılları... 1965-66 yıllarında Yön dergisinde (141.'den dolayı yazması yasak olduğundan) 'Eski tüfek’ müstear adla yazılar yazmıştır.
"Büyük Dönüşüm" kitabının başlangıç kısmında sayın Öcalan'ın M.Belli’ye yönelik kitabından birkaç cümle şöyledir: "Değerli usta, oldukça önem verdiğiniz halkların eşitlik ve özgürlük temelindeki birliği için şimdi bir imkan doğuyor. Altmış yıllık bir komünist mücadele yaşamınızda çok şey söylediniz, bizden çok önceleri enternasyonalist temelde bir gerilla savaşımına da katıldınız. Yunan iç savaşının etkin bir gerillasıydınız..., 1940-50 TKP aktif merkez üyesiydiniz, 1950-60 arası büyük tevkifat sürecini yaşadınız, 1960-70 arasındaki halk hareketinin ve devrimci geçlik mücadelesinin yükselişinde çok aktif roller oynadınız..., Doğru ilkeli tutumun örnek değerlendirmelerini hep sizden duyduk…" Buna mukabil sayın Belli, sayın Öcalan’a şöyle cevap veriyor:
"İlk kez enternasyonalist bir tutumu biz PKK’de gördük..., Bütün halkların, özellikle Türk ve Kürt halklarının özgür ve eşit olarak gönüllü birliğini hedef bilen bir önderlik var. Bu bizim için de mutluluktur. Ve er-geç, bu gerçek en geniş kamuoyu çevrelerinde de anlaşılacaktır ve sürgelen savaşı bir vurgun, bir çetecilik alanı olarak kullanan faşist çevreler teşhir olacaklar, yurtsever güçler, barış güçleri egemen olacaklardır. Buna inanıyorum."
90'ıncı doğum gününde Mihri Belli
2006 yılında Mart ayının ilk gününde Mihri Belli’nin 90. doğum günü için, İstanbul Yeni Melek Sinemasi Gösteri Merkezinde’yiz. Sayısı bini aşan, geniş katılımlı bir gecedeyiz. Türkiye demokrasi ve sosyalizm mücadelesinden, nerdeyse her eğilimden insanın bulunduğu bir buluşma. Liseli gençlik yıllarımdan MDD'ci eski dost, Mayıs ayında bir trafik kazası sonucu kaybettiğimiz, yiğit devrimci Alper Savaşkul’un ve Yasemin Göksu’nun ısrarı ve Mihri abiye vefa duygusyla ordayım. Gecede Akın Birdal bir açılış konuşması yaptı. Vedat Türkali hem hapislik ve hem de mücadele yıllarına ait  ortak anılarını paylaştı. Ertuğrul Kürkçü, Mustafa Kaçaroğlu, Mustafa Yalçıner birlikte sahneye gelerek, Mihri Belli ile ilgili anı ve düşüncelerini içeren dikkat çekici, konuşmalar yaptılar. Sonra Seydi Fırat’ın sevecen, birleştirici ve onore eden konuşmasını dinledik. Gecede öğretici ve coşkulu konuşmalar yakın arkadaşları ve dostları tarafından dile getirildi. Bu konuşmaların yanında; Yasemin Göksu, İlkay Akkaya, Ferhat Tunç, Edip Akbayram, Cahit Berkay ve Başka Kültürler Korosu okudukları eserleriyle geceyi, daha da unutulmaz kıldılar.
Sözü Mihri Belli almadan önce; Sevim Belli’nin konuşmasından unutmadığım bir cümle şöyleydi; "Unumuzu elemiş, eleğimizi asmış değiliz ki rahatça ölelim. Daha yapacak çok iş var." Mihri Belli’nin konuşması ise bir vasiyetti. Unutulmaması ve gerekleri yerine getirilmesi gereken önemli, tarihsel bir vasiyet:
"Militan solun bölünmesine müsade etmeyin. Sosyal şovenizmin ve faşizmin halklarımız üzerindeki hegemonyasına son verilmeli. Daha iyi bir dünyayı kurmak için saflarda birleşik ve bir bütün olarak kalın. Tüm devrimcilere söylüyorum; İmralı'daki yoldaşı doğru anlayın ve Kürt Özgürlük Hareketiyle birleşik mücadeleyi yükseltin. Unutmayın ki Türkiye devriminin yolu burdan geçer..."
Mihri Belli, kendisine oturması için verilen sandalyeyi kibarca reddederek, dimdik ayakta ve büyük bir heyecanla, salona değil, sanki tarihe konuşuyordu. Belli ki O, anın devrimcisi olmanın ne olduğunu çok iyi biliyor ve bu anı en üst seviyede verimli kılmak ve bu verimliliği kalıcı kılmak için konuşuyor, vasiyet ediyordu. Çünkü Mihri Belli acılardan süzülmüş yıllara dayanan tecrübesi ile birleşik mücadelenin  içerden ve dışardan ne tür oyunlarla boşa çıkarılmaya çalışıldığını iyi görüyor ve biliyordu. Doğum günü kutlamasını, solun kendisini gözden geçirme ve ortak mücadelede birleşme plartformuna dönüştürmüştü. 12 Eylül faşist darbesinin acılarını ve yapılan yanlışları belleğinde kazımış, unutmamış devrimciler, Eski Tüfek’in konuşmasını büyük bir dikkatle dinleyerek ve coşkuyla selamladılar...
Bu coşku gösteriyordu ki, zor da olsa, Türkiye demokrasi mücadelesi kendine sevdalı, hasta ruhlu, kariyerist, sözde sol lafazanların, sosyal-şovenlerin entrika ve demogojilerini, hile ve oyunlarını bozarak, gelişecek ve halklaşarak büyüyecekti...
2012 yılında mezarı başındaki anma toplantısında, mücadele arkadaşlarından Celal Beşiktepe, Belli’ye hitaben bir yıllık raporumuzdur diyerek, şöyle sesleniyordu: "Bu yıl yüzbinlerce insanla 1 Mayıs’ı kutladık. Hep özlemini duyduğun Toplumsal muhalefetin ortak mücadele örgütünü kurmaya çalıştık ve epeyce yol aldık. Bu mücadelemiz Kürt Özgürlük Hareketi ile birlikte kararlılıkla devam ediyor."
16 Ağustos 2011 yılında 96 yaşında yitirdiğimiz, delikanlı devrimci, 'Eski Tüfek'i saygıyla anarken, vasiyeti, yoldaşlarının ve Türkiye’li devrimcilerin eylem kılavuzu olarak önce HDK, sonra da ileri bir aşama olarak 'Halkların Demokratik Partisi-HDP’de hayat bulmuştur. Bu gelişim inancımızı perçinlemiş, umudumuzu büyütmüştür. Kurulan barış ve demokrasi meclisleri bu anlamda tarihsel öneme sahip olup, artan bir tempo, çalışma, devrimci bilinç ve duyarlılıkla halka taşırılmalı, Türkiye halkları sosyal-şovenizm, her türden gericilik ve savaş simsarlarının pençesinden kurtarılmadır. Ya küresel zalimlerin uşağı olmak ya da köhnemiş anti demokratik gerici statükonun yedeğine düşmek halkların kaderi değildir. Çünkü "Üçüncü Zaman Dervişleri", "Rojava Demokratik Halk Devrimi" örneğinde olduğu gibi "üçüncü yol" olan, halkların hakkaniyetli gönüllü birliği ve demokratik kurtuluş yoluyla bu oyunu bozmuştur ve bozacaktır. Sonu "Büyük Dönüşüm" önsözden bir pasajla bitirelim:
"İnsanlığın kesintisiz toplumsallaşma çabasının dinamosu olan demokrasi ve sosyalizm mücalesinde, esasta işlevini tamamlayarak kapanan bir dönemden, açılan yeni döneme tarih taşıyıcıları, nefes nefese bayrak yarışçılarıdır... Yarışçılar bize bu yarışın iki sade ilkesini gösteriyorlar; bayrak yere düşürülemez... Yarış kesintisizdir..."