Merkel’in Türkiye’ye seçim öncesi gitmesi, kolonyal-faşizmin üst figüranı Erdoğan‘a seçim öncesi, "kapitalist makyaj" oldu.  

Merkel gitmeden önce eleştirildi.

Michael Hardt ve Antonio Negri 2002 yılında yayınladıkları "Empire" adlı eserde, dünyada demografik bir değişimin olacağını ve globalist politikanın yoksullaştırdıkları ülkelerden Avrupa’ya yoğun bir mülteci akını/saldırısı olacağının altını çizmişlerdi.

Bir nevi "sosyal intikam" olarak gündeme gelen bu politika neticesinde, Amerika’yı "işgal" etmek üzere yola çıkan milyonlar, birkaç yıldan beri akına başladılar ve son olarak Avrupa kıyılarına vurdular.

Bunun sonucu olarak, Batı Avrupa ülkeleri, Erdoğan’a "muhtaç" hale geldi.

Nafile!

Çünkü, sorun için köklü çözümler bulunmadığı takdirde, Erdoğan’la yapılacak temelinde "siyasal oportinizmin" yerleştirildiği politika, bir dönem sonra, etkisiz kalacak.

Bunu bilen aydınlar ve akademisyenler, Merkel’in Türkiye’ye gidişini eleştirdiler.

Almanya’da puan kaybeden Merkel, Türkiye’yi kendi politikasının "tamirhanesi" olarak kullandı. Erdoğan’da buna inan(ma)dı.

Ancak Erdoğan için, Merkel’in gidişi, AKP tabanı için, "timsaha sarılan kurtarıcı" imajı yarattı. Böylece aksesuara "estetik" Erdoğan-Merkel pozları yerleştirildi.

Bir yerde alan da veren de memnun gibi bir tablo eşliğinde, günümüzün barbarlığının ürettiği tablolar "makyaj" edildi.

Bu tabloyu hızla bırakıp, Erdoğan’ın "sosyal katır" yerine koyduğu bir kesim Kürtler’in çizdiği tabloya bakmak istiyorum.

Bülent Arınç’a "merhaba" ettikten sonra, Erdoğan’ın pençesine takılan Şivan Perwer, Diyarbekir’de aldığı sarsıcı darbenin etkisinden kurtulamadı.

AKP’ye mebus olarak "misafir edilen" Muhsin Kızılkaya, "prova süresini" başaramayan, talihsiz adamdı.

Muhsin’i deviren rakip, Erdoğan’ın "saf katır" yerine koyduğu Metiner oldu.

Muhsin’e geçit vermedi.

Kemal Burkay’ın Muhsin’den farkı olmadığının altını çizmek istiyorum; O da gittikten sonra, sadece reserv güç haline getirildi: AKP’nin siyasi mevzilerinde atıllaştırılan o kaderin gölgesi gibi.

Ve Erdoğan, son "meydan muharebesi"nden ve yaşamına malolacak "tarihi hesaplaşma"dan (1 Kasım) önce, "Kürdistan Sosyalist Partisi"nin gelecekte "onursal başkanı" olacak Burkay’ı devreye soktu ve "Kürdistan Sosyalist Partisi PSK"nin "Lider"i Mesut Tek, 36 yıl sonra Türkiye’ye dönüyor.

Hadise "Ankara Katliamı" sonrasına denk düşüyor.

Konuştu ve dedi ki: "Kürtlerin bu dönemde AK Parti düşmanlığı yapmamaları gerektiğini düşünüyorum".

Devam etti: "Eğer Kürt karşıtı bir liste yapmak gerekecekse AK Parti bu listenin en sonunda olmalıdır. AK Parti düşmanlığı Kürtlere bir şey kazandırmayacağı gibi kaybettireceğini düşünüyorum".

Bu nasıl bir politika, demeyeceğim.

Kürdistan adının artık birçok anlama geleceğini biliyorum.

Karşılığında alınacağa bağlı.

Türkiye’de "Kürdistan" tabelesını legal taşıyacak bir parti, eğer "Erdoğan’a Kürt makyajı" yapmak için ve özellikle de Ankara Katliamı'ndan sonra geri dönüyorsa, o sadece bir yılana sarılmıyordur.

Erdoğan da bir biçimde bir "Kürdistan canavarına" sarılıyor; kaçınılmaz yenilgiyi bildiği halde.

En azından otuz yıldır tekerrür eden o bilinen tablo bir daha yaşanmayacakmış gibi poz veriyorlar: çirkin manzara!