Tayyip Erdoğan, "Kobanê ile Diyarbakır’ın, Hakkari’nin ne alakası var" dedikten sonra, "gösterileri bazı dış odaklar ve paralel yapı ile işbirliği içindeki kesimler gerçekleştirdi" dedi.

Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, Kobanê için yurt genelinde yapılan gösterilerin HDP'nin çağrısıyla başlayıp HDP'nin çağrısı ile sona erdiğini belirtti.
Hükümetin propagandacısı Abdülkadir Selvi ise, "olayları Öcalan’ı tasfiye etmek isteyen PKK başlattı" diye yazarak Erdoğan'ı ve Akdoğan’ı boşa düşürdü.
Aynı saflarda, aynı amaçlar için siyaset yapan ve birbirinin kopyası düşüncelere sahip bu insanlar, aynı olay için birbirini yalanlayan tespitler yapıyor.
Acaba neden?
Türk siyasetçisi ve Türk aydını tanzimattan beri ölümcül bir hastalığın pençesinde de ondan. Sorunların gerçek nedenlerini öteleyip kendi hayalleri ile izah etme hastalığıdır bu.
Aldanma ve aldatma hastalığı…
Önce gönüllü bir şekilde aldanmaya yatıyor. Sonra bu aldanmayı sahici kılmak için argümanlar oluşturarak tüm toplumu aldatmaya çalışıyor.
Yıllarca ilkokullarda, üniversitelerde, kışlalarda, camilerde "Hepimiz Türküz, Kürt diye bir millet yoktur" tezi, aldanma ve aldatma faaliyetinin bir parçası olarak icat edilmiş en büyük yalandı.
1.5 milyon Ermeni'yi devlet politikası ile soykırımdan geçirdikten sonra, "Aslında Ermeniler Türkleri katletti. Bir kısım Ermeni ölmüşse de soğuktan ve hastalıktan ölmüştür" yalanını hala sürdürenler de bu zihniyet sahipleridir.
Ormanlar kalem, okyanuslar mürekkep olsa devlet yalanlarını yazmaya yetmez.
Geldik bugüne…
2010 yılında yapılan 1.Büyükelçiler toplantısında, "Türkiye, artık gelişmelerin peşinden sürüklenen değil, Ortadoğu’nun lider ülkesi olacak" diyen şimdiki başbakan Davutoğlu’ydu. "Komşularla sıfır sorun" diyen de oydu. Tüm bölge devletleri Türkiye karşıtı hale gelinceye kadar, Davutoğlu kendisini Nobel’e aday "büyük barışçı" sanıyordu.
Türkiyeli siyasetçi ve yazarların, "sabah Suriye’ye girer, öğlen namazını Şam’da kılar, akşam Lübnan sınırına dayanırız" martavalı da bu aldanma ve aldatma geleneğinin parçasıydı.
Bugünlerde demokrat kesilen(!) Fethullah Gülen medyası, "KCK operasyonları ile demokrasinin önü açılıyor" yalanı ile zulüm rejimini meşrulaştırıyordu.
Büyük(!) fikir adamı Fehmi Koru’nun, 2011 yılında ortaya attığı, "Amerikalı bir dostumla konuştum, PKK’ye karşı bu kez Tamil seçeneği uygulanacak" martavalı kısa sürede hükümet politikası haline geldi.
Bugünlerde demokrat kesilen(!), içlerinde Mehmet Altan, Etyen Mahçupyan, Nazlı Ilıcakların da olduğu yüzlerce yazar büyük bir hevesle, "bu kez farklı olacak, PKK kesin yenilecek" diye yazıyordu.
Beşliği basıp milyon kazanmak isteyen lotocu zihniyeti işte.
Kim yenildi? Galip gelen kim?
İktidarın eteğinin altında, kendi inandığınız yalanları, palavraları, martavalları para ile, devlet desteği ile asker ve polis şiddetiyle hakikat haline dönüştüremezsiniz.
Ve bu kafayla siz daha çok tükürdüğünüzü yalar, daha çoook sürünürsünüz.