Zeki AKIL

Türkiye devleti AKP-MHP hükümeti eliyle Kürt halkını jenoside tabi tutmaya ve saldırılarını artırmaya devam ediyor. Yüzyıllık aralıksız jenosit kıskacında Kürtler nefessiz bırakılmak istendi. Ancak 1970’lerden sonra Türkiye’de devrimci hareketlerin gelişimi ve bu ortamdan Kürdistan devrimcilerinin boy vermesi tarihi akışı tersine çevirmeye başladı. Kürtlerin direnişini ve tarih sahnesine çıkma gücünü 12 Eylül darbesi dahil devletin karşı devrime sarılması da durduramadı. Devlet Kürtler üzerinde jenosidi durdurma veya politika değiştirme yoluna gitmediği için yine savaşa ve „çöktürme planı“na başvurdu. Bu planın uygulaması için de MHP öncülüğünde Erdoğan ve Ergenekon dahil Türk tarihinin en ırkçı ve faşist bloku oluşturuldu.

Ortadoğu 1. Dünya Savaşı sonrası dizayn edilmişti. 2. Dünya Savaşı’nda da bu statü değişmedi. Arabistan birçok devlete bölünmüştü, Kürdistan ise dörde. Çizilen sınırlara ek olarak savaş sonrası siyasi coğrafyaya İsrail devleti eklenmişti. Şimdi Ortadoğu’da 3. Dünya Savaşı yaşanıyor. Sovyetlerin dağılmasıyla 2. Dünya Savaşı sonrası yeniden dizayn ve paylaşım sorunu gündeme geldi. Özellikle körfez savaşından sonra bu süreç başladı. Suriye iç savaşıyla birlikte bu çatışma boyutlandı. Dünyanın etkin güçlerinin tümü bir biçimde soruna dahil oldu.

Türkiye değişen statü korkusunu ölümcül biçimde hissetti. Onun için İran gibi güçleri örnek aldı. Sınırları dışında paramiliter güç oluşturma ve onları ulus devlet politikaları için kullanmaya başladı. Özellikle Suriye bu politikanın yaşam bulması için uygun bir zemindi. Çünkü uluslararası kurumlar ve devletler hukuku çökmüş, herhangi bir kural kalmamıştı. Kimin gücü varsa Suriye’ye girebiliyordu. Türkiye hem Suriye’yi işgale başlamış hem de silahlı çeteleri örgütleyerek Efrîn’in işgalinde kullanmıştı. İdlib’de de aynı politikayı farklı biçimde sürdürüyor. Rusya ile anlaşarak oradaki güçleri de himayesine almaya, onları da Kürtlere karşı kullanmaya çalışıyor.

Türkiye devlet olarak Kürtleri bitirmeyi, tüm örgütlü güçlerini öncelikle dağıtmayı önüne koymuş. Erdoğan’ın Suriye’ye dönük tehditleri propaganda veya sıradan tehditler değildir. Minbic’ten başlayarak Fırat’ın doğusunu işgal edip dağıtacağını söylemesi işgal için kamuoyu hazırlamaya dönüktür. Şengal’i ve Güney Kürdistan’ı hedeflemeleri de bu bütünün parçalarıdır. Türkiye’nin tek başına Kürtleri ezmeye gücü yetmemektedir. Efrîn’de olduğu gibi Rusya ve Araplardan devşirdiği silahlı çetelere ihtiyacı var. ABD ve NATO’nun desteği gerekiyor. Kuzey Kürdistan’da da hain ve işbirlikçi Kürt ayağına ihtiyacı var. Güney Kürdistan’da da öyle.

Türkiye dünyada Kürt düşmanlığının öncülüğünü yapıyor. İran ve Irak’la birleşerek Güney’e saldırdılar. Kerkük ve birçok bölgeyi Kürtlerin elinden aldılar. Şimdi de Güneyli güçleri yanına alarak gerilla güçlerini darbelemek için çabalıyor. Kürtlere karşı uçan kuştan bile yararlanmak peşindeler. Dünyada kim Kürtlere karşı destek verecekse her türlü tavizi vermeye, tehdidi savurmaya, şantaja başvurmaya hazırlar. Son yıllarda Türkiye her şeyiyle pazarlandı, devletin tüm birikimleri piyasaya sürüldü. Yine de Kürtler karşısında istediği sonucu alabilmiş değiller. Ancak Kürtlerle barışma, uzlaşma ve bu kör düşmanlığa son verme yerine işgal ve düşmanlığı derinleştirme arayışındalar. Öyle ki Türkiye tüm sistemini değiştirdi, dolu dizgin bir faşizme kaydı. Kürtlerin yasal, demokratik yollarla elde ettiği belediyelere el koydular. Yeni seçimler daha yapılmadı, adaylar bile belirlenmemiş ama Erdoğan yine kayyumlar atayacağını, seçilecek belediyelere el koyacağını büyük bir pervasızlıkla ilan ediyor.

Erdoğan bu cesareti dünyanın sessizliğinden alıyor. Türkiye’de basını ele geçirmesinin lüksünü yaşıyor. CHP’nin ulusal-devletçi zihniyete sahip olmasının keyfiyetini kullanıyor. Bütün bunlara rağmen Erdoğan’ın toplumsal tabanı genişlemiyor. Irkçı faşist kesimler dışında ittifakları da kalmadı. Ekonomik durumlar giderek kötüleşiyor. Erdoğan savaşa sarılma dışında artık ayakta kalamaz. Bisiklete binmiş, dursa düşecek. Öyle sanıldığı veya göstermek istedikleri gibi güçlü değiller. Onun için daha saldırgan ve zorbalar. Başka biçimde ayakta kalma ve yönetme şansları kalmamış.