• Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ni akim bırakmayı göze alan Erdoğan, Saray'da oluşan danışman bürokrasisi ve askeri vesayete sığınmak zorunda kalıyor.

HEVAL TAHA

İktidar olmanın sorumluluğunu öteleyerek Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nde üzerine düşeni yerine getirmek yerine küçük iktidar hesaplarına düşen AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, bu kadar uzun süreli iktidarda olmanın da verdiği yorgunlukla hızla kontrolü kaybediyor. 100 yıllık bir enkazı kaldırma fırsatı olarak orta yerde duran Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ni kişisel hesaplar uğruna akim bırakmayı göze alan Erdoğan, dokunulmazlık zırhının kaldırılmaması uğruna büyük barış siyasetini ıskalıyor. Dokunulmazlığının kaldırılması durumunda bir takım soruşturmaların muhatabı olması muhtemel görünen Erdoğan, barış siyaseti de üretemeyince Saray'da oluşan danışman bürokrasisi ve askeri vesayete sığınmak zorunda kalıyor.

Bu bağlamda siyaset üretmeyi asayiş gündemi oluşturmaya indirgeyen iktidar, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’i Adalet Bakanı yaparak birdenbire piyasaya sürdü. Gürlek, ihdas edilen yetkileri ve icraatları ile AKP’nin bir önceki döneminin özel yetkili mahkemeleri ve özel yetkili savcılarının tüm yetkilerini kendi uhdesinde toplamış gibi davranıyor. Bugün AKP iktidarı tarafından “FETÖ'cü” olarak tanımlanan bu özel yetkili mahkemeler ve savcılar, bir dönem AKP iktidarının kamu gücünü ellerinde tutuyorlardı. Bu yetkiyi de bizzat dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan’dan alıyorlardı.

Hükümet tarafından tabiri caizse sınırsız yetkilerle donatılan mahkemeler ve savcılar, öylesine iktidarın kontrolünden çıktılar ki 17 Aralık 2013'te bir ucu Tayyip Erdoğan’a uzanan tarihin en büyük yolsuzluk operasyonlarından birini başlattılar. Tarihe daha sonra '17-25 Aralık' olarak geçecek bu hamlede bugün Dışişleri Bakanlığı koltuğunda oturan dönemin MİT Müsteşarı Hakan Fidan da ifadeye çağrıldı aynı savcılar tarafından. Bir iddiaya göre ifadeye gitmesi durumunda Fidan tutuklanacaktı. Oysa unutmamak gerekir ki söz konusu özel yetkili savcılar, Erdoğan’ın kendi makam araçlarını hediye edecek kadar himayesindeydi.

Başbakan koltuğunda oturan Erdoğan, bu soruşturmayı savuşturmakla uğraşırken MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin parti genel merkezindeki makam odasında asılı duvar saatinin “17:25”e ayarlandığı herkesin malumu. Demem o ki; özel yetkili mahkemeler ve savcılar, o operasyonu kendi başlarına başlatmadı MHP’nin de üzerinde mutabakat sağladığı bir hamleydi.

Erdoğan, devlet içi dengelerde kaybettiği güç odağını çok geçmeden yeniden ihdas etmeyi başardı ve dümenini Ergenekon olarak bilinen devlet içi güç odağı ile uzlaşmaya kırdı. Erdoğan, bu süreçte ortalığa saçılan ve küçük oğlu Bilal Erdoğan ile arasında geçen telefon görüşmelerinin kayıtlarını kurduğu yeni ittifak sayesinde yine yargı yoluyla elde ettiği mahkeme kararıyla yakarak imha edilmesini sağladı.

Kısa süre önce özel yetkili savcılar tarafından yürütülen Ergenekon soruşturmaları için “Ben bu davaların savcısıyım” diyen Erdoğan, 17-25 Aralık operasyonu ardından Ergenekon ile siyasi geleceği konusunda uzlaştı. Ne olduğu tam olarak izah edilememiş olan 15 Temmuz “darbe girişimi" sonrası Erdoğan MHP’yi de ikna ederek Ergenekon ile olan ittifakını tam manasıyla tahkim etmeyi başardı. O günden başlayarak devletin ulusalcı-Avrasyacı kanadı ile ittifakı güçlendiren Erdoğan, Saray'da da yeni bir yapılanmaya gitti. 17-25 Aralık sonrası kendini korumaya almak için Saray'a çekilmeyi uygun gördü. Genel merkez ile arasına mesafe koyan Erdoğan, partiyi de Saray'dan yönetmeyi tercih ederek yeni bir AKP modeli inşa etti.

Bu süreçte MHP’de perde arkasındaki güç olduğu iddia edilen eski MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun ile Saray başdanışmanlarından Mehmet Uçum’un hemşehri olması AKP’nin deyimi ile tevafuk bir başka deyişle tesadüf olarak izah edilebilir mi?

Saray bürokrasisi, AKP kabinesinin de ötesinde yetki ve etkiye sahip. Ülke yönetiminde Meclis'i de devre dışı bırakan birinci derecede etkili olan Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri kabineden bağımsız Saray bürokrasisi tarafından oluşturuluyor.  Ufak bir hatırlatma yapayım. 22 Mayıs 2026'da bir gece yarısı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kapatılan Bilgi Üniversitesi üç gün sonra yine Erdoğan imzalı bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yeniden açıldı. Hiç kimse bu iki kararın neden alındığını hâlâ bilmiyor. Üniversitenin kapatılması kimin kararıydı kestirmek zor, ancak üç gün sonra açanın Erdoğan olduğu açık.

Bugün kamuoyuna karşı ısrarla Adalet Bakanı Gürlek eliyle yürütüldüğü vurgulanan fon vurgunu soruşturması da benzer bir biçimde Erdoğan’ın kontrolünden çıkıyor.

Erdoğan tarafından 15 Mart 2021 ile 18 Ekim 2024 tarihleri arasında büyükelçi olarak OECD Taimi Temsilciliğine atanan Prof. Kerem Alkin, fon yolsuzluğu soruşturmasından tutuklu. Alkin, AKP dışında olmakla birlikte Erdoğan’ın siyasi kadroları arasında tarif edilebilecek bir isim. Kehanet sayılmaz olası bir seçimde Alkin’in AKP listelerinden milletvekili adayı olması kimseleri şaşırtmazdı. Oysa bugün Erdoğan’ın atadığı bir büyükelçi yolsuzluk arsızlık davasından tutuklu.

Erdoğan, bir kez daha kontrolü kaybediyor. Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya aynı yolsuzluk arsızlık soruşturması sonucu görevinden “affını” istedi. Aynı Fatma Sayan’ın yurt dışında okurken İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden 85 bin dolar gibi çok yüksek bir burs aldığı ortaya çıktığında (ki bu da alenen bir burs yolsuzluğu arsızlığı vakasıydı) hiçbir yaptırıma tabi tutulmamıştı.

Burada siyasi iktidar açısından dikkat çekilmesi gereken birkaç husus var. Sayan ve eşi bu fona kişisel hesaplarından para aktarmamış da olabilir. Siyasi koruma karşılığı fon yöneticilerinin kendi sermayeleri içinden bir miktarı Sayan ailesi adına kullanıp Sayanların servetini oluşturmuş olma ihtimali çok yüksek. Bu nedenle sonuç ne olursa olsun Sayan ailesinin bu fona aktardığı paranın kendi hesaplarından çıkıp çıkmadığı da mutlaka incelenmeli. Zira açık kaynaklara yansıyan bilgilere göre Fatma Sayan fon almıyor, tek bir hisse senedine 160 milyon yatırıyor. Fon meselesine ilişkin soruşturmayı önceden öğrenen Fatma Sayan, bu bilgiyi TERA sahipleri ile paylaşmış olmalı ki elden çıkarmak istediği hisseleri dışarı satmadan TERA tarafından karşılanarak, Sayan’ın payı TERA mağdurlarının yatırımlarından karşılanıyor.

Görüldüğü üzere Gürlek’in başlattığı soruşturma, Erdoğan’ın çok yakınındaki isimlerin siyasal nüfuz kullanarak haksız kazanç elde etmelerine kadar uzandı. 17-25 Aralık döneminde iktidarın siyasi nüfuzunu kullanarak yolsuzluk yapanlar “beşli çete” olarak anılan ve Erdoğan’a çok yakın olan patronlardı. Bu siyasi nüfusun kaynağı elbette Erdoğan'dır.

Kontrolünden çıkan bu süreç, Erdoğan’ı bir takım telefon tapeleri ve yolsuzluk belgelerini ortadan kaldırmak için yargıyı yeniden harekete geçirmesini sağlayacak devlet içi yeni ittifakları aramak zorunda bırakabilir.