1 Kasım seçimleri, Erdoğan cuntasının kirli şavaşı altında gerçekleşti. Öyle ki önceki dönemlerin kirli savaşındaki saldırganlığı çok çok aşan yüksek yoğunluklu düzeyde başlatıp sürdürdü. 

Bu iki yönden böyleydi: birincisi sivil halka ve barış mücadelecilerine-Suruç ve Ankara’da-kitlesel ve dehşet saçan tarzda katliam düzenledi. İkincisi, Cizre’den Silvan ve Gever’e, on günü bulan sokağa çıkma yasağına eşlik eden top, polis panzeri ve özel harekatçılarla saldırdı. Yine sivil insanları ve çocukları katletti. 

Yeni olan biçimler bunlardı, savaş uçakları bombardımanı ve savaş operasyonlarına bu yöntemler eşlik etti. 

Tabii, herzaman olduğu gibi faşizmin kara propagandası eşlik etti. Bizim kendimize katliam yaptığımız yalanını Erdoğan cuntası medya tekeliyle ve yaygın örgütüyle propaganda etti. Şovenist mutabakatin bize medya ambargosu buna eşlik etti. 

Bunlar düzeyi yoğunlaştırılmış kirli savaş ve yükseltilmiş yalan imparatorluğu koşullarıydı. Ve şimdiye kadar askeri cunta şartlarındaki seçimlerde bile bu denli yoğun baskı ve saldırılar gerçekleştirilmemişti. Erdoğan cuntası, generallerle ittifak içinde 7 Haziran’dan da önce başlattığı bu saldırlarla sonuç almayı, 7 Haziran sonucunu 1 Kasım’da değiştirmeyi hedefledi.

Faşist ve katil diktatör Erdoğan henüz seçimi tekrarlama kararı verilir verilmez, sonucu da kesinleştirmişti:

“1 Kasım seçim sonucu 7 Haziran gibi olmayacak”!

Katliam, Kürt kentlerine savaş kuşatması ve yalan bombardımanı, önceki 2 yılı aşkın çatışmasızlık sürecinin yarattığı sonucu, HDP’nin seçim desteğindeki hızlı artışı geriletirken AKP’ye desteği artırdı.

AKP faşizmi, kirli savaş yoğunluğunu artırarak, başta varolan asker yakınlarının itirazının savaş karşıtı kitle hareketine dönüşmesini, saldırıları şovenist mutabakatla birleştirerek, engellemeyi başardı.

AKP faşizmi, Ergenekoncularla ittifak ve onların prop-ajit desteğini de alarak, “milli”lik demagojisini de önemli ve aldatıcı bir algı yaratarak kullandı. 

Böylece bir yandan kirli savaş saldırı ve katliamlarıyla korku yaratarak Kürt halkımızın muhafazakar ve orta kesimlerinden HDP’ye gelmiş olan oyların bir bölümünü geri aldı. Adeta “oy verelim belki yeniden çatışmasızlığa döner” yanılgısıyla bu oyları aldı. 

Yine aynı korkuyla ama daha çok da şovenist etkiyle Türk halkımızdan önceki son iki seçimde gelmiş oyların bir bölümü HDP’den uzaklaştı.

Kirli savaşın bu katliamcı saldırıları, AKP’nin Türk milliyetçiliğinin isabetli bir temsilcisi olduğu algısı yaratarak, MHP’deki hatırı sayılır büyüklükteki bir bölüm oyları blok olarak AKP’ye kaydırdı. Benzer etken SP ve BBP’nin oylarını da AKP’ye çekti.

Böylece AKP tek başına hükümet olacak oyu alabildi. 

Birinci planda olmasa da AKP’nin hazırladığı hileler bu sonuçta önemli bir rol oynamıştır. 

Erdoğan ve generaller, HDP eksenine Türk halkından yeni büyük kitlelerin gelmesi olanağını şimdilik önlemeyi başarmıştır. Fakat herşeye rağmen HDP ve demokratik barış bloku, azımsanmayacak kitle desteğini bu ağır kirli savaş saldırılarına rağmen almayı başarmıştır. Bu aynı zamanda önümüzdeki süreçte Erdoğan faşizmine karşı direnişin kitlesel desteği olacaktır. 

Erdoğan cuntası, bu sonuçla, fiilen başkanlık rejimini ve kendi halifeliği altında yeni faşist cumhuriyeti kurmuştur. Bunun anayasasını resmen yapma çabası muhtemelen başarısız olacak, gerçekleşmeyecektir. Bu, yalnızca ileriye doğru bu rejimin görece uzun sürmesini sağlayacak kuvvetlendirmeden yoksun olduğunu gösterir ama Erdoğan diktatörlğünün yeni rejiminin kurulduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz.

Erdoğan faşizmi, ideolojik olarak; selefilikle ılımlı İslamın birleştirildiği ve milliyetçilik ile kapitalist pragmatizmin harmanlandığı bir idelojik forma sahip. Buna, sosyal haklar yerine “hayırseverliği” getirmeyle tamamlayarak, neoliberal bağnazcılığı uygulamayı ekliyor. 

Erdoğan faşizmi, aldığı sonuçtan cesaretlenerek Kürt Özgürlük Hareketi’ne (KÖH) ve Türkiye devrimci demokratik hareketine saldırmaya devam edecektir. Kirli savaş saldırılarını 1 Kasım’ın hemen ertesinde sürdürdü. Uçaklarla medya savunma alanlarını vururken, Kürt kentlerini savaş kuşatmasına aldı, kan döktü. Silvan, Gever ve Siirt’te can aldı.

Siyasi kırım saldırılarına devam edecek, HDP ve diğer devrimci ve demokratik partilerin kadrolarını hapse göndererek faşizmle mücadele edecek güçleri zayıflatmaya devam edecektir. Hatta Mussolini benzeri bir taktikle devrimci parti ve kitle örgütlerini adım adım ve yapabileceği ölçüde kapatmayı deneyecektir. 

Muhtemelen, süresi ve çapından bağımsız olarak, Cerablus işgali ve YPG’ye saldırıyı deneyecek, büyük devlet şovenizmiyle içerde Türk halkından desteğini pekiştirmeye, dışarda Rojava Devrimi’ne karşı radikal politik İslamcı savaş cephesini koruma altına almaya çalışacaktır.

Şimdiden dillendirdiği gibi, bu saldırganlığına, “silahları bırakın güçleri sınır dışına çekin, çatışmasızlık süreci başlasın” söylemini eklemeyi ihmal etmeyecek.

Fakat hesaplarında yanılarak, daha büyük batağın içine düşecek, şu iki sonuçtan biriyle karşılaşacak: KÖH’nin silahlı-silahsız, ezilenlerin demokratik barış ve günlük taleplerle yaygın kitle mücadelelerinden oluşacak direnişiyle karşılanarak çatışmasızlığa geçmek zorunda kalacak. Veya yine bu mücadelelerin birikimiyle sıçrayacak halklarımızın büyük çaplı ayağa kalkışıyla yenilgiyi tadacak!

Erdoğan faşizmine yenilgiyi yaşatacak mücadeleyi yükseltmek için direnişi geliştirelim!