Tayyip Erdoğan’ın açlıkla teslim almaya çalıştığı akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’nın teslimiyete açlıkla direnişi 76. gününe girmişken Erdoğan’ın AKP’yi feshinin ne kıymeti harbiyesi olur aslında. Ama gelin görün ki görmezden gelmek de olmuyor. 

Siyasal tarihin nadir görülebilecek kişiliksizlikteki örneklerinden Binali Yıldırım’ın “vuslata ermek” tabiri ile karşıladığı AKP üçüncü olağanüstü kongresi Erdoğan’ın müdahalesi ile AKP’nin fiilen kendisini tasfiye kongresi oldu. Aynı kongre tarafından seçilen genel başkan Yıldırım kendisinin olağanüstü toplantıya çağırdığı delegelerin oyları ile partisinin Saray’a bağlanmasına öncülük etti. Erdoğan’ın “aşkım” dediği partiyi Yıldırım’ın hiç tereddüt etmeden bırakabilmesi AKP etrafında öbekleşen kişi ve grupların ortak paydasının siyasal değerler değil, kişisel çıkar olduğunu alenen ortaya koyması bakımından dikkate değer. Erdoğan’ın “aşkı” öyle büyük ki burada Yıldırım’ın sevgisine dahi gerek yok.  

Erdoğan tek aday olarak katıldığı seyirlik kongrede uzunca bir konuşma yaparak hali hazırdaki AKP’nin sonlandığını ilan etti. Önce il ilçe ve belde teşkilatlarını “yeniden yapılandıracağını” söyledi. Erdoğan bu sözü ile görevdeki tüm AKP teşkilatlarına fiilen görevden alındıklarını bildirmiş oldu. Erdoğan il ilçe belde teşkilatlarına müdahale ederek kısa süre sonra delegeliklerine son vereceğini söylediği AKP delegelerinin oyları ile partiyi mevcut haliyle alenen feshetti. Erdoğan belediye başkanlarının da ciddi bir operasyona tabi tutulacağını söyledi. Parti teşkilatı ve belediyelere direk mesaj verirken kabine ve meclis grubuna da abayla saklama ihtiyacı dahi duymadan sopayı gösterdi. 

Erdoğan 19 ismin üzerini çizdiği 50 kişilik MKYK’da kendi belirlediği 19 isme yer vererek ilk operasyonu AKP Genel Merkezi’nde yaptı. Bu operasyonla parti genel merkezinin içini boşaltıp karar mekanizmasını Saray’ına kaydırdı. Saray’a çıktığından beri genel merkeze dışardan müdahale eden Erdoğan böylelikle AKP Genel Merkezi’ni Saray’a taşımış oldu. Otoriter denetimin fiziki yakınlıkla ilişkisini çok iyi bilen Erdoğan’ın bakanlar kurulunu sistemli bir biçimde Saray’ında toplaması da bunun bir sonucu. 

Yeniden genel başkan olan Erdoğan’ın AKP’nin meclis grup toplantılarda da konuşması beklenebilir. TBMM içtüzüğüne göre grubu bulunan partinin genel başkanının milletvekili olmaması durumunda milletvekillerinin oyları ile gruptan bir milletvekili başkan seçiliyor. Ancak içtüzükte grup konuşmalarını kimin yapacağına ilişkin bir ifade yer almıyor. Saraya taşındıktan sonra salı günleri yapılan grup toplantıları yerine aynı gün sarayda muhtarlar toplantısı yapan Erdoğan’ın pratiği meclis grup toplantılarında da konuşma fırsatını kaçırmak istemeyeceğini gösteriyor.

Erdoğan’ın yeni MKYK’da yer verdiği en dikkat çeken isimlerden biri hiç kuşkusuz Ethem Sancak. Erdoğan’ın ipliğinin pazara çıktığı 17-25 Aralık hırsızlık operasyonuna konu kirli ilişkilerin kilit ismi Sancak’ın bu göreve getirilmesi Erdoğan’ın her anlamda bu davayla ilgili hesabının sürdüğünü gösteriyor. Bu yüzden Sancak’ın siyasi kadro olarak Saray’da yönetiminde yer alması hırsızlık şebekesinin faaliyetlerinin devam edeceğini gösteriyor. 17-25 Aralık’ta faş olan tepelerde Erdoğan adına havuz sermayesini organize ettiği ortaya çıkan Sancak bundan böyle Erdoğan’ın yasa dışı gizli örtülü ödeneğini yönetecek. Havuz etrafında toplanan sermaye gruplarının ihale paylaşımını ve bunlardan “reisin” payına düşeni doğru biçimde değerlendirecek. Sancak ikinci bir 17-25 Aralık vakasına mahal vermemek için Saray’da mesai verecek. 

Kısaca Sancak Saray’a bağlanan yeni yapıda Erdoğan’ın oluşturduğu havuz sermayesini temsil ediyor. Sancak, Erdoğan adına yeni sermaye aktarımlarını bizzat yönetecek. Bundan böyle medyada yaşanacak el değişimlerini de Sancak’ın kontrolünde olacağı muhakkak. 

Erdoğan’ın MKYK’sında yer alan bir başka dikkat çekici isim ise halen içişleri bakanlığı görevini sürdüren Süleyman Soylu. İçişleri bakanlığı görevine gelmesi ile kirli savaş politikalarını uygulama konusunda ne denli mahir olduğu anlaşılan Soylu’nun kabinenin yanı sıra MKYK’da da yer alması Saray’a bağlanan AKP’nin de bir bütün olarak kirli savaşın bir parçası haline geleceğini gösteriyor. Kontrgerilla yapılanması Sadat A.Ş’nin yönetim kurulu başkanı emekli tuğgeneral Adnan Tanrıverdi’nin Saray’a başdanışman olması ardından Soylu’nun da Erdoğan’ın MKYK’sına girmesi Saray’a bağlı yeni bir silahlı gücün kurulduğu haberlerini doğrular nitelikte. 

Dolayısıyla Erdoğan, “yeniden yapılandıracağını” açıkladığı il ilçe ve belde teşkilatlarını Kürdistan’da kirli savaşın bir parçası haline getirmeyi planlıyor. Erdoğan’ın bu yeniden yapılandırma içinde belli başlı korucu başlarını AKP teşkilatında görevlendireceği anlaşılıyor. Yine Kürdistan illerinde halen yeni bir çözüm süreci başlayacağı beklentisi içinde olan teşkilatların görevden alınacağı anlaşılıyor. Kaldı ki Kürdistan’daki AKP teşkilatlarının büyük bir bölümünün bu beklenti içinde olduğu biliniyor. Oysa kongre konuşmasında Kürt sorununa hiç değinmeyen Erdoğan imha politikasının görülmemiş bir saldırganlıkla devam edeceğinin mesajını verdi. OHAL’i kaldırmayacağını ısrarla vurgulayan Erdoğan 15 Temmuz sorası başlattığı darbenin süreceğini gösterdi.

Kongrede yapılan değişiklikle, Erdoğan’ın tarafların ortak açıkladığı Dolmabahçe Mutabakatı’nı sabote ederken ısrarla vurgu yaptığı “tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek vatan” diskurunun Saray AKP’sinin tüzüğünde yer alması dikkat çekicidir. Bu Kürt inkarını içeren devlet ideolojisinin parti politikası olarak resmen benimsenmesidir.

Erdoğan bu söylemiyle, HDP’nin Kürt sorununun çözümünde ısrarla üzerinde durduğu demokratik özerkliği “kriminalize” etmeyi hedefliyor. Kongre konuşmasında yer alan, “Türkiye Cumhuriyeti devletinden başka devletimiz yok. Kimse alternatif devlet üretmeye kalkmasın. Üretenler bedelini öderler. Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet. Her kim bunlardan herhangi birine sataşırsa doğrudan milletimizin namusuna, şerefine, haysiyetine el uzatmış demektir. Önemli olan kimsenin bu değerlerimize el uzatamamasıdır. Bu değerlere uzatılan eli kırmak bizim boynumuzun borcudur” sözleri resmen parti politikasına dönüşen inkarın savaşın da temek gerekçesi olduğunun ilanı olarak okunmalı. Başkanlık referandumu ardından Erdoğan’ın yeni bir savaş konseptini devreye soktuğu anlaşılıyor.

Çok açık ki AKP’yi de fiilen feshederek tüm gücü eline geçiren Erdoğan bu seyirlik kongre ile yeni ve çok kapsamlı bir saldırının talimatını da verdi.