Çünkü Erdoğan, kendisini dinleyen, yakınları ve karşıtlarının sinirlerini gerecek bir konuşma yapmayalı iki hafta geçmişti.
Yüzü gerilmemişti.
Alnında buruşuklar oluşmamış ve sesinin tonundan kulak çınlaması rahatsızlığı yayan son söylevinin üzerinden bir hayli zaman geçmişti.
Hitler’in 33’te meşru seçimle başa geldiğini açıklaması sadece bir ay öncesine dayanıyordu.
Mursi gittikten sonra, ayağı kayacak gibi olmuştu.
Sonra toparlandı.
Ve Mısır’daki yönetim, “çizmeyi aşıyorsun!” dedi.
Bekleniyordu, ama sinir krizi geçirmedi.
Türkiye’deki Başbakan ne zaman yeni bir Musollini pozu verecek?
Kürtler’e karşı linç girişimlerini tamamlayacak bir Ankara adımı atılacak mı?
Nihayet:
Erdoğan ne zaman yeni bir histerik nöbet geçirecek, diye bekleniyordu.
Sonuçta, tüm beklentilere birden cevap verdi:
Orta Asya’dan geliyordu.
Türkmenistan dönüşünde, Türklük histerisi geçirdi.
Bu kez geçirdiği histeri bir başkaydı. Sanki hafıza kaybına uğramıştı:
Filistinli’ler için: “Onlar kendi toprakları gaspedilmiş, mücadele veren insanlar” dedi.
Hayret etmedim: Kürtler’in topraklarının 1919’da başlayan Koçgiri ayaklanmasıyla birlikte, 1940’lara dek kemalistlerin askeri işgaliyle gasp edildiğini unuttu.
Sonra “Filistinliler’in pasaportu var mı”, dedi.
Kürtler’in pasaportlarının olmadığını unuttu gitti.
“İsrail (izin) verirse (Filistinliler) çıkıyor. Benim ülkemde Kürt vatandaşımın böyle bir sorunu var mı?”
Bir an için düşündüm: Erdoğan, Kürtler Kürdistan pasaportuyla dünyayı dolaşıyorlar, diye düşünmüş olamaz mı?
Ya Erdoğan Türkiye’de yaşamıyor.
Ya da Erdoğan Kürtler’i tanımıyor.
Veya Erdoğan, Kürtler’i, “gerçek Türk” olarak düşünüyor hala…
Türkçe nelerine yetmiyor, demiş.
Çoğunluğunu kendisinin tayin ettiği akıllı insanlar, Kürtçe için anadilde eğitim önermişlerdi.
Onu tümden unuttu: Paket’de “Hayır yok!” dedi.
Gerilim insanı olmadığını söyledi ve yeniden gerildi: “Huzursuzluk çıkaran bedelini öder” gibi, hem kendisinin gerildiğini hem de karşıdakileri aşırı gerecek bir açıklama yapmayı da ihmal etmedi.
Sonra “paket” ile ilgili olarak, “bir iki sürpriz olabilir” dedi.
Alman gazeteci arkadaşım şaka yollu şunu saptadı: “Sürprizlerden biri, ROJAVA’daki Kürt özyönetimini kabul etmesi olabilir”.
Nedenini şöyle açıkladı:
Erdoğan’ın kaderi de Rojava’ya bağlı.
Rojava yükseldiği oranda, Erdoğan düşecektir.
Rojava Yüksek gerilim hattı olma yolunda. Ona çarpacak adayların başında Erdoğan yönetimi var.
“ROJAVA” ismi, Türk basınının tercümesiz devraldığı ilk Kürtçe terim.
Bu onun Türkiye’nin gündemini altüst edeceğine işaret ediyordu.
Ve artık gündemi belirleyen Rojava başta olmak üzere Kürdistan olacak.
Erdoğan’ın halleti ruhiyesi savunmadadır.
Kürdistan’ı kabul etmiyor.
Ulusal Kongre’yi kabul etmiyor.
Kürt dilinin okullarda okunmasını hiç kabul etmiyor.
Yoğun depresiv/manik nöbetler.
Bu, çuvalın başına geçirilmesine ramak kalan kafa sahibinin histerik rahatsızlığı da olabilir.
Ya da yeni sürprizlerin habercisi deprenişlerin son işaretleri.
Erdoğan histerisinin yeni ismi: ROJAVA
Türkiye’nin çehresi mi değişiyor, diye bir beklenti vardı.