• Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ni kavrayamayan AKP-MHP iktidarı, bu tarihi fırsatı ıskalayarak hızla her alanda iflas ediyor.

HEVAL TAHA

Siyaset bilimi bu durumu nasıl izah eder bilemiyorum, ancak teamüller ve siyasetin pratik alanı Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan bir siyasi parti genel başkanının, bir ilçe belediye meclis üyesini törenle kendi partisine katmasını, siyasi iflas olarak yorumlar. AKP Genel Başkanı Erdoğan, katılım töreninde Bodrum Belediye Meclisi Üyesi Asuman Gülsoy’un elini kaldırarak adeta “zafer” ilan etti. Sanırım siyasetin gördüğü görebileceği en derin "Pirus Zaferi" budur. Elbette bu Ankara iktidarlarının ilk Pirus Zaferi de değildir.

Bu “zafer"den hareketle Erdoğan iktidarının memleketi sürüklediği siyasal ve ekonomik iflası, tarihi bir perspektifle ele almaya çalışalım. Zira Erdoğan iktidarı, Kemalist tekçi, tek parti iktidarının bugünkü tezahürüdür.

Erdoğan’ın kendi iktidarı uğruna halkların aleyhine işleyen siyasetsizliğinin elde ettiği bu “zafer"in tarihi derinliği, 1. Meclis’in bir anayasa darbesiyle tasfiyesine kadar uzanır. Gerçi kuruluş sürecinde Mustafa Kemal’in müdahalesi ile Müslüman olmayan halkların temsili engellenmeseydi bir “halklar meclisi” olma vasfı olabilirdi, ancak 1. Meclis de bu fırsatı kullanmaktan vazgeçerek tekçi devlet ideolojisine teslim oluyor. Maalesef sadece Müslüman halkların bileşkesi olabilen 1. Meclis'in tasfiyesiyle siyaset asker/bürokrat vesayetine teslim oluyor. 

Ankara siyaseti, 1924 Anayasa darbesiyle kendi dengeleri üzerinde şekillenebilecek Müslüman halklara dayalı bir rejim olma vasfını da tamamen kaybetti. Mustafa Kemal ve kadrolarının Osmanlı sarayından devşirdikleri iktidar hırsı, ilan edilen Cumhuriyet'in demokratikleşmesine olanak vermedi. Bir de buna ilan edilen “devletçilik ilkesi” ile devletin tüm ekonomik kaynaklarının iktidardaki siyasal kadrolar tarafından sömürülmesi olanağı eklenince söz konusu kadrolar, 29 Ekim 1923'teki Cumhuriyet'in ilanından 1946’ya kadar 23 yıl boyunca tek parti diktatörlüğüne mahkum ettiler bu coğrafyayı. 1946’da yapılan “çok partili” ilk seçim de insanlık tarihinin yüz karası açık oy, kapalı tasnifle yapıldı. Bu yöntem, demokrasinin “seçim” yoluyla katledildiği yegane örnek olarak insanlık tarihine geçti. CHP tek parti iktidarının Pirus Zaferi de 46 seçimleridir.

Çözüme ortak olmuyor

Toplumsal dinamiklere dayanmak yerine bindirilmiş kıtalara yaslanan gerici düzenlerin tarihi bir tekerrür biçiminde yaşadığı gerçeği, bugün de AKP iktidarı ile karşımıza çıkıyor. Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ni akamete uğratma çabalarıyla bir kez daha halklar meclisi zemini hazırlama fırsatını kaçırmak üzere olan Ankara siyaseti, Erdoğan liderliğinde iflasın son aşamasını yaşıyor. Çözüme ortak olmamak için direnen dünya lideri AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, bir ilçe belediyesinin meclis üyesine kadar düşen kirli bir transfer siyasetine bel bağlıyor.

Siyasi partiler arasında siyasal gerekçelendirmelere dahi gerek duyulmadan yapılan transferler, ilkesel yoksunluğun neden olduğu ahlaki bir erezyonu gösterir. Siyaset, bir ilkeler manzumesinden müteşekkilse zeminin kaygan değil, tutarlı olması beklenmez mi? Bu kaygan zeminde kapalı kapılar arkasındaki kirli pazarlıklarla yapılan transferler siyasi irade hırsızlığı değil de nedir?

Dibe vurma hali

Ekonomiye gelirsek. Siyasetin omurgasını ortadan kaldıran Erdoğan iktidarı, ekonomiye de aynı ilkesizlikle saldırıyor. 'Finans kapital'in “mabedi” borsayı satışa çıkaran AKP iktidarı, kucağına doğduğu kapitalist düzeni de çalıyor. Şirketler, borsaya girmek için iktidar mekanizmalarına rüşvet veriyor.

Finansal sistem, ekonomik krizleri kendi iç dengeleriyle aşar, bu temel bir reflekstir. Vaka bu yoksul kesimlerin daha da yolsullaşmasına neden olacaktır, ancak bu rejimlerde finans kendini illa kurtarır. Görünen o ki bu sefer yaşanan ekonomik dengelerin bozulmasından kaynaklı bir kriz değil. Bu yaşanan, bir hırsızlık arsızlık düzeninin dibe vurma hali. AKP içinde ve etrafında öbeklenen bir kitlenin zenginleşmeleri için arsızca iktidar gücüne ortak edilmeleri. Açık ki Erdoğan bu hırsızlık düzeniyle “dindar sermaye” yaratma planları yapıyor.

İşte Erdoğan önderliğindeki bu azgın arsız güruh, barışan toplumda hırsızlığa yer verilmeyeceğini bildiği için barış olasılığına da direniyor. Siyasi meşruiyetini kaybeden iktidar, tek güç odağı olarak bu kirli sermayeye dayanmak istiyor.

Devlet içindeki güç savaşı, “sivil siyaset” üzerinden dışa vurulur. O zaman bu savaşın açık çatışmaya dönüştüğünü söyleyebiliriz. Bu çatışmalar genellikle derin bir ekonomik buhran esnasında ya da böylesi buhranın arifesinde gösterir kendini. Çok açık ki yaşanan sürecin siyasi sorumlularının ortaya çıkmayacağını anlayan iki bürokrattan SPK Başkanı Mahmut Sütçü “sağlık sorunlarını” gerekçe göstererek 19 Ekim’de görevinden istifa etti. Ardından Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik’in de aynı gün Bakan Mehmet Şimşek’e emeklilik dilekçesini sunduğu haberi yansıdı. 70’lerin Yeşilçam kurgusunda debelenen iktidar zihniyeti, “siz istifa etmediniz ben sizi kovdum” diyen intikamcı patrona öykündü ve bir gün sonra resmi gazete aracılığıyla bu iki ismi görevden aldığını ilan etti.

MHP de eşlik ediyor

Gelinen bu iflasta iktidar ortağı AKP’nin yarattığı türbülansın bir parçası olan MHP de çözümsüzlüğün bir parçasıdır. Nasıl dün tekçi inkarcı Ankara iktidarı, 1. Meclis'le ortaya çıkan tarihi müdahaleyi kavrayamayarak ıskaladı ve padişahlıktan bozma bir rejime dönüştüyse bugün yaşanan Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ni kavrayamayan AKP-MHP iktidarı da bu tarihi fırsatı ıskalayarak hızla her alanda iflas ediyor.

Barışın inşası için Kürt tarafının ortaya koyduğu tüm çabaya karşın MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin son Grup Toplantısı konuşmasında sarf ettiği “terörü yerle bir edeceğiz” söylemi, iktidarın hâlâ pozitif inşa dilinden ne kadar uzak olduğunu gösterdi. Bahçeli, bununla da yetinmeyip Doğu Kürdistan’da örgütlü PJAK’ın da varlığını sonlandırmasını isteyebiliyor. Kürt Özgürlük Hareketi’nin 1984 hamlesi ardından sığ Ankara siyasetinde iktidar olmuş Özal, Demirel, Çiller’in yanı sıra muhtelif koalisyonların biteviye tekrar ederek çözümsüzlük içinde patinaj yapmalarının kaynağı olan “yerle bir edeceğiz” siyaseti, hâlâ yerini yapıcı bir barış diline bırakamıyor. Ankara siyaseti, barışa ve barışın diline düşmanlık ederek kendi iflasını hızlandırıyor.