• Bir taraf silah bırakırken diğer tarafın hukuki ve siyasi düzenlemeleri gerçekleştirmesi; bir taraf şiddetten vazgeçerken diğer tarafın demokratik siyaset alanını genişletmesi gerekir.
  • Sürecin başarısını ölçmek için sadece güvenlik göstergelerine değil, demokratik katılım, hukukun hayat bulması, Kürtlerin en temel hakları önünde hiçbir engel kalmamasıdır.
  • Türkiye, Kürtler ile barış konusunda ne kadar ikna olmuş sorusu cevap bekliyor. İç ve dış gelişmelere göre pozisyon alma var. Hayati bir sorunun çözümü ve barış, hilelerle yürümez.

RUŞEN TUTKU

Tarih, savaşların yıkımının ve toplumsal tahribatın geride bıraktığı enkazın nasıl bir çürümeye yol açtığını not etmiştir. İnsanlık tarihi boyunca savaşların sonunda mutlaka bir müzakere, uzlaşma, anlaşma ya da yeni bir siyasal düzen arayışı ortaya çıkmıştır. Bazen savaş bir tarafın kesin askeri zaferiyle sona ermiş, bazen taraflar masaya oturmuş, bazen de yıllarca süren çatışmaların ardından taraflar birbirlerinin varlığını ve taleplerini kabul etmek zorunda kalmıştır. Dolayısıyla savaşın sona ermesi ile barışın kurulması aynı şey değildir. Önemli olan silahların susmasından sonra gerçek anlamda barış arayışında tarafların samimi davranıp barışını yaratmasıdır.

PKK ve Türkiye arasında neredeyse yarım asrı bulan bir savaş gerçekliği vardır. Türkiye bu savaşta her yönteme başvurmuş, en acımasız ve insanlık dışı uygulamaları devreye koymuştur. Tarihsel olarak savaşların ve uzun süreli silahlı çatışmaların farklı biçimlerde sona erebildiğini deneyimleri vardır. Askeri zafer, ateşkes, müzakere edilmiş anlaşma veya tarafların bir uzlaşmaya varması bunların başlıcalarıdır. Bir anlaşmanın imzalanması tek başına kalıcı barış anlamına gelmez. Tarafların verilen sözlere güvenmesi, silahlı, şiddete dayalı metotlara baş vurmamasıdır. Elbette barışın kalıcı olması için siyasal katılım kanallarının açılması, hukuki güvencelerin oluşturulması ve toplumun barışı sahiplenmesi gerekir. Bu nedenle tarihin bize öğrettiği en önemli gerçeklerden biri şudur: Savaşın bitmesi ile barışın başlaması arasında büyük bir siyasal alan vardır. Bu alan doldurulamadığında, kaygılar giderilmeden savaş yeniden gündeme gelecektir. Nitekim araştırmalar ve deneyimler, savaşın durdurulmasından sonra tarafların silah bırakmasının karşılığında kendilerini güvende hissedecekleri güvencelerin ve anlaşmanın uygulanmasını sağlayacak mekanizmaların belirleyici olduğunu gösteriyor.

Barış, yeni bir düzendir

Barış, çoğu zaman yalnızca “silahların susması” şeklinde düşünülür. Oysa gerçek barış, çatışmanın nedenlerini ortadan kaldırmaya yönelik daha kapsamlı bir siyasal süreçtir. Bir savaş sona erebilir fakat savaşın ortaya çıkmasına neden olan sorunlar eğer ortadan kaldırılmazsa savaş faktörü bitmez, devam eder.

Bu nedenle kalıcı barışın üç aşamasından söz edilebilir:

* Çatışmanın durdurulması,

* Tarafların müzakere etmesi,

* Birlikte yaşama olanaklarının kurulması.

İlk etapta bu aşamaların gerekleri ve hukuki güvenceler yerine getirilirse barış mümkün olabilir.

Dünyadaki pek çok örnek, bu gerçeği ortaya koyuyor. Güney Afrika'da Apartheid rejiminin sona ermesine giden süreç, Kuzey İrlanda'daki barış süreci ve Kolombiya'da hükümet ile FARC arasındaki müzakereler, farklı koşullarda gelişmiş olsalar da ortak bir noktaya sahiptir: Silahlı çatışmanın yerine siyasal müzakerenin geçirilmesi.

Burada önemli olan, taraflardan birinin geçmişte ne kadar haklı veya haksız olduğundan bağımsız olarak, gelecekte aynı toplum içinde insanların nasıl yaşayacağı sorusuna cevap verebilmektir. Savaşların tarihi, geçmişi açıklayabilir fakat barışın siyaseti geleceği kurmak zorundadır.

Türkiye'de yeni bir ihtimal

Dünya siyasetinde egemen güçler, 1923'te Lozan'da Kürdistan'ı dörde bölerek İran, Türkiye, Irak ve Suriye egemenlerin denetimine bıraktılar. Böylece Kürdistan bir sömürge konumuna getirildi. Bu böl, parçala ve yönet siyaseti ile birlikte irili ufaklı Kürt isyanlarına neden oldu. Belki en çok isyanlı geçen parça Kuzey Kürdistan gerçekliğidir. Bu bölünme fitnesiyle birlikte Kürt sorunu hiç gündemden düşmedi. 

Türkiye'de en kapsamlı, toplumsallaşan ve uzun süreli halk mücadelesi PKK ile yaşandı. Şimdi bu savaş, kendi barışını arıyor. 15 Ağustos 1984’ten itibaren süren silahlı çatışma on binlerce insanın hayatını kaybetmesine, büyük toplumsal kalkışa ve devasa bir ekonomik maliyete neden olmuştur.

Geçmişte farklı dönemlerde çözüm ve müzakere girişimleri yapılmış, ancak bunların kalıcı bir sonuca ulaşması mümkün olmamıştır. Bugün ortaya çıkan yeni süreç ise bu nedenle yalnızca günlük siyasetin hesapları değil, 40 yılı aşan bir çatışmanın nasıl sona erdirilebileceğidir. Bu soru, halen tam olarak cevabını bulmuş değildir. Elbette mücadele, Kürt halk gerçekliğini dünyaya kabul ettirmiş, sorunun gerçek muhatabıyla masaya taşınmasına yol açmıştır.

Burada özellikle Önder Apo'nun Barış ve Demokratik Toplum perspektifinin Türkiye tarafında ne kadar samimi karşılanıp ona göre yaklaşım sergilendiğidir. Rêber Apo'nun çağrısı ile birlikte PKK 2025'te kongresini toplamış, PKK'nin fesih ve silahlı mücadeleyi sonlandırma yönünde karar almıştır. Buna rağmen iki yıla yakındır adımlar tek taraflı ilerliyor. Türkiye cephesinde kalıcı çözüm, güven veren bir gelişme yaşanmadı, oyalama ve zamana oynayan bir yaklaşım sergileniyor. 

Barışın en zor aşaması, kuşkusuz güven sorunudur. Çatışan taraflar yıllarca birbirini tehdit olarak görmüşse bir anda birbirine güvenmesi beklenemez. Devlet açısından güvenlik kaygıları; Özgürlük Hareketi tarafı açısından ise silah bırakmanın ardından siyasal ve hukuki güvencelerin ne olacağı sorusu belirleyicidir. Bu nedenle başarılı bir barış sürecinde tek taraflı beklentiler yerine karşılıklı ve yaşamsal, somut adımlar gerekir.

Bir taraf silah bırakırken diğer tarafın hukuki ve siyasi düzenlemeleri gerçekleştirmesi; bir taraf şiddetten vazgeçerken diğer tarafın demokratik siyaset alanını genişletmesi; verilen sözlerin kurumlara ve hukuka bağlanması gerekir. Kürt Hareketi ve Önderlik, bu anlamda söylenenleri pratikleştirmiş, süreç açısından gerekenleri yapmıştır. 

Bugün Türkiye açısından asıl soru “PKK silah bırakacak mı?” sorusu değildir, çünkü Türkiye'ye karşı silahlı mücadeleyi sonlandırdığını deklare etmiştir. Daha büyük soru şudur: Silahların bıraktığı boşluğu Türkiye hangi siyasal ve demokratik düzenle dolduracaktır?

Eğer silahların susmasının ardından toplumdaki sorunlar demokratik siyaset yoluyla tartışılabilecek, insanlar kendilerini hukuk içinde ifade edebilecekse ve farklı kimliklerin eşit yurttaşlık temelinde kendilerini güvende hissedeceği bir düzen kurulabilecekse silahların susması gerçek bir tarihsel dönüşümün başlangıcı olabilir. Aksi halde yalnızca çatışmanın biçimi değişmiş olur. Bu nedenle Türkiye'deki sürecin başarısını ölçmek için sadece güvenlik göstergelerine değil, demokratik katılım, hukukun gerçek anlamda hayat bulması, Kürtlerin en temel sorunları olan kimlik, dil ve kültürel haklarının önünde hiçbir engel kalmamasıdır. Siyasal temsil ve toplumsal güven önemlidir.

Her savaşın bir barışı vardır

Tarih, savaşların sonsuza kadar sürmediğini fakat her savaşın kendiliğinden bir barışa dönüşmediğini de gösteriyor. Bazı savaşlar zaferle biter, bazıları yenilgiyle; bazıları ise tarafların birbirini yok edemeyeceğini anlayarak masaya oturmasıyla sona erer. Hangi yöntem seçilirse seçilsin, kalıcı barış için savaşın ürettiği düşmanlığın yerine yeni bir siyasal ilişki biçiminin kurulması gerekir. Türkiye'nin bugün karşı karşıya olduğu mesele de bu açıdan tarihsel bir sınavdır. Barışı mümkün kılan şey, çatışmanın taraflarının geçmişteki mücadelelerini inkâr etmeden gelecekte birlikte yaşama iradesi gösterebilmesidir. Türkiye açısından gerçek başarı, yalnızca PKK'nin silah bırakması olmayacaktır. Asıl başarı, silahların bıraktığı alanı demokrasiyle, hukukla, siyasetle ve toplumsal barışla sonlandırmasıdır.

Barış, savaşın olmadığı gün değildir. Barış, insanların artık sorunlarını savaşmadan çözebileceklerine inandıkları gün olacak ki, bu süreç halen cevabını arıyor. Türkiye, Kürtler ile ne kadar barış konusunda ikna olmuş sorunun yanıtı net değil. İç ve dış gelişmelere göre pozisyon alma beklentileri olduğu açıktır. Anlaşılan yürütmenin başı olan Cumhurbaşkanı ve etrafındaki bir ekip öncelikle iktidarlarını düşünüyor. Hayati bir sorunun çözümü ve barış, arkadan oyun kurma hileleriyle yürümeyecektir. Şimdiye kadar güven veren bir sınavdan bahsedilemez.