• Uluslararası güçler, Hazar Denizi ile Karadeniz ekseninde uzanan bir cephe hattı üzerinde ön hazırlıklara girişmiş durumda. Bu hattaki aktörler, konumlarını yeniden düzenliyor.

MEDET SERHAT

Kafkaslar, denen coğrafya nereden başlıyor, nerede bitiyor? Son iki yüz yıldır dünyada yaşanan savaşların kesiştiği nokta neden Kafkaslar oluyor?

Rus Çarlığı, sıcak sulara ulaşmak için 1700’lerden başlayarak iki koldan açılım geliştirmeye çalıştı ve bunu büyük ölçüde gerçekleştirdi. Karadeniz üzerinden Balkanlar’a, oradan da Akdeniz’e ulaşmaktı.

Çarlık ve Sovyet açılımı

Karadeniz’e açılımın doğu hattında, Kafkasların batı yakasında Gürcistan, Abhazya ve Kırım üzerinden ilerlemek zorunluydu. Bu hattın önemli parçalarından Kırım, 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı denetiminden çıkarak özerk bir statüye ulaştı ve daha sonra, 1783’te tamamen Rusların eline geçti. Gürcistan ise 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından Rus Çarlığı’nın denetimine girdi. Sovyetler Birliği’nin 1990’ların başında dağılmasına kadar da Sovyet sisteminin bir parçası olarak kaldı.

Kafkasların doğu hattı ise Hazar Denizi havzasıdır. Bu havza, Medlerden Kaçar Şahlığı’na kadar İran iktidarlarının egemenliği altındaydı. Bugünkü Azerbaycan ve Ermenistan toprakları, Aryen-İran coğrafyasının birer parçasıydı. 'Sprata' ve 'Ostan' adı verilen bu bölgeler, günümüz diliyle eyalet statüsündeydi. Rus Çarlığı ile Kaçar Şahlığı döneminde gelişen savaşların sonucunda, bu havzadaki Talış (Azerbaycan), Nahçıvan ve Erivan (Ermenistan) bölgeleri, 1828 Türkmençay Antlaşması ile Rusların eline geçti.

I. Dünya Savaşı’ndan sonra da bu topraklar Sovyetler Birliği’nin denetimine girdi. Komünist Parti, 'ulusların kendi kaderini tayin hakkı' ilkesi doğrultusunda, Rus Çarlığı döneminde ilhak edilen topraklarda yaşayan halklara federasyon hakkı tanıdı. Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan, Türkmenistan ve diğerleri olmak üzere 16 federe cumhuriyet kuruldu. Sovyetler Birliği’nin 1990’ların başında dağılmasıyla bu cumhuriyetler bağımsızlıklarını ilan ettiler.

Bağımsızlık ilan edilirken Ruslara, yani Sovyetlere karşı bir bağımsızlık savaşı verilmedi. Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nde merkez komite üyesi olan kişiler, bağımsızlık ilan eden ülkelerin liderliğini üstlendiler. Sovyetler Birliği’nin yerine 'Bağımsız Devletler Topluluğu' adı verilen bir yapı oluşturuldu. Bugün kendilerini bağımsız olarak tanımlayan eski Sovyet cumhuriyetlerinin hiçbiri, bir bağımsızlık savaşı sonucunda kurulmadı.

Buradaki en hassas nokta, dışarıdan bakıldığında ve kamuoyu algısında Kafkaslarda var olan ülkelerin gerçekten bağımsız olduklarının düşünülmesidir. Oysa bu ülkeler, Osmanlı’nın ve Kaçar Şahlığı’nın elinden alınmış; Sovyetler döneminde de uluslararası anlaşmalar Moskova merkezli iktidar eliyle yürütülmüştür. Ayrıca mevcut koşullarda bu ülkeler, Rusya’nın askeri ve politik etkisi altındadır.

Tüm bunları neden anlattık? Kuşkusuz Rusların reklamını yapmak için değil. III. Dünya Savaşı, İran’ın içine kaydı, İran’dan da Kafkasları içine aldı. Yani diğer iki savaşta olduğu gibi bölgesel çatışmaların daha geniş bir cepheye dönüşme riski var.

Örneğin, II. Dünya Savaşı’nda Pers Koridoru’nun güvenliğini sağlamak ve Hazar havzasını garantiye almak için Sovyetler Birliği, 1941’de İran’a girdi. Azeriler ve Kürtler üzerinden İran’da Kafkaslara yönelik başka bir gücün girişini engellemeye çalıştı. Britanya da 1941’de Güney İran’da ve Tahran’da hâkimiyet kurdu. Burada bir yenişememe durumu ortaya çıktı. İran, savaşta bir denge durumunda kaldı; ta ki Balkanlar’da Hitler’in yenilgisi ve Malta görüşmeleriyle süreç bir sonuca bağlanana kadar.

Malta görüşmeleri sonucunda İran, Britanya’nın etkisine bırakıldı; Kafkaslar, Ruslara kaldı. Ruslar, İran içindeki Kürtleri ve Azerileri kendi kaderleriyle baş başa bıraktı. Diğer taraftan, Balkanlar’da ve Karadeniz havzasında ise Sovyetler'in nüfuzu genişledi.

Azerbaycan üzerinden bakmak

Günümüze gelirsek, aktüel tartışmalar Azerbaycan üzerinedir. Azerbaycan’ın Karabağ’ı ele geçirdikten sonra ciddi anlamda bir güce ulaştığı inkâr edilemez. Aliyev iktidarı, 1991-1992 savaşında Ermenistan tarafından ezilen ve aşağılanan toplumsal gururu yeniden kazandı. Ermenistan’a ciddi toprak kayıpları yaşattı; askeri ve diplomatik savaşı kazandı.

Bunun üzerine çok şey yazılıp çizildi, ancak Azerbaycan'ın uluslararası güçlerden mükemmel biçimde yararlandığı inkar edilemez. Rusya’yı tarafsız bir pozisyonda tuttu; uluslararası insan hakları kurumlarının ve hatta Birleşmiş Milletler’in kendisine karşı bir pozisyon almasını engelledi. Burada İsrail’in ve Türkiye Cumhuriyeti’nin rolü ne olursa olsun, savaşta sonucu belirleyen stratejik kazananın kim olduğudur. İşin yasası budur.

Şimdi savaşın İran’ın içine ve Hazar Denizi kıyılarından Azerbaycan, Rusya, Türkmenistan, Kazakistan ve nihayetinde Çin Seddi’ne doğru kayma riski var. Dikkat edilirse adı geçen İslam ülkelerinin geneli de son iki yıldır radikal İslam’a karşı sert önlemler alıyor. Bu önlemler, yalnızca türban vb. konularla ilgili değildir. Örgütlenme, propaganda ve benzeri faaliyetlere yönelik yasaklamaları da kapsıyor. Tedbirler yargısal, istihbari, polisiye ve askeri alanlarda uygulanıyor.

İran'ın çeper siyasetine karşı

Tartışılan mesele, basit sekülerlik ve laiklik sistemi sorunlarının ötesindedir. İran’da mutlak biçimde yaşanacağı öngörülen rejim değişikliğinin toplumsal iç dalgalanmalarının önüne geçmek amaçlanıyor. İran’ın savunmada çeper örme stratejisi, çevre ülkelerdeki örgütlenmeler üzerinden iç kargaşalar çıkararak içeride denetimi sağlamak üzerine kurulu. Bu nedenle yukarıda adı geçen ülkelerde de İran’ın örgütlenmeleri bulunuyor. Söz konusu ülkelerin, İran’ın çeper stratejisine karşı geliştirdikleri yaklaşım ise savaşın İran içinden kendi ülkelerine sıçramasını engellemek.

Cephe hattında ön hazırlıklar

Bir diğer konjonktürel sorun da NATO’nun Türkiye eliyle Hazar havzasına girişini engellemek. Bu anlatıda çelişkili görülebilecek bir durum var: Azerbaycan ve Ermenistan’ın, Avrupa ve İsrail ile ilişkileri, askeri, diplomatik ve ekonomik yatırımları bulunuyor. Evet, var. Bu ilişkiler devam da ediyor, ancak görülmesi gereken asıl sorun, bu ülkelerin Türkiye ve İran’dan gelebilecek tehlikelere karşı iki taraf arasında sıkışıp kalmayı engellemeye çalışmalarıdır.

Sonuç olarak uluslararası savaşan güçler, Hazar Denizi ile Karadeniz ekseninde uzanan bir cephe hattı üzerinde ön hazırlıklara girişmiş durumdalar. Bu hat üzerindeki irili ufaklı tüm aktörler, yaklaşan III. Dünya Savaşı’nın girdabında kendi konumlarını yeniden düzenlemeye çalışıyorlar.

İran'daki Azeriler

Burada Azerbaycan’ın önemi ayrıca ele alınmalıdır. İran’daki Azeri nüfusunun 20 milyonun üzerinde ve büyük ölçüde Şii olduğu belirtiliyor. Azerbaycan’ın demografik yapısında ise Şiilerin yanı sıra Tatlar, Talışlar, Lezginler ve Kürtler de bulunuyor. Şii ve Sünni nüfusun birbirine yakın olduğu yönünde değerlendirmeler var. Azerbaycan’da iktidar kendisini laik/seküler olarak tanımlasa da iktidarın Sünnilerin elinde olduğu ileri sürülebilir.

İran’daki savaşın en önemli iç toplumsal aktörlerinden biri Azerilerdir. Azeriler, İran’daki Şii rejiminin de en önemli ortakları ve yöneticileri arasında yer alıyorlar. Burada bir kırılma yaratılmadan İran’da iç muhalefetin harekete geçmesi çok zordur. Muhalefet, Azeriler olmadan harekete geçse dahi başarılı olma şansı oldukça zayıftır.

İşte Aliyev yönetimindeki Azerbaycan’ın uluslararası güçlerin ilgi alanına girmesine bir de bu açıdan bakmakta fayda var.