Oslo’daki barış ve müzakere masasının başına gelenler henüz tazeliğini koruyor. Seçimlerin selamati ve kazanılması amacıyla kurulan Oslo Masası, bu amaca ulaşıldıktan hemen sonra bizzat Erdoğan tarafından devrildi. Oslo’dan öncesi de var şüphesiz.

Kapıda süper seçim yılı dururken eski tiklerin depreşmemesi olmaz. 2014 yerel, devletbaşkanlığı ve belki de genel seçimlerin “selameti” için bu kez masa İmralı’da kuruldu. PKK ateşkes ilan ederek güçlerini Kürdistan’ın kuzey yakasından güneye çekmeye başladı.
Oslo’da masada oturanlara ilk kılıç kuşanan Cemaat oldu. Kürtlere düşmanlığı tescilli Cemaat Erdoğan’ın gözdesi MİT Müsteşarı’nı Şubat 2012’de huzura çağırıp hesap sorma ve tutuklamayı düşündü. Erdoğan kişiye özel bir yasayla gözdesini kurtardı ve kendini güvenceye aldı.
Aradan bir yıldan fazla bir süre geçmesine, karşılıklı frekans ayarlama çabalarına ve aracılara rağmen ilişkiler eski halini almadı. Ve Erdoğan “yumuşak” yüzlü ve dini bütün Bülent Arınç’ı Şeyhülislam hazretlerinin ayağına gönderdi.
Arınç’la büyük Şeyh ne konuştu, neyin pazarlığını yaptı, bilmiyoruz. Bildiğimiz ama Erdoğan’ın da, AKP’nin de 2014 seçimleri öncesi Cemaat’in paket oylarıyla desteğine ihtiyaç duyduğudur.
Cemaat son üç seçimde kontrol altında tuttuğu blok oyları AKP’ye yönlendirdi. Karşılığında da devletten hatırı sayılır bir pasta kaptı. Pasta payı arttıkça, etki alanı güçlendi. Semirdikçe semirdi, verilen ve sunulanla yetinmez oldu. Recep Tayyip’le Fethullah’ın asıl sorunu bu. Buna bir de kişisel özelliklerini, bundan kaynaklı rekabeti de eklemek gerekir. Kibrin, nobranlığın, ihtirasın, narsistlik ve tek şefliğin zirvesinde dolaşan Erdoğan Şeyh için artık bir tehlike teşkil ediyor. Ne de olsa bir ipte iki canbaz oynamazmış.
Cemaat pazarlık masasını kurmuş durumda, hem de salt bir partiyle değil. 2014 seçimlerinde gözde artık MHP’dir. Oylarının önemli bir bölümünü MHP’ye yönlendirerek AKP’nin önünü kesmeye çalışacaktır. Kürdistan’da ise BDP ve AKP’ye alternatif yapıların kapılarını çalması kaçınılmazdır. Ve hatta Ergenekon’a “savaş” açan Cemaat‘in CHP ile bile pazarlık masasına oturması muhtemeldir. Ecevit örneği hatırlardadır.
Gezi Parkı ile başlayan ve kısa sürede Türkiye’nin belli başlı metropollerine yayılan protesto ve sivil direniş Erdoğan’ın da, AKP’nin de karizmasına onarılması güç çizikler attı. Kürdistan’da yaşanan vahşete gözünü kapatan Avrupa ve Amerika, Gezi ve Taksim’i görmekte geçikmedi. Ve dünya basını nihayet merceklerini Türkiye, Erdoğan ve AKP’ye yöneltti.
Ve AKP‘nin karşısına aldığı cepheye Kürtler, Aleviler, sol ve demokratik güçlerle diğer dini ve etnik gruplara ek olarak sendikalarla Tüsiad, çevrecilerle Erdoğan’ın her fırsatta benim dediği “yüzde 50”nin dışında kalan tüm kesim ve katmanlar da eklendi. Topluma kendi değerlerine göre çeki-düzen verme, İslami yaşam tarzını tüm topluma dikte etme bir sosyal tepkiye dönüştü. Ve protestolara katılanlar provokatör, dış güçlerin ajanı, çapulcu, vandal ve ayyaş olarak damgalandı.
Tüm bunlar toplandığında 2014 hesaplarının yeniden yapılacağı, kartların yeniden karılıp dağıtılacağı büyük bir ihtimal dahilindedir. Karizmasına çizikler yiyen, karekter özellikleriyle kişiliği masaya yatırılıp sorgulanmaya başlanan ve Cemaat oylarının adres değiştirme eğilimi ile iktidarı sallanmaya başlayan Erdoğan ve AKP her zamankinden daha fazla teklik edebiyatına sarılacak ve Türk ırkçılığının bayraktarlığını yaparak MHP’ye kaptırma ihtimali yüksek oyların tahsiline çalışacaktır. Erdoğan, AKP ve TC artık bu minvalde yol alma sathına girmiştir.
Bunun da ilk şartı da İmralı’da kurulan masasının devrilmesidir. Oslo’da gözlemcilerin de olduğu masayı deviren Erdoğan, İmralı Masası’nı da devirmekten geri durmayacaktır.
İş bu aşamaya geldikten sonra Kuzey’in yanında, sıra yeniden Kürdistan’ın batısına yönelik daha kapsamlı oprerasyonlara gelecektir. Türk ordusu bir oldu-bitti yaratarak Afrin, Kobani, Serêkaniyê’ye tanklarını sürmekte gecikmeyecektir. Çünkü bunun karşılığı Türk mahallesinde AKP’ye oy olarak dönecektir. İş seçim kazanmaya gelip dayandıktan sonra Erdoğan’ın yapmayacağı hiçbir şey, çılgınlık da dahil, yoktur. Güney Kürtleri ile girilen “stratejik” ortaklığın da, İmralı’da kurulan masanın da onun için bir anlamı ve değeri kalmayacaktır.
Bu yönlü gelişebilecek bir musibetten Kürtlerin de çıkarmaları gereken dersler olmalıdır. Kürtlerin kaderi hangi parçada olursa olsun birbirlerine sıkıca bağlı. Ve dünya ile Ortadoğu yayılmacı bir politikaya geçit vermez. Buna Amerika‘sı da, Rusya‘sı da, Arap ülkeleriyle İran’ı da dahil.
Son yirmi yılda sınırları genişleyen tek bir devlet yok. Ve devletler un-ufak olurken, bir devletten birçok devlet dünya siyasi haritasında yer alırken aksini düşünmek biraz naiflik olur. Hele de geniş enerji ve su havzalarının bulunduğu bir cografyada böylesine bir projenin yaşam bulması kısa ve orta vadede imkansız.
Bu nedenle gündem Kürtlerin birliği ve ortak bir stratejide buluşma olmalıdır. Bu başarılamıyorsa öncelikle zaman, güç, enerji ve olanaklar Kürdistan’ın batısının savunulmasına, orada bir statüye kavuşulmasına yönlendirilmelidir!

msahin1@web.de