Rojava’daki gelişmeler, Erdoğan’ın Türkiye tarihinin en zor dönemden geçtiğine işaret ediyor.

Türkiye’nin Ortadoğu’daki hükm alanını altüst edecek gelişme Rojava’da.
Bundan dolayı, Erdoğan vekili Davutoğlu’nu Katar’a gönderdi, kendisi Rusya’ya gitti.
Uluslararası çemberi daraltmak, Rojava’yı boğmak istiyorlar.
Güney Kürdistan’da da öyle yapmışlardı.
Başaramadılar.
Bana göre Rojava, Ortadoğu’da eşsiz toplumsal bir dönüşüme öncülük ediyor.
"En altakiler"in bizzat yola koyuldukları "sosyalist laboratuar" gibi. Köyler’in mahallelerin, kentlerin halk konsey ve güçleri tarafından korunduğunu okuyorum.
Her birey, varedilenin kahramanı. Bireyler topluluğu var. Her birey, varolan topluluğun kimliği oluyor.
Bir örgütlülük olduğunu ve Salih Muslim’in bu harekete öncülük ettiğini ve ona hemen bedel ödetildiğini biliyorum.
Bir sistem olarak, Türk kolonyalizmi, Kürdistan’da oluşacak "yeni yol"u affetmeyecek girişimlerde bulunuyor.
Rojava Kürtlerinin Güney Kürdistan’dan Akdeniz’e uzanan petrol boru hatlarını kontrol etmesine petrol zengini Barzani yönetiminin müsade etmek istemediğini görüyorum.
Ayrıca Rojava’daki toplumsal değişim, Güney Kürdistan’ı doğrudan ilgilendirecek ve bir halk yönetimi olmaktan uzak Barzani egemenliğini sarsacaktır.
Barzani, kolonyal Türkiye ve diğer kolonyal sistemlere karşı savunulmalıdır.
Osman Baydemir’in Amed’de Barzani’yi onurlu karşılaması Kürt Cephesi açısından önemli.
Ancak, Erdoğan’ı, onun için eskiden "yılan" olan Barzani’ye sarılmaya zorlayan nedenlerin başında Rojava geliyor.
Ancak Barzani’nin Rojava konusunda Erdoğan’la buluşması "tarihsel bir paradoks"a işaret ediyor. Çünkü bu oyun Güney’e karşı da oynanmıştı.
Ve çünkü Rojava, Kürdistan ve onun bir parçasında iktidar olan Barzani için de kazanç oluyor.
Erdoğan için ise büyük bir kayıp.
Erdoğan yönetiminin Güney Kürdistan’da Barzani Yönetimi kurulmadan önce, gelişmeleri engellemek için neler yaptığı unutulmadı.
Türkiye’nin tüm karşı koymalarına rağmen, Barzani yönetimi oluştu. Ancak Devletlerarası Hukuk, Güney Kürdistan için geçerli değil.
Türkiye için geçerli.
Türkiye, NATO işbirliği çerçevesinde korunan ülke durumunda. Bundan dolayı da, Türk ordusunun Güney Kürdistan’a saldırıları, uluslararası hukuk açısından "olağan" bulundu, bulunacak.
Maliki rejiminin Türkiye düşmanlığı, Kürdistan sınırı geçildiğinde, biter. Hala Kürtler’in ve Kürdistan’ın uluslararası güvence altında olan hakları yok.
Bundan dolayı da, Rojava’da gelişecek kurumsal bir gelişme, aynı zamanda Güney Kürdistan için de Kürdistan’lıların kontrolünde yeni bir güvenlik alanı olacaktır.
Erdoğan’ın buna karşı çıkması doğaldır.
Eğer, Erdoğan Barzani ile Amed’de biraraya gelmiş ve ortaya Rojava’ya engel bir "poz" çıkarmışsa ve Kürdistan’i bir liderle birlikte, Kürdistan’ın başkentinde, başka bir Kürdistan‘ı (Rojava) engellemek istemişse, bu bir trajedi olur.
Sonuçlarını yakında birlikte göreceğiz.
Ancak benim umudum şu:
Ancak, eğer Kürtler arasında derin bir diplomasi işliyor ve Erdoğan Amed’de, "tarihi bir tuzağa" düştüyse, bunu da Kürt hareketinin başarısı olarak görmek gerekiyor.
Erdoğan’ın son halleri ile Barzani’nin son halleri arasında dağlar kadar uçurum görüyorum.
Bu amaçlar açısından böyle.
Erdoğan için bir Kürdistan köyü bile "fazla".
Barzani’nin (Güney Kürdistan'ın) devamı için, daha daha fazla Kürdistan gerekiyor.
Güney Kürdistan petrolleri Türkiye’ye pazarlanmazsa ne olur?.
Barzani yönetimi, petrollerden sağlanan gelirleri, yıkılan Rojava’yı inşa etmeye kullansa ve Rojava'nın kurumlaşmasına destek olsa, ne olmaz ki…