Yurtdışında yaşayan Kürdistanlı ve Türkiyeli demokratik güçler, yalnız kendi “toplumlarına” hitap etmekle kalmıyorlar. Onlar Türkiye gerçeğini tüm Avrupa’ya, Rusya’ya ve Amerika’ya anlatıyorlar.
Türkiye gerçeklerini “açıklama” eylemlerinin en önemli konularından birisi, Cumhurbaşkanının, Türk devletini yönetenlerin, onlar adına konuşan medyanın “uluslararası hukuku çiğneme” yeltenişlerini somut örnekleriyle günü gününe dünya kamuoyunun önünde sergilemektir.
Örneğin 24 Ekim tarihli AKP’nin “yarı resmi organı” Yeni Şafak gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül’ün yazısı, dünyanın bütün diplomatik merkezlerine gönderilmesi gereken bir yazıdır.
Bu yazının başlığı şöyledir: “Musul ve Halep’in kuzeyi Türkiye’ye devredilmeli..”
Bu başlık AKP Genel Merkezi tarafından Yeni Şafak’a yazdırılmıştır. Doğrudan doğruya Saray’ın, Erdoğan’ın planlarını yansıtmaktadır.
Başlık şunu ilan etmiştir: Türkiye Suriye ve Irak’tan toprak talep etmektedir.
Bu toprakları ilhak etmek amacıyla da, Başika’da ve Cerablus’ta Irak ve Suriye topraklarını işgal etmiştir.
Gazetelerimiz, dergilerimiz, internet sitelerimiz, kısaca tüm kitlesel iletişim organlarımız böyle bir gazete başlığını bile, kuvvetli bir “ifşaata” dönüştürebilir.
Örneğin şöyle yazabiliriz ya da konuşabiliriz:
“Erdoğan’ın yarı resmi yayın organı Yeni Şafak, Türk devleti adına Irak ve Suriye’den toprak talep etti.”
“Erdoğan’ın sözcüsü İbrahim Karagül, ‘“Musul ve Halep’in kuzeyi Türkiye’ye devredilmeli..’ diye yazdı.”
Bunları aktardıktan sonra, tüm Avrupalı, Amerikalı ve Rusyalı diplomatik çevrelere şu hususlar da aktarılmalı:
“İbrahim Karagül’ün bu yazısı, bir gün önce konuşan TC Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gerçek niyetini açığa vurdu. Nitekim Erdoğan bu konuşmada şunları söylemişti:
““Bu devletin sınırlarını gönüllü olarak kabul etmiş değiliz. Unutulmamalıdır ki cumhuriyeti kuran kadronun çok önemli bir bölümünün dahi doğduğu, büyüdüğü topraklar yeni devletimizin sınırları dışında kalmıştır. “Bugün biz Suriye, Irak, Kırım, Batı Trakya, Bosna deyince birileri sanki uzaydan gelmiş gibi yüzümüze bakıyor. Türkiye’nin Irak’la, Bosna’yla ilişkisi ne olabilir?’ diyorlar. Halbuki bu coğrafyalar bizim canımızın birer parçasıdır. Gaziantep’le Halep’i, Rize’yle Batum’u, Bursa’yla Üsküp’ü birbirinden farklı düşünmek mümkün mü?”
İşte Türk devlet başkanının bu konuşk ması Yeni Şafak’ta “tercüme” edilmiştir.
Irak ve Suriye devletlerinin topraklarına göz dikilmiştir.
Üstelik bu “yayılmacı” ve “işgalci” çizgi sadece Irak ve Suriye ile de ilgili değildir.
Türk devlet başkanının konuşması göstermiştir ki, Türk devleti, eğer fırsat bulursa, Kırım’a, Batum’a, Üsküp’e de el atma niyetindedir.
Yurtdışındaki Kürdistan’lı ve Türkiyeli demokrat ve barışçı güçler, şu anda Türk devletini yönetenlerin bu niyetlerini en güçlü bir şekilde seslendirmeli, dünya kamuoyunu bu korkunç yayılmacılık hakkında bilgilendirmelidir.
Örneğin Üsküp’e giden bir heyet, Üsküp halkına “Erdoğan Üsüp’te hak iddia ediyor dediği zaman neler olacağını tahmin etmek zor değildir. Kırım’a gidecek bir heyetin erdoğan’ı orada deşifre etmesinin etkisi sandığımızdan çok daha ses getirecektir.
Türk devleti, maceracı bir klik tarafından ele geçirilmiştir.
Bu yalnız çevredeki devletleri değil, bizzat Türk devletinin varlığını da tehdit altına almaktadır.
Şöyle düşünün: Yarın “Megalo idea” iddisandaki Yunanistan Türkiye’nin Ege kıyılarını talep etse...
Ardından Rusya, vaktiyle Sovyetler Birliğine haksız ve haydutça dayatılan Brest barışı ile kaybettiği -Kars ve Ardahan’ı yeniden talep etse...
Derken, savaş sonrasında Suriye, kendisinden koparılan Hatay’ı yeniden kendi topraklarına katmak istese...
Ve sen Osmanlı İmparatorluğu hayaliyle yatıp kalkarken, birileri de Ortadoks dünyasının başkenti Konstaninopolis bizimdir demeye başlasa...
Nasıl olur?
Bu soruyu da her Türk’e ısrarla sormak gerekir.