Biat ve sebat etme arasında sıkışıp kalan insanların içine düştüğü çıkmaza çoğu zaman ben de düşüyorum. Nedense biat ederek dilsiz ve eylemsiz olarak sadece egemen anlayışın buyruklarına boyun eğenlerin bu durumun kölelik olduğunu bile bile bunlara katlanmalarına hiç anlam vermemişimdir. Ama sebat edip bedensel, dış dünya ve kişinin sosyal ilişkilerden dolayı çektiği acılara katlanarak başa çıkmasını hep takdirle karşılamışımdır. Bunun için stoacıları ve stoik sabra hep gıpta ile bakmışımdır. Kölelerin ölürken sadece kendi isimleri ile toprağa gömülmesi ve mezar taşlarında kendi isimleri olması için verdiği mücadeleyi de ayrıca hep yüceltmişimdir. 

Ne yazık ki yaşadığımız dünyada ve özellikle de şu günlerde ortalık kralın soytarısı olma rolüne soyunanlardan ve biat kültürü kullarından geçilmiyor. Özelikle de bunların "aydın" kimliğe ile öne çıkması ayrı bir trajedi. Çünkü bunların durumu sanırım isimleri ile gömülmek isteyen kölelerden daha vahim. Çünkü bunların yaşarken de kendi isimleri yok yaşarken sistemin onlara giydirdiği deli gömlekleri ile debelenip duruyorlar hep ve bunu da aydın ve aydınlanmacı kimlikle yapıyorlar. Onlar Erdoğan’a koşup paspas olurken, Erdoğan onlardan ve Doğu Roma’dan uzaklaşıyor. 

Nefire her üflediğinde toprağa canlar düşüyor. Özel savaş ordusu amaç için her şey mubahtır deyip olmadık işkence, nefret suçu ve katliamlar işliyor. Varto’da öldürdükleri bir kadın gerillanın cesedine işkence yapıyor ve çırılçıplak sokaklarda teşhir ediyorlar. 

Erdoğan sürekli nefire üfleyerek "Kıyamete kadar" diyor. Kıyamete kadar kan görmek istiyor. Bunu iç huzuru olmadığı için yapıyor. Ellerindeki kanı kanla yıkıyor. 

Kan kokusu vicdanlarını kör etmiş, kan kokuyor, çıkıp çıkıp "sözde aydınlar" diyor. Ona önerim sözde aydın görmek istiyorsa yanına aldığı "devlet malı" keklik soyu olan soytarılarına baksın yeter. Savaş istemiyoruz diyenlere söz söyleme hakkını nereden buluyor derseniz elbette yanındaki kekliklerindendir.

Erdoğan, insanlığın vicdanı olanlara sözde aydın diyor. De Gouel ise insanlığın vicdanı olmanın duyarlılığı gösteren Cezayir savaşındaki muhalif tavrı için Sartre için Fransa’nın vicdanı diyordu. Sartre, "Hepimiz katiliz diyordu" evet, "hepimizi katiliz" Nefire üfledikçe, insan ölümü gördüğümüz sürece hepimiz katiliz. 

Erdoğan, "Kıyamete kadar" diyor ve kendi kıyametine koşuyor elbette bunu anlıyorum. Peki, yanındaki Kürt ve Ermeni yazar-çizerler nereye koşuyor? Ne çabuk unuttular uğradıkları kıyım ve soykırımları! Onlar da Erdoğan’ın onlara hazırladığı cehenneme koşuyor sanırım. Onları orada ne bekliyor hemen söyleyeyim. Dente’nin şair Virgilius ile gezdiği cehennemindeki dört başlı köpek Cerberus bekliyor. Şuna emin olun ki "Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner" diyoruz. Hesap günü geldiğinde Erdoğan öncelikle o dört yazar-çizeri aynı anda Cerberus’un önüne atacak. Ve sözde aydın dedikleri onları asla affetmeyecek savaşı körükledikleri için, mazlumun yanında olmadıkları için.

Doğu Roma ikinci sefer çöküyor ve Erdoğan, ceset seviciliğinden beslenip kendi kıyametine koşuyor. Onun yanındakiler ise utanmazca "devlet malı" olmaya devam ediyor, zülüm coğrafyasında biat ve sebat devam ediyor. Savaşçı kadın cesetleri utanmazca çırılçıplak sokaklarda sürükleniyor. Biliyoruz ki savaşlarda her zaman kadına yönelirler. Tecavüz ederler, yetmedi çırılçıplak soyup memesini keser, cinsel organına süngü sokar sonra kahramanlıkmış gibi sergilerler. Yaralı yüreğim daha da yaralandı.

Unutulmamalı ki bu kıyamet Türkiye halklarının kıyameti değil. Bu kıyamet Musolloni, Franko ve Hitler gibi kendi kıyametlerini çabuklaştıran Erdoğan’ın kıyameti olacak. Onun da sonu bu psikotik ruhlu ceset sevici adamlardan farklı olmayacaktır.

Bugün kadınları öldürüp panzerlerin arkasında sokaklarda etleri kemiklerinde sıyrılıncaya dek dolaştıranlar elbette Antik Mısır’da Batı Roma’nın Hypatia’ya yaptıklarını örnek alıyor. Batı Roma’da Mısır’da matematik ve tıp uzmanı Hermes’in takipçisi, bilgelik geleneğinin iz sürücüsü Hypatia’yı cadı ilan etmiş, taşlayarak öldürülmüş. Sonra da cesedini parçalara ayırmış, kemiklerini köpeklere yedirmiş etlerini de kütüphanedeki kitapların sayfalarının arasına yerleştirmiş, İskenderiye’deki en büyük meydanda bu kitaplarla birlikte yakmışlardı. Bugün Doğu Roma aynısını Kürt kadınlara yapıyor.

Evet, Erdoğan "Kıyamete kadar" diyor, 

Doğru bu onun "kıyameti" ve Erdoğan kendi kıyametine ve cehennemine koşuyor. Kölelik zinciri biat edenlerin boynuna dolanıyor, çanlar onlar için çalınıyor.

Sebat edenleri zafer ve ebedi barış bekliyor.