Irak'ta Ebadi hükümeti ve Kürt federe yönetimi var. Bunlar IŞİD'i geriletecek ve kontrolü sağlayacak güçte. Dolayısıyla burada IŞİD'i geriletmek zor olmayacak. Esas kritik ve yanıtını bulamayan yer Suriye. ABD IŞİD'in yönettiği yerlere tekrar Esad'ı sokmak istemiyor. ÖSO'nun ise burada hakim olma gücü yok. Hava operasyonları ile IŞİD'in yenilgisi mümkün değil. Bir kara gücüne ihtiyaç var. Ama şu an YPG dışında böyle bir güç yok. YPG'nin ise hem etnik kimlik hem de silah durumu nedeniyle IŞİD'i ciddi darbeleyecek ve yenilgiye uğratacak kapasitesi yok.
Türkiye ilk zamanlar koalisyona karşı durmak istedi ama gücü olmadığı için koalisyona katılmak zorunda kaldı. Ayak sürtüyor ve zor durumda kalmadıkça IŞİD'e karşı harekete geçmiyor.
Irak ve Suriye'de IŞİD bu kadar güçlüyken Erdoğan Türkiye'sine ciddi tavır alma şansı yok. En önemlisi de mevcut durumda Türkiye olmadan IŞİD'i geriletmesi zor görünüyor. Dolayısıyla Türkiye'ye muhtaç. Erdoğan'da bunu biliyor ve şantaj yapıyor.
Erdoğan IŞİD'e karşı harekete geçmek için üç şart ileri sürüyor;
1-) Rojava kantonlarının feshi ve Kürt kazanımlarının geri alınması, 2-) Esad'ın devrilmesi ve 3-) IŞİD'in Suriye muhalefetine entegrasyonu ve geleceğinde bir aktör olarak var olması. Yani Türkiye IŞİD'siz bir Ortadoğu istemiyor.
IŞİD'in gideceğini anladığında ise koalisyona entegre etme çabası içine girmiş durumda. Koalisyon ise IŞİD'i tasfiye etme hususunda kararlı. Şimdi AKP iktidarı ya IŞİD'i tasfiye edip yeni bir Sünni Arap oluşumu yaratacak ya da IŞİD'le birlikte gidecek. Erdoğan yalnızlaşıp zayıflarken Kürt hareketi yükselen bir güç.
Kobanê'de yeni bir ilişki sistemi oluştu. Orada yeni ittifaklar kuruluyor. Burada kurulan ilişki sistemi ve ittifaklar Kürt hareketi için bir dönüm noktası. Kobanê'de ABD ile operasyonel birlik ve istihbarat paylaşımı var. ABD ilk kez Kürt hareketi ile direkt görüşüyor. İran, Suriye ve bölge devletlerinin önemli güçleri olumlu bir yaklaşım içinde. Federe bölgesi ile askeri işbirliği yapılıyor.
Kobanê'de çözüm bu ittifak ilişkileri etrafında gelişiyor. Türk hükümetinin tutumu ise Kobanê'de IŞİD'ten yana oldu. Kobanê'ye insani ve askeri koridoru ancak çaresiz kaldığında açtı. Hala IŞİD'i aşan bir yaklaşımı yok. Dolayısıyla Kobanê'deki çözüm Bakur'da (Türkiye'de) da gelişmek durumundadır.
Bu günden sonra Bakur'da Çözüm Süreci'nin gelişimi salt Türkiye'nin iç demokratikleşemesi veya iç dinamikleriyle yürümez. Çözüm sürecinin gidişatı Türkiye'nin IŞİD ilişkileri-yaklaşımları, Suriye-Irak politikası ve Rojava devrimine yaklaşımları ile paralel gelişecektir.
Bunlara rağmen AKP Hükümetiyle çözüm sürecini götürmeye çalışmak açıkki hem imkansız hem de Kürt hareketine kaybettirir. Kaybettirir çünkü AKP Hükümeti uluslararası topluma rağmen ve karşısına alarak Suriye-Irak politikasını oluşturuyor ve IŞİD ile ilişkileniyor. Türkiye'nin bölgesel politikası Kürtlere karşı ve çıkarlarına zarar veriyor. Uluslararası topluma karşı bir AKP ile süreci sürdürmek Kürt hareketini uluslararası topluma karşıt bir pozisyona sokar.
Burada Kürt hareketinin yanıtlaması gereken kritik soru şu: Bu Erdoğan'la barış sürecini sürdürmek halklarına yarar sağlar mı?
Dışarda yalnızlaşmış olan hükümet Kürt hareketinin çözüm ve müzakere sürecine bağlılığı nedeniyle içerde güçlü ve girdiği son üç seçimi kazandı. Eğer çözüm süreci sürerse Haziran 2015 seçimlerini de kazanacak!
Peki 2015 milletvekili genel seçimlerinde Kürt hareketi AKP'yi yeniden hükümet yapar mı?
KCK Yürütme Konseyi üyesi Cemil Bayık, "Artık barış süreci yok. Erdoğan barış sürecini seçimleri kazanmak için kullandı" diyerek kapıyı kapatıyor.
Musul’u ele geçirmesi için "Mazlumların Devrimi" diyen Tarık Haşimi'ye hamilik yapan, "Kobanê ile Diyarbakır'ın ne alakası var" diyen, Koalisyon güçlerine "PYD ve PKK gruplarına vereceğiniz destekler bizim için kabul edilemez" diyerek seslenen, gittiği New York'ta "Ey dünya IŞİD'i bombalıyorsun da neden PYD'yi bombalamıyorsun" deyip rahatsızlığını gösteren bir Erdoğan ile çözüm sürecini götürmeye çalışmak dipsiz ve kör bir kuyuda su aramak gibi...