Erdoğan, Osmanlı hayalleriyle hem Türkiye’yi hem de Ortadoğu’yu tehlikeye atmaya devam ediyor. MHP ve Ergenekon’la ittifakın temel hedefi Kürt soykırımını tamamlamaktır. Bunu gerçekleştirmek için Türkiye’de muhalefeti ezmek, Kürtlerin elindeki bütün kazanımları yok etmek, bunun bir devamı olarak Güney Kürdistan ve Rojava’ya saldırılar sürmektedir. Bu saldırı politikasının ve Osmanlı hayallerinin vardığı yerlerden biri de şimdi Libya iç savaşıdır. Trablus’taki hükümeti, görünen haliyle Erdoğan dışında destekleyen kimse yok. Arap ülkeleri, Rusya dahil hepsi Hafter’i destekliyor. BM Libya’ya silah satışını yasaklayan bir karar almıştı. Türkiye bunu yok sayarak her türlü savaş malzemesini gönderiyor. Bununla Trablus’taki hükümeti ayakta tutmanın mümkün olmadığını görünce şimdi de asker göndermeye çalışıyor.

Erdoğan, Suriye’de Amerika ve Rusya’nın çelişkilerinden yararlanarak Kürtlere saldırmanın ve işgalin imkanına kavuştu. Rusya’ya büyük tavizler vererek Suriye’de tutunmaya çalışıyor. Aynı şekilde Trump’a dayanarak Suriye’de işgal alanlarını genişletti. Bununla Kürtlere vereceği kadar zarar vermek, Suriye’nin şekillenmesinde de İhvan-ı Müslim, El Nusra gibi güçlerle nüfuz sahibi olmak istiyor. Kürtlere karşı büyük bir askeri güç devşirdi bu çevrelerden. Bu çetelerin harcamalarının büyük kısmını da Katar’dan sağlıyor. Dikkat edilirse Erdoğan iktidarıyla hareket eden bu güçlerin hiçbirisi iflah olmuyor. Türkiye’de etrafına topladığı Suriye muhalefeti denen çevreleri siyaseten bitirdi. Kendine bağlı, iradesiz, paralı askerler haline getirdi. Katar’a askeri üsler kurdu ama Arap dünyasında yalnızlaştırdı. Aynı şey şimdi Libya’da desteklediği Trablus hükümeti için de geçerli. Doğu Akdeniz’de giriştiği egemenlik savaşında da İsrail, Mısır, Yunanistan, Avrupa karşısında yine yalnız kalmış durumda.

Erdoğan hükümeti Suriye’de giriştiği işgal ve savaşla nasıl ki Arap muhalefetinin önemli bir kesimini kimliksizleştirip kendine bağlı paralı asker haline getirdiyse içerde de muhalefeti aynı düzeye çekti. 31 Mart seçimlerinden sonra Erdoğan kaybetmiş ve zayıflamıştı. Ancak Suriye savaş tezkeresiyle CHP’yi alternatif güç olmaktan çıkardı. Bu işgalci ve yayılmacı saldırgan politikasına CHP’yi ortak etti. CHP’nin içerde demokratik güçlere, emek örgütlerine, Kürtlere güven verme zemini bırakmadı. CHP içerde ne Türkiye halkına ne de uluslararası güçlere güven vermiyor. Ağır ekonomik sorunlar, siyasi baskılar, Kürtler üzerindeki katliamlar, belediyelerin gasp edilip kayyım atamaları karşısında CHP etkisiz durumdadır. CHP ana muhalefet partisi olduğunu söylüyor ama parlamentoyu bile aktif biçimde kullanamıyor.

Erdoğan muhalefetin içine düştüğü bu açmazı ve kurduğu baskı sistemiyle Türkiye’nin gerçek sorunlarının tartışılmasını engelliyor. Erdoğan ve Bahçeli beka sorunumuz var deyip Suriye’yi işgal ediyor, Güney Kürdistan’a saldırıyor, şimdi de sırada Libya var. Libya’da Türkiye’nin iç savaşa taraf olmasını gerektirecek herhangi bir çıkarı yoktur. Türkiye’nin komşu ülkesi de değil ki sınırlarımda tehlike var desin. Tamamen yayılmacı, içerde ve dışarıda krizden, savaştan beslenerek Erdoğan iktidarını da ayakta tutmaya çalışıyor. Şimdiye kadar Erdoğan’ın en iyi dostu Sudan’ın diktatörü El Beşir’di. O da sonunda devrildi ve şimdi mahkemelerde hesap veriyor. Bunun dışında Erdoğan’ın desteklediği, ortaklık kurduğu hiçbir demokratik, halkçı, ilerici bir güç olmamıştır. Çürümüş, halkından kopmuş, baskıcı güçlerle olmaya çalışıyor. Suriye’de bu çok net görüldü. Tek demokratik seçenek olan Kuzey ve Doğu Suriye’ye en büyük düşmanlığı Erdoğan yaptı. Öyle bir kin ve düşmanlıkla saldırıyor ki, sadece örgütlü siyasal güçlere değil halkının da tümünü hedefleyerek etnik temizlik uyguluyor.

Erdoğan iktidar ve devlet gücüne dayanarak ayakta kalmaya çalışıyor. Türkiye’nin dış politikasını savaş, işgal ve sonucu belirsiz maceralara bağlamış durumda. Türkiye’de bütün demokratik seçenekleri yok etmeye dayalı politika güdüyor. Dışarıda da Libya örneğinde görüldüğü gibi bölgede yayılmacı, savaş ve krizleri tahrik ederek, taraf olarak Osmanlı hayallerini canlandırmak istiyor. Enver ve Talat paşalar da 1. Dünya Savaşına Osmanlı’yı sokarak eski egemenlik alanlarını tesis etmeye çalıştılar. Ancak sonunda Osmanlı’dan kalanları da kaybettiler. Erdoğan’ın da aynı sonuçla karşılaşması büyük bir olasılıktır. Bunun için Türkiye demokrasi güçlerinin daha örgütlü ve aktif devreye girmesi gerekiyor. Savaş ve krize dayalı bir iktidarın ömrü fazla olmaz. Hitler, Saddam ve diğerlerinin sonu ortadadır. Erdoğan bölgedeki çelişkileri kullanıyor ama mayınlı bir tarlada hareket ettiği de açıktır.