
Erdoğan, Davos'ta Simon Peres'le katıldığı bir tartışma programında "one minute" söylemiyle bayağı popüler olmuştu. Erdoğan bu müdahalesiyle ve Peres'e "siz çocukları öldürmeyi iyi bilirsiniz" deyişle mazlum Filistinlilerden yana olduğunu göstermiş oluyordu. Bu çıkışlarıyla içeride kendi kamuoyunun dışarıda da Arap halklarının desteğini almaya çalışıyordu.
Şimdi gelinen noktada Erdoğan Kürtlerin çocuklarını öldürmeyi daha iyi bildiğini kanıtladı. Kürtlerin çocuklarını öldürmekle kalmıyor. Yerleşim yerlerini, şehirlerini tank ve top atışlarına tutarak yıkıyor. Yıkmakla da kalmıyor. Tapulu arazilerini kamulaştırma adı altında gasp ediyor. Gasp etmekle de kalmıyor demografik yapısıyla da oynuyor. Tıpki Fevzi Çakmak’ın yaptığını yapıyor. Kürtleri sürerek yerlerine başka etnik unsurları yerleştirerek kültürel ve ulusal soykırımı tamamlamak istiyor.
Erdoğan ve emrindeki AKP, Kürtlerle savaşı tırmandırırken dış desteğe ihtiyaçları arttı. Kürtleri ezmek ve tarihten silmek için yapmayacakları birşey yok. Her türlü tavizden, tehdit ve şantaja kadar her yolu deniyorlar. Nitekim DAİŞ'e karşı ABD öncülüğündeki koalisyona katılmayan Erdoğan, ne zamanki PKK'ye saldırıp savaşı başlattı, alelacele İncirlik üssünü ABD'ye açtı. DAİŞ'e karşı koalisyonla işbirliği yapacaklarını açıkladılar. Ancak bugüne kadar DAİŞ'e karşı bir savaş yürüttükleri görülmemiştir. Bırakalım savaşı, yürütülen savaşı sulandırmaya ve engellemeye çalışıyorlar. YPG ve PKK'ye saldırarak DAİŞ üzerinde yoğunlaşmayı engelliyorlar.
Tavizler yetmeyince bu defa ABD ile her türlü pazarlığa devam ettiler. YPG'yi mutlaka terörist ilan ettirip devre dışı bırakmaya uğraştılar. ABD'ye büyük bir baskı yaptılar. Sürekli gündemde tutup bir kiriz ortamı yarattılar. Sonunda "biz mi senin müteffiğiniz yoksa YPG mi?" diye dayatmada bulundu. Bu baskılar yetmeyince daha önce "One minute" çektikleri İsrail'e ve etkili Yahudi çevrelere sığınmaya başladılar. İsrail'le ilişkileri düzeltmek için uğraştıkları artık basına da yansıdı. Ayrıca İsrail'le silah ticareti ve diğer ilişkilerinde de artma olduğu yeterince biliniyor.
Erdoğan kendisi gibi yasalara göre seçilen HDP'li milletvekillerini meclisten atmak için savaş ilan ederken etkili ve tanınmış bir Yahudi heyeti Beştepe'deki sarayında ağırladı. Kendisi gibi bu ülkenin çocukları olan HDP'lileri sarayda ağırlama yerine meclisten atmaya çalışırken yıllardır yaptıkları Yahudi düşmanlığına rağmen onları Saray'da ağırlıyor. Bu ne yaman çelişki diye merak edilebilir. Bu Türk işi ırkçılığın ve Kürt düşmanlığının doğal bir sonucudur. Tansu Çiller zamanında da İsrail'den her çeşit silahı alıp Kürtlere karşı kullanıyorlardı. Kürtler sözkonusu oldu mu, hükümetler arasında fark kalmıyor.
Erdoğan 30 Mart'ta ABD'ye yaptığı ziyarette yine Yahudi temsilcileriyle görüştü. Bu ne muhabbet, nerede kaldı "One minute" denilebilir. İş mazlum Kürt halkına karşı düşmanlık oldu mu Türkiye'yi yönetenler böyle oluyorlar, bu hallere giriyorlar. Kürtlere karşı dünyada ayağına gitmeyecekleri, işbirliği yapmayacakları kimse yok. Ortadoğu'da İran'la karşı kamplarda yer alıyorlardı. Ama iş Kürtler oldu mu geçen günlerde görüldüğü gibi Davutoğlu soluğu Tahran'da aldı. Kürtlere düşmanlık, onları daha çok öldürüp ezmek için bir elleri İran yöneticilerinde bir elleri İsrail ve Yahudi temsilcilerinde.
AKP Hükümeti ve Erdoğan 7 Haziran sonrası düzenledikleri darbeyle Kürtlerle savaşı öne çıkarıp içeride muhalefeti zayıflatmaya ve iktidarı gasp etmeye çalıştılar. Güvenlik olgusunu hep öne çıkardılar. Hazırlık yaptıkları topyekün saldırılarla Kürt hareketini ezeceklerini, zayıflatacaklarını ve bu ortamdan yararlanarak başkanlığı da kotararak rejim değişikliğini garantileyeceklerini hesaplıyorlardı. Ancak hesapları tutmadı. Kürtler sert ve etkili bir direniş sergilediler. Şimdi ne güvenlik sağlayabiliyorlar ne de iktidarlarını güvenceye alabiliyorlar. İçeride sıkıştıkları için dışarıda kendilerine destek aramak zorunda kalıyorlar. Erdoğan sıkışmasa ve planları tehlikeye girmese ne Avrupa'yla bu kadar uğraşır, ne de ABD'yle. Yahudilerin ayaklarına gitmeye de ihtiyacları kalmazdı.
Kürt halkı ve Türkiye'deki demokratik çevreler Erdoğan’ın faşist ve ırkçı planlarını gözden uzak tutmamalıdırlar. Faşist iktidarların işlemeyeceği suç, baş vurmayacağı yalan ve komplo yoktur. Faşizmde ilke ve ahlakı ölçü aranmaz. Halklara, farklılıklara ve demokrasiye tahammül olmaz. İçeride ve dışarıda her türlü gerici ve çıkar çevreleriyle ittifak ve işbirliği rahatlıkla yapılır. Erdoğan ve Türk hükümetleri Kürtlere karşı dünyada herkesle işbirliği yaparlar.
İçeride ve dışarıda her türlü gerici odakla kol kola giren faşizme ve ırkçılığa karşı Kürt halkının ve demokratik çevrelerin birleşmeleri ve direnmelerinden daha mantıklı ve meşru birşey olamaz. Halkların kendilerini savunmalarından daha doğal birşey olamaz. Türkiye halkları direnir ve örgütlenirse Yahudi lobileri, ABD ve AB pazarlıkları Erdoğan ve AKP'yi yenilgiden kurtaramaz.