Köln Cumartesi günü, çok büyük bir eyleme ev sahipliği yaptı. Avrupalı Türk Demokratlar Birliği'nin 10. kuruluş yıl dönümü nedeniyle Köln'e gelen Erdoğan’ı farklı görüşlerden on binlerce kişi protesto etti. Köln’ü ikiye bölen Rhein nehri, bu kez, sağ yanında Erdoğan taraftarlarını, sol yanında ise farklı görüşten on binlerce Erdoğan ‘karşıtını’ ağırladı. Açık söylemek gerekirse, ilk defa, farklı görüşten bu kadar insanın bir araya geldiği bir protesto yürüyüşüne katıldım. Yürüyüşte kimler yoktu ki. Bir taraftan Türk bayrakları ve M. Kemal posterleri, diğer taraftan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın posterleri, yine, bir taraftan Alevi kurumlarının dövizleri, diğer taraftan Esad yanlıları. Hatta bir ara Eurovision şarkı yarışmasında birinci olan Conchita Wurst bile göründü kortejin arka sıralarında.
Bir iki kişinin, belli ki amacı yürüyüşü provoke etmek olan birileri- Türk bayrakları ile Kürtlerin bulunduğu korteje yaklaşarak slogan atmaları ile ufak tefek tatsızlıklar yaşandı. Onların hemen ardından, bulduğu yüksek bir yere çıkan bir kadın, Kürtlerin bulunduğu tarafa, birden avazı çıktığı kadar ‘Mustafa Kemal’in askerleriyiz’ diye bağırmaya başladı. Kimse ne olduğunu anlayamadan, başka bir genç kadın elindeki bayrağın sopasıyla kadının başına hafifçe değdirerek susması gerektiğini söyledi. Biraz ağız dalaşının ardından herkes kendi kortejine katıldı. Sonra omzuna büyük bir Türk bayrağı saran bir adam, ortak bir sloganları olması gerektiğini söyleyerek, Öcalan’ın fotoğraflarının bulunduğu kortej içerisinde ellerini kaldırarak ‘Faşizme karşı omuz omuza yeeeeyyy’ sloganını attı. Çıkan tek tatsızlık böyle ufak tefek şeylerdi, bunların dışında yürüyüş gayet birlik içerisinde devam etti.
Aslında Erdoğan’a sadece Türkiyeliler değil, aynı zamanda Almanlar da tepki gösterdi. Bunlardan en ilginci ve serti Bild gazetesinin yazdığı ‘Buraya hoş gelmediniz’ başlığı ile yayınlanan açık mektuptu. Mektupta Almanya’nın özgür bir ülke olduğu ve burada herkesin kendi düşüncesini açıkça söylediği, bundan dolayı Erdoğan’ın gelişini yasaklamayacakları belirtildi. Son olarak da gazete, mektubunda ‘Bu akşam istediğinizi söyleyin, sayın Erdoğan. Ama biz size hoşgeldin demiyoruz, istenmiyorsunuz’ cümlesi ile tepkisini noktaladı. Köln Belediye Başkanı Jürgen Roters ise verdiği demeçte Erdoğan’ın gelişini bir ‘provokasyon’ olarak değerlendirdi. Roters ‘Köln’de farklı görüşte de olsak, birbirimizle ne kadar barış içinde olduğumuzu gösterelim’ mesajını verdi. Birçok gazetede Erdoğan’ın tutumunu eleştiren yorumlara yer verildi.
Erdoğan bu eleştirilerin fitilini Gauck’un Türkiye ziyareti sırasında yaptığı yorumlarla ateşlemişti. Sinirleri bir türlü yatışmayan, gözüne kestirdiğini markaja alıp, bir boks maçına çıkmış edasıyla nakavt etmeye çalışan Erdoğan, Türkiye’nin maden faciası tarihinde gördüğü en korkunç katliam olan, Soma’daki faciada bile yine kendini konuşturdu. Yorumları ve davranışlarına,- kendisinin attığı tokat ve danışmanının tekmesi- hem Alman, hem de dünya basınında geniş yer verildi. Bununla da kalmadı, son olarak Soma’nın yaktığı ateş, hala kor halinde yanarken, Okmeydanı Cemevi’nin bahçesinde, polis tarafından öldürülen Uğur Kurt’un ölümünün ardından yaptığı yorumlar, artık Erdoğan’a karşı kelimelerin kifayetsiz kaldığını gösterdi. Özellikle Aleviler, ibadethaneleri hedef alınarak yapılan bu saldırıyı affetmedi ve sokaklara döküldü.
İşte Köln’deki mitingin bu kadar kalabalık geçmesinin, birbirinden tamamen farklı düşünen insanların tek bir slogan altında yürümelerinin nedeni; Erdoğan’ın ‘ötekilere’ karşı beslediği önüne geçilemez nefretin, vardığı durumdu. Fakat Erdoğan, Alman basınının da dediği gibi, taraftarları tarafından bir ‘pop star’ gibi karşılandı, otomobiline güller döküldü. Erdoğan Almanya’da da konuşma tonunu değiştirmedi. Olayları terörize etmekle suçladığı, ha bire diğerleri diye ‘ötekileştirdiği’ insanlar, Rhein nehrinin sol yanında yürüyen senin, benim gibi insanlardı. Almanya’da ‘entegrasyon’ vurgusu yaparken, aklına Türkiye’deki Kürtleri asimilasyon kurgusu gelmedi kuşkusuz.
Almanya ile Türkiye’nin ekonomik bağlarla birbirine ne kadar derinden bağlı olduğundan hareketle, Merkel, Erdoğan gelmeden kısa bir süre önce, Erdoğan’a sorumluluk bilinci ve hassasiyetle davranma çağrısı yaptı. Türkiye ilişkilerinin bozulmasını istemeyen Almanya, yaptırım yerine soğuk bir nezaketi hep tercih etti. Erdoğan Türkiye’de ne konuştuysa, Almanya’da da aynısını söyledi. Çağrılar yerini bulmadı.
Anlaşılan o ki, bu kadar farklı görüşten insanın birlik içerisinde bir araya gelmesi, ve de gelmeye devam etmesi bir yaptırım gücü oluşturabilir. Çünkü bu ülkedeki gençler, bedenlerinden beton zeminlere bıraktıkları kan lekeleri ile hatırlanmayı değil, Erdoğan’ın otomobiline serpilen kan kırmızısı gülleri hakediyor...
Erdoğan Rhein'i ikiye böldü
Almanya Gündemi