İdlib’de Rusya karşısında sıkışan, Batı’dan da istediği desteği alamayan Türk devletinin, mültecileri/göçmenleri Avrupa sınırlarına sürerek yaptığı şantaj, şimdilik işe yaramamış gibi görünüyor. Türk Cumhurbaşkanı’nın yerinden edilmiş insanları silah olarak kullandığının farkında olan Avrupa ve ABD, istediği adımları atmadı.

Türk devletinin, İdlib’de Rusya’nın doğrudan müdahalesiyle ağır kayıplar vermesine rağmen Avrupa ve ABD’den dilendiği desteği görmeyince MİT ve Emniyet operasyonuyla mültecileri/göçmenleri sınırlara sürmesi, ters tepiyor. Bulgaristan ve Yunanistan tavizsiz duruşu, AB ve ABD tarafından da destek aldı. Erdoğan yönetimindeki Türk devletinin, uluslararası yasaları hiçe sayarak insan kaçakçılığı yaptığı, mültecileri istismar ederek silah olarak kullandığı ve böylece kitlesel ölümleri teşvik ettiğini belirten AB, şantaja boyun eğilmeyeceğini vurguladı.

Erdoğan’ın iç hesapları

Kuzey-Doğu Suriye’yi işgal saldırılarında rahatça hareket eden herhangi bir müeyyide ile karşılaşmayan Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa’nın finanse edeceği kendisine bağlı bir Sünni kolonisi kuramayacağını, ABD’nin de QSD ile ilişkisini kesmeyeceğini görünce Rusya ile NATO’nun hilafına angajmana başladı. İdlib konusunda ise Rusya ile karşı karşıya kalınca yeniden kapısını çaldığı ABD, NATO ve AB’den istediği desteği alamadı. Bunun üzerine 6 yıldır kullandığı mülteci silahına yeniden sarıldı. MİT ve Emniyet organizasyonuyla mülteciler Avrupa sınırlarına taşındı. Artık Türkiye’den çıkışlara müdahale edilmeyeceği duyuruldu. Türk Cumhurbaşkanı, böylece hem içeride hem de dışarıda bazı gelişmeleri hedefledi. İçeride Türk ırkçılığını, ‘Suriyelileri gönderiyoruz’ müjdesiyle coşturmayı, savaş karşıtlığını bastırmayı, dikkatleri Suriye sınırından Avrupa sınırlarına çekmeyi böylece toplumu devletine arkasına dizerken tabanı konsolide etmeyi hedefliyor.

Dışarıdan beklentileri

Erdoğan, mülteci silahıyla Avrupa ve Avrupa üzerinden ABD’nin desteğini devşirebilmeyi hedefliyor. Avrupa’nın NATO marifetiyle Rusya’ya karşı harekete geçmesini; hava savunma sistemi sağlamasını isteyen Erdoğan, Rusya’ya baskı yapılmasını istiyor. Kürt düşmanlığıyla işgal ettiği Suriye’de kalıcılaşmak için oluşturacağı ‘Güvenli Bölge’nin finanse edilmesini bekleyen Erdoğan, ayrıca Türkiye’de kalmayı sürdürecek Suriyelilere harcamak iddiasıyla daha fazla kaynak istiyor. Suriyeli mülteciler için AB’nin Mülteci Mutabakatı kapsamında sadece 6 milyar euro yardım sözü verdiğini, Türkiye’nin ise 40 milyar dolardan fazla harcama yaptığını söylüyor. AB’nin son olarak, ilave 1 milyar yardım önerdiğini açıklayan Erdoğan, ”artık bu parayı istemiyoruz” diyerek, beklentisinin çok daha yüksek bir miktar olduğuna işaret etti. Erdoğan, devlet operasyonuyla mültecileri sınıra yığarak bütün bu hedeflerine ulaşabileceğini düşündü.

   

Beklentilerine yanıt yok

Erdoğan’ın, Almanya ve Fransa’nın Rusya Devlet Başkanı Putin’i ikna etmesi veya Rusya’ya ağır yaptırım talebi karşılanmadı. Erdoğan’ın, AB’nin Suriyeliler için mali yardımlarını doğrudan hükümetine, devlet kuruluşlarına aktarması talebine, rejiminin niteliğine dair kaygılardan dolayı karşılık verilmedi. Türkiye’den daha fazla mülteci alınması da AB üyelerinin iç politik hesaplarına takıldı. Şantaja boyun eğilmesinin, yeni hamleleri beraberinde getireceği gerçeği de taviz verilmesini engelliyor.

Diplomatik girişimler

AB, hemen ardından ABD, Yunanistan’a dayanışma ve desteğini sergiledi. Diplomatik girişimlere de başlayan AB, Mülteci Mutabakatı’nın muhafaza edilmesi, işbirliğinin sürdürülmesi konusunda Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ‘ikna’ etmeye çalışıyor; sınırlarındaki durumu kontrol altına almasını istiyor.

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Kriz Yönetiminden sorumlu AB Komiseri Janez Lenarcic ile birlikte dün Türkiye‘yi ziyaret edecek. Hırvatistan’ın başkenti Zagreb’de 6 Mart’ta düzenlenecek olağanüstü AB Dışişleri Konseyi toplantısında, atılacak adımlar masaya yatırılacak.

ABD, Yunanistan’ın yanında

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump ile Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, önceki gün telefon görüşmesi gerçekleştirdi. İkilinin gündeminde göçmen konusu vardı. Görüşmeye ilişkin Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, ”Başkan Trump Yunanistan’ın sınırlarında güvenlik sağlama çabalarını desteklediğini belirtti” denildi. Ayrıca Trump’ın, Avrupa’ya büyük göçmen hareketliliği konusunda Yunanistan’ı sınırındaki mülteci akınına karşı yerel ortaklar ile çalışmaya teşvik ettiği bildirildi.

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, Avrupa Birliği’nin 3 kurumunun tepe yöneticileri ile birlikte Türkiye-Yunanistan sınırında incelemelerde bulundu. Ziyaret sırasında Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Charles Michel, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Avrupa Parlamentosu Başkanı David Maria Sassoli de vardı.

Ankara son olarak Türkiye’den ayrılan göçmen sayısının 130 bini geçtiğini duyurdu. Atina makamları ise Pazartesi saat 18.00 itibarıyla Yunanistan’a yasa dışı yollardan geçmeye çalışan kişi sayısının 24 bin 203 olduğu bilgisini paylaştı. Yunan yetkililer ayrıca 183 kişinin gözaltına alındığını ve göçmen gözaltı merkezine gönderildiğini aktardı.

Avusturya: Boyun eğilmemeli

Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz da İaçıklama yaptı. Viyana’da konuşan Kurz, AB’nin yeni ”göçmen krizinde” dış sınırlarını koruma konusunda başarısız olmasının yol açabileceği sonuçlar konusunda uyarıda bulundu. Kurz, ”Türkiye’nin baskısına boyun eğersek ve Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan on bin insanın AB’ye akın edip etmeyeceği kararını vererek zafer kazanırsa işte o zaman yüz binlerce insan (Avrupa’ya) gelir ve kendi içinde sınırları olmayan Avrupa da tarih olur” dedi. Kurz, AB içindeki vatandaşların ”ikamet özgürlüğünün”, dış sınırlarının korunmasının işe yaradığı esasına dayandığını belirtti.

Erdoğan kötü niyetli provokatör

Avusturya Başbakan Yardımcısı Werner Kogler de Erdoğan’ın izlediği stratejiyi sert bir dille eleştirdi. Kogler, ”Burada Türkiye Cumhurbaşkanının kötü niyetli bir provokasyonu söz konusu” ifadesini kullandı. Göçmenlere yanlış sözler verilerek kasıtlı olarak Türkiye-Yunanistan sınırına yönlendirildiğini söyleyen Kogler, ”Bu, AB ve Yunanistan’a bir saldırı” dedi. Başbakan Yardımcısı Avusturya’nın yurtdışı afet fonuna ayrılan milyonlarca euro ile Türkiye-Suriye sınırındaki sığınmacıların acılarını dindirmeye çabaladığını kaydetti.

Merkel: Kabul edemeyiz

Almanya Başbakanı Angela Merkel de önceki gün yaptığı açıklamada, Türkiye’nin mülteciler üzerinden AB’ye baskı yapmasının kabul edilemeyeceğini söylemişti.

BM verilerine göre Türkiye-Yunanistan sınırında 13 bin göçmen soğuğa rağmen bekleyişini sürdürüyor.

 

  HABER MERKEZİ

 
 

Devlet taksicilere taşıtıyor

   

Hapis cezası ve araca el koyma gibi ağır yükümlülükleri bulunan mülteci taşıma işi hükümetin “sınırları açtık” açıklamasıyla revaçta. Taksi şoförlerin geçmişte aldığı cezalara dikkati çeken Taksi Sahipleri Derneği Başkanı Mustafa Pala, “kolluk güçlerinin yönlendirmesiyle taksiciler sınıra mülteci taşıyor” dedi.

2017’de çıkarılan 690 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de mültecileri sınıra taşıma insan kaçakçılığı kapsamına alınması, araçlara el koyma ve hapis cezası gibi ağır yaptırımlar getirilmesine rağmen kamu kurumları ile özel şirketlere ait araçlarla sınıra servis hizmeti sağlanıyor.

İzmir’deki Taksi Sahipleri Derneği Başkanı Mustafa Pala, taksi şoförlerinin son yıllarda en büyük sorununun, mülteci taşımalarından doğan cezalar olduğunu hatırlattı. Göçmenleri taşıyanların araçlara el koyma yanı sıra 3 ila 8 yıl arasında hapis cezası olduğunu ifade eden Pala, özellikle sahil kıyılarına mülteci taşıyan çok sayıda şoförün geçmişte ceza aldığını kaydetti. Pala, hükümetin çağışından sonra bu durumun son birkaç gündür değiştiğini söyledi.

Türkiye’nin dört bir yanından sınırlara mülteci taşıma işine taksicilerin de dahil olduğunu vurgulayan Pala, “Şu ana kadar buna ilişkin ceza alan bir taksi şoförü olmadı. Hükümetin verdiği sınırı açma kararı ve buna bağlı olarak kolluk güçlerinin yönlendirmesiyle taksiciler sınıra mülteci taşımaya devam ediyor” dedi.

 
 

Sahiller boştu

İzmir Barosu Başkanı Av. Özkan Yücel, baronun yönetim kurulu üyeleri, göç ve iltica komisyonu üyeleri ile insan hakları merkezi üyelerinden oluşan bir heyet, mültecilerin akın ettiği yerlerden olan Çeşme’de önceki gün incelemelerde bulundu.

 Baro Başkanı Av. Özkan Yücel, çok sayıda sığınmacının sahillerde başka ülkelere geçmek üzere beklediği haberleri üzerine durumu yerinde görerek bir durum tespiti yapmak üzere Çeşme’ye geldiklerini ifade ederek, şunları söyledi: “Bugün öğleden sonra yaptığımız incelemede gözlemleyebildiğimiz kadarıyla sahiller boştu. Ancak, mültecilerden arta kalmış konserve kutularını ve can yeleklerinin boş paketlerini gördük. Konakladıkları söylenen birkaç yeri dolaştık, insani koşullar değil hiçbiri. Tarafı olmadıkları bir savaşın tarafı olmadıkları bir zulmün sonucunda evlerini kaybetmiş, işlerini kaybetmiş belki de yakınlarını kaybetmiş insanlardan söz ediyoruz. Daha insanca bir hayat, daha insanca yaşam koşullarının beklentisi ile buradalar. Türkiye’de beklentileri karşılanmayıp, başka ülkelere gitmek için çaba harcadıklarını görüyoruz. Sınırların açılması kararından hemen sonra açıklamıştık, burada önemli olan yaşam hakkı başta olmak üzere sığınmacıların hak ve özgürlüklerine titizlikle önem gösterilmesiydi. Söylediklerimizde ne kadar haklı olduğumuz bugün ortaya çıkıyor. Yunanistan’a gitmek isteyen sığınmacılardan vurulanlar oldu, aynı şey denizlerde de yaşanıyor maalesef. Mülteci meselesinin siyasi bir pazarlığın konusu yapılamayacağı inancındayız.”

Baronun İnsan Hakları İle Göç ve İlticadan Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Ali Deman Güler de tabloyu anlamak üzere otogarda görüştükleri Afgan bir ailenin yanı sıra taksici esnafı ve otobüs işletmecileriyle irtibat kurduklarını ifade ederek, “Sığınmacılar, yapılan siyasi açıklamalardan umutlanıp kendilerine yeni bir hayat kurmaya çalışıyorlar. Bunu yaparken de canlarını riske atıyorlar. Yunanistan’daki durumun çok fecaat olduğunu söylemek lazım. Yunanistan’daki meslektaşlarımızla İzmir Barosu olarak irtibat halindeyiz. Önümüzdeki günlerde de durumu değerlendirmek üzere bir araya geleceğiz.”

 
 

Türkiye suç işliyor

   

İHD ve Birlikte Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi, insani krizin yaşandığını, Türkiye’nin suç işlediğini savundu.

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi ve Birlikte Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi, Edirne sınırında mültecilerin yaşadıkları sorunlara ilişkin İHD Şube binasında basın toplantısı düzenledi. Kurumlar adına ortak basın metnini okuyan Birlikte Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi üyesi Başak Kocadost, sınırda yaşanan insani felaketin, siyasi iktidar ve medya tarafından görmezden gelindiğini ve üstünün örtülmeye çalışıldığını kaydetti. Kocadost, karadan geçişin sağlanabildiği İpsala ve Pazarkule sınır kapılarında yığılmış çocuk, kadın, yaşlı, engelli, hasta binlerce mültecinin içecek su, süt, mama, bebek bezi dahi bulamadığı, yağmur ve kış soğuğuna rağmen geceyi dışarıda geçirdiği, sağlık hizmeti alamadığı için hastalıkların baş gösterdiğini aktardı. Kocadost, “İnsan hayatını ve temel insan haklarından biri olan iltica hakkını bu şekilde, pazarlık konusu etmek gayri insani olduğu gibi, Türkiye devletinin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülüklerinin de ihlali niteliğindedir ve telafisi imkansız zararlara yol açan büyük bir suçtur” dedi.