Kılıçdaroğlu, rejimin ihtiyaçlarıyla uyumlu ve iktidar mimarisini bozmayacak kadar tehlikesiz
- AKP iktidarının CHP'ye darbesi, Türkiye’nin iç siyasi alanını yeniden düzenleme, CHP’nin yükselişini frenleme ve Erdoğan’dan sonrasını da kapsayan rejimi oluşturma girişimi olarak okunuyor.
CHP krizinin, Türkiye’nin ana muhalefetinin topluma ait olup olamayacağının ya da devlete iade edilip edilmeyeceğinin sınavı ve yeni rejimi inşa sürecinin parçası olduğunu belirtiliyor. Darbeye karşı direnişin, Türkiye’nin ana muhalefetinin devleti ele geçirmek için yarışan bir kurum olarak mı kalacağını, yoksa devlete ait bir kurum hâline mi geleceğini belirleyeceğinin altı çiziliyor.
Ana muhalefet partisi CHP’ye karşı yargı sopasıyla yapılan darbeyi, yalnızca bir parti kongresi hukuki anlaşmazlığı olarak okumamak gerektiğini belirten The National Context (TNC) "Bu, yalnızca Erdoğan’ın bir sonraki seçim öncesinde muhalefeti zayıflatmaya yönelik taktik bir hamlesi de değildir. Olay, daha geniş bir rejim inşa sürecinin parçası olarak anlaşılmalıdır: Türkiye’nin iç siyasi alanını yeniden düzenleme, CHP’nin yükselişini frenleme ve Erdoğan’dan sonra da varlığını sürdürebilecek yönetilmiş temsiliyet sistemini oluşturma girişimi" diye yazdı.
MHP’nin Haziran 2015 seçimlerindeki kötü performansının ardından yaşadığı krizi hatırlatan TNC, buradaki tekniğin aynı olduğunu şöyle özetledi: "Kurumsal kabuğu koru, sisteme uyumlu liderliği koru ve dinamik grubu, yeniden yapılanmayı zorlaştıracak koşullarda dışarı at. Kılıçdaroğlu, CHP’nin adını, parlamenter grubunu, Cumhuriyet’le tarihsel bağını ve teşkilat altyapısını devralıyor. Özel ve İmamoğlu akımı ise parçalanma, uzun süreli iç meşruiyet savaşı ya da İYİ Parti’ninkinden çok daha ağır koşullarda yeni parti kurma ihtimaliyle karşı karşıya kalıyor. CHP, 2016’daki MHP’den çok daha büyük ve etkili bir kurumdur; Özel’in ekibinden gelen örgütsel direnç de gerçektir, ancak MHP deneyimi, kurumsal aparat doğru ellerde kaldığı sürece bu tekniğin gerçek halk direnişine karşı bile işe yarayabileceğini göstermiştir."
Rejimin ihtiyaçlarıyla uyumlu
Kılıçdaroğlu’nun bu projedeki yararlılığının, siyasi kişiliğinden, fraksiyon içgüdülerinden ve kurumsal biyografisinden kaynaklandığına dikat çeken TNC analizinde şunlara yer verildi: "Yerine geçtiği liderlikten çok daha fazla rejimin ihtiyaçlarıyla uyumludur. Süleyman Demirel döneminde üst düzey bürokrat olarak biçimlendirici yıllar geçirdi ve bu geçmiş, devlete yaklaşımında kalıcı iz bıraktı. Siyaseti genellikle ihtiyat, devlet saygısı ve kurumsal uzlaşmayla şekillenmiştir; bu özellikler, daha çatışmacı Özel-İmamoğlu akımından onu ayırır. İmamoğlu’nun iki İstanbul belediye başkanlığı kampanyasında ortaya koyduğu mezhepler ve sınıflar üstü seferberlik enerjisini üretmez. 2014’teki Ekmeleddin İhsanoğlu adaylığından 2023’teki kendi adaylığına kadar başkanlık stratejisi, CHP’nin iktidar yolunu genişletmek yerine daralttı. Tüm bunlar, rejim açısından onu 'alternasyon kapasitesi olmayan' bir muhalefet figürü yapar: Çoğulculuk görüntüsünü korumaya yetecek kadar muhalif ama iktidar mimarisini bozmayacak kadar tehlikesiz. Kritik anlardaki tercihlerinin 'derin devlet aklı'nı yansıttığını kabul etseniz de etmeseniz de örüntü gerçektir. Kılıçdaroğlu, kendi tarafını zayıflatsa bile defalarca devlet muhafazasını muhalefet kopuşuna tercih etmiş gibi davranmıştır. İşte iktidar blokunun CHP’ye biçtiği yeni rol için aradığı profil budur."
Mimar olarak Bahçeli
Bahçeli’nin rolü, yalnızca Erdoğan’ın koalisyon ortağı işlevinin ötesinde analiz edilmeyi hak ettiğini, çünkü farklı siyasi dosyalardaki müdahalelerinin, ittifak yönetiminden daha derin bir tutarlılık gösterdiği belirtilen analizde, şunlar ifade edildi: "Bahçeli, 2017 başkanlık sistemini milliyetçi kılıfla mümkün kıldı. Daha yakın dönemde yenilenen Kürt açılımının merkezinde yer aldı. 5 Mayıs 2026’da, CHP kararından iki hafta önce, Öcalan’a 'Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü' adını verdiği bir yapı altında resmî kurumsal rol verilmesini önerdi. CHP konusundaki dili de aynı mantıkla işliyor. Bahçeli, partiyi Cumhuriyet’in kuruluşundan beri en önemli siyasi kurumlardan biri olarak tanımladı ve karıştırılmaması ya da parçalanmaması konusunda uyardı. CHP’yi demokratik bir muhalefet gücü olarak savunmuyor; Cumhuriyet düzeninin kurucu bir kurumu olarak, yok edilmemesi gereken ve içselleştirilmesi gereken bir yapı olarak savunuyor. Karardan sonra Bahçeli, Kılıçdaroğlu’na yalnızca restorasyonu pekiştirmesini değil, Özel’le ortak formül müzakere etmesini ve feragat ilan etmesini de istedi. Bu, mahkeme kararının bir uzlaşmayı zorlama aracı olduğunu, operasyonun nihai noktası olmadığını açıkça gösterdi. Bu, yönetilmiş içselleştirmedir ve Bahçeli onun baş mimarıdır."
İktidarı tehdit etmez
Kılıçdaroğlu, bu ölçekte ana akım bir Türk partisini yöneten ilk Alevi kökenli kişi olduğu ve rejim bağlamında, bunun gerçek kimlik sembolizminin ötesinde yapısal önem kazandığı anımsatılan analizde, şöyle izah edildi: Bu, rastgele bir kimlik argümanı değildir. CHP içindeki görünür Kılıçdaroğlu yanlısı fraksiyon küçüktür ama sosyolojik olarak rastgele değildir. Bu akımla ilişkili veya sempati duyan isimlerin dikkat çekici bir kısmı Alevi, Alevi bağlantılı ya da Alevi siyasi ağlarının CHP siyasetinde merkezi olduğu bölgelerden geliyor. Amaç her figürü kimliğe indirgemek değildir. Önemli olan, fraksiyonun sosyolojisinin CHP’nin uzun zamandır temsil ettiği sosyal bloklarla örtüşmesidir. CHP tarihsel olarak Türkiye’de laik, sosyal demokrat ve ağırlıklı olarak Alevi kimlikli toplulukların doğal kurumsal adresi işlevi görmüştür. Seçim potansiyeli sınırlandırılmış ve devlet aklı defalarca kanıtlanmış bir figürün başkanlığındaki CHP, Alevi ve laik-Cumhuriyetçi siyasi katılım için tanınmış bir araç olabilir; bunu yaparken de iktidar formülünü tehdit etmez. Zamanla bu, zımni cemaat temsiliyetine dönüşebilir: Kılıçdaroğlu, daha geniş bir aracılık düzenlemesi içinde Alevi kesimlerin tanınmış adresi hâline gelir. Aleviler homojen bir blok değildir ve birçok Alevi Kılıçdaroğlu’nun geri dönüşüne sert tepki vermiştir. Ancak bu tür bir siyasi mimaride, temsil edilen topluluğun resmî onayı mekanizmanın işletme mantığı değildir. Önemli olan, aracının devletle ilişkiyi yönettiği adres olarak yeterli kurumsal statüye ve toplumsal okunurluğa sahip olmasıdır. Kılıçdaroğlu bu statüye sahiptir ve mahkeme de platformu geri vermiştir."
Erdoğan sonrası rejim inşası
Erdoğan'ın hâlâ yerinde ve inşa edebilecekken, sonrası düzeni kurmaya çalıştığı vurgulanan analizde, şunlar kaydedildi: "Tamamen tek bir figürün seçim başarısına dayanan rejim yapısal olarak kırılgandır. O figürün yenilgisi, gerilemesi, ayrılması ya da koalisyon kontrolünü kaybetmesi karşısında savunmasız kalır. Daha kurumsallaşmış bir sistem başka bir şeye ihtiyaç duyar: Tanınmış paydaşlar, yönetilmiş temsiliyet kanalları ve muhalefetin alternatife dönüşmesine izin verilmek yerine içselleştirildiği bir siyasi alan. Çok kutupluluk ve Batı liberal otoritesinin gerilediği bir dönemde yurt dışında daha iddialı hareket etmek isteyen bir devlet, iç bütünlüğü stratejik bir varlık olarak görür. Kürt dosyası, CHP müdahalesi, Alevi kanalı imaatı ve MHP’nin milliyetçi demirbaş olarak korunması, aynı konsolidasyonun bileşenleridir. Ortaya çıkan, monolitik tek parti sistemi değildir. Genişletilmiş bir çeper içinde fraksiyonel çeşitliliğin rejimidir: Milliyetçiler, İslamcılar, Kürt siyasi kanalları, laik-Cumhuriyetçi kurumlar ve zımni Alevi temsiliyeti; hepsi sistemin mimarisi içinde kaldıkları sürece yer bulur."
Rejimi tehdit etmeyecek
CHP krizinin, Türkiye’nin ana muhalefetinin hâlâ topluma ait olup olamayacağının ya da devlete iade edilip edilmeyeceğinin sınavı olduğu belirtilen analiz, şu ifadelerle tamamlandı: "MHP krizi yöntemi kurdu. Kürt açılımı daha geniş mantığı kurdu. CHP kararı ise her ikisini de ülkenin en büyük muhalefet kurumu ölçeğinde uyguluyor. Bahçeli, bu üç süreci birbirine bağlayan, Erdoğan’dan sonra da var olacak, çok kutuplu bölgesel ortamı yönetecek ve muhalefeti rekabetçi bir tehditten düzene tanınmış paydaş hâline getirecek sistemin baş mimarıdır. Kılıçdaroğlu başkanlığındaki bir CHP’nin rejimi tehdit etmesine gerek yoktur. Sadece partiyi yeni düzen için Cumhuriyetçi, laik ve zımnen Alevi bileşeni olarak kullanılabilir hâle getirmesi yeterlidir. Özel ve İmamoğlu ise tam tersini temsil ediyordu: Yönetilmiş muhalefet kalıbından çıkıp gerçek siyasi geçişin merkezine oturabilecek bir CHP. İşte kararın salt anlık liderlik sorununun çok ötesinde önem taşımasının ve CHP’nin örgütsel tabanından gelen direnişin hukuki statüsünden daha kritik olmasının nedeni budur. Bu direnişin, bugüne kadar oldukça hassas çalışan bir mekanizmayı bozup bozamayacağı, Türkiye’nin ana muhalefetinin devleti ele geçirmek için yarışan bir kurum olarak mı kalacağını, yoksa devlete ait bir kurum hâline mi geleceğini belirleyecektir." HABER MERKEZİ