Erdoğan’ın Washington ziyareti ve Trump’la görüşmesi Kürt düşmanlığında, Kürtleri ortadan kaldırma ve jenosidi tamamlama planında ne kadar kararlı ve ısrarlı olduğunu bir daha gösterdi. Amerika’yla olan çelişkilerini, diğer bütün sorunlarını görüşmeye, tartışmaya açık olduğu gösterdi.

Dünyada herkesle görüşüp tartışırken bir tek Kürtlerle görüşmemekte ve onları sadece yok etme zihniyetine ve siyasetine saplanıp kaldığını herkes gördü. Çok sıkıştığında ise Kürtlerle sorunum yok, diyor. Irkçılığı o kadar sırıtıyor ki ne yapsa da gizleyemiyor.

Kürtlerle sorunu yoksa neden Efrîn’i Kürtlerden temizledi. Efrîn savaşa saplanmış Suriye’de bir barış adası gibiydi. Nüfusu da esas olarak Kürtlerden oluşuyordu. Erdoğan çelişkilerden yararlanarak, Rusya’ya büyük imkanlar sunarak aylar süren bombardımandan sonra Efrîn’i vahşice işgal etti. Sadece hedefi YPG olsaydı, işgalden sonra yüz binlerce Kürt’ü topraklarından sürmezdi. İşgalin üzerinden 2 yıla yakın zaman geçti, yüz binlerce Efrînlinin topraklarına geri dönmesine neden izin vermiyor? Efrîn halkını yerinden, yurdundan ederek yerlerine etrafına devşirdiği El Nusra, DAİŞ artıklarını ve diğer bölgelerden taşıdığı aynı eğilimdeki Arap çevrelerini yerleştirdi.

Aynı işgal ve bölgeyi Kürtlerden temizleme planını Girê Spî ve Serêkaniyê’de de uyguluyor. Erdoğan elindeki NATO ordusu yanında Efrîn’de olduğu gibi etrafına devşirdiği silahlı grupları ve çeteleri öne sürdü. O bölgede yaşayan Arap ve Kürt halkının tümü topraklarından sürüldü. O çeteler orada olduğu sürece ve işgal sürdükçe ne demokratik Arap çevreleri ne de Kürtler geri dönemez. Aynı şekilde birçok Süryani ve Asuri’nin köyleri ve mülkleri de gasp edilmiş ve onlar da geri dönemez durumda. Nasıl ki Efrîn’i Ruslarla anlaşarak işgal ettiyse, Kuzey Suriye’yi de Trump yönetimiyle anlaşarak işgal etti.

Erdoğan’ın bütün böbürlenme ve dünyaya meydan okuma repliklerine rağmen büyük devletlerin onayı ve desteği olmadan bu işgalleri gerçekleştiremeyeceği de açıktır. Dolayısıyla 21. yüzyılda, iletişim çağında dünyanın gözü önünde Kürtler üzerinde yürütülen jenosid uygulamalarına Rusya ve Amerika gibi büyük devletler zemin sundular, ortak oldular. NATO genel sekreteri Stoltenberg de Türkiye’nin güvenlik kaygıları edebiyatıyla bu saldırganlığı, işgali ve etnik temizliği meşrulaştırmaya çalışıyor. İşin daha da kötüsü milletleri temsil ettiğini söyleyen bir kurumun başındaki BM genel sekreteri Guterres de işgalci ve eli kanlı Erdoğan’ın elini sıkarak, işgal bölgelerine Suriye mültecilerini getirip yerleştirmek için meşru kılıflar uydurmaya çalışıyor. Faşist ve işgalci Erdoğan’ı Beyaz Saray’da ağırlayarak, Moskova’da elini sıkarak dünyanın başına adeta bela ettiler. Nasıl ki Avrupa Hitler’i benzer politikalarla palazlandırıp dünyanın başına bela ettilerse aynı şey Erdoğan’ın şahsında tekrarlanıyor.

Erdoğan bu olaylardan aldığı cesaretle Beyaz Saray’da yine basın önünde Kuzey Suriye’nin tümünü Efrîn’den Dicle’ye kadar hattı, özellikle Kürt hattında 2 milyona yakın mülteciyi yerleştireceğini, ayrıca bir milyonu da Dêrazor, Rakka bölgelerine aktarmayı hedeflediğini tekrar dillendirdi. İşgal ettiği bölgelerle yetinmediğini, Kuzey Suriye’de Kürtleri tümüyle temizlemeyi ve Arap Kemerini tamamlamayı açıkça söylüyor. Ayrıca utanması olmadığı için Türkiye’ye giden mültecilerin içinde 300-400 bin Kürt’ün olduğunu söylüyor. DAİŞ saldırısı sırasında Kobanêliler sınırdan geçerek Türkiye tarafına geçtiler. Ancak Kobanê’nin özgürleşmesinden sonra hemen hemen hepsi geri döndü.

Sözde yüz binlerce Kürt Türkiye’ye göçtüğü için Erdoğan Kürt düşmanı değilmiş. Halbuki Türkiye’de yaşayan on milyonlarca Kürt şu an esir konumunun ötesinde yaşıyor. Kürtler büyük bir katliam, imha tehdidi altındadırlar. Binlercesi hapishanedeler, belediye başkanları, milletvekilleri, parti ve meclis üyeleri sürekli tutuklanıyor. 31 Mart seçimlerinde kazanılan HDP belediyelerine de tekrar el koyup gasp ediyorlar. Kürtlerin sokağa çıkıp tepkilerini dile getirmelerine polis ve istihbarat ordusuyla saldırıyorlar. Kendi içindeki Kürt’ü ezmek ve yok etmekle yetinmediği için Rojava ve Güney Kürdistan’daki Kürtlere de saldırıyor ve işgali yayıyor.

Erdoğan 2 milyon mülteciyi Kuzey Suriye’de 30 km’lik “güvenlikli bölge”ye, bir milyonu da Dêrazor ve Rakka’ya yerleştireceğini söylüyor. Müthiş bir mühendislik örneği! Bu topraklar sanki sahipsizdir, üzerinde kimse yaşamıyor ya da Erdoğan’ın satın aldığı özel mülküymüş gibi konuşuyor. Halbuki sözü edilen bölgelerde milyonlarca insan yaşıyor ve o toprakların sahipleri var. Şehirler dolu, köyler öyle, çoğunun tapusu var. Kimin toprağına yüz binleri ya da milyonlarcasını getirip yerleştireceksin? Bu aynı zamanda yeni savaş ve çatışmaların, uzun vadede boğazlaşmaların tohumunu ekmek anlamına da geliyor.

Erdoğan başka bir ülkenin halkı ve toprakları üzerinde nasıl bu kadar tasarruf sahibi olabiliyor? Nasıl bir dünyada yaşıyoruz ki, bir ülkenin halkıyla istediği gibi oynama, işgal etme, oraya buraya savurma hakkı birilerine tanınabiliyor. Halk arasında bir deyim var, ‘’dünyanın çivisi çıkmış’’ deniyor. Mevcut durumda gerçekten dünyanın çivisi çıkmış, Erdoğan gibi bir faşisti ortaya salmışlar. Etnik temizlik, katliam, binlerce insanı öldürme, yüz binlerce insanı toprağından sürme olağanmış gibi kirli planlar ve pazarlıklar adeta kutsanmış ve bütün insanlığa da bu olağanmış gibi sunulmaya ve insanları alıştırmaya çalışıyorlar. Bu kirli planlara karşı Suriye halklarının karşı çıkması, direnmesi en doğal ve meşru hakkıdır. Dünya insanlığının ve demokrasi güçlerinin bu kirli oyunları mahkum etmesi, ortaklaşarak bu oyunları bozması en temel insani görevlerindendir.