
TC devletinin Cumhurbaşkanı R.T Erdoğan’ın vermiş olduğu talimatlar üzerine zindanlarda yeniden „tek tip elbise“ giyilme zorunluluğu gündeme getirildi. Kurban Bayramından sonra çıkarılacak olan Kanun Hükmünde Kararname ile zindanlarda „tek tip elbise“ uygulamalarına geçileceği yönünde açıklamalarda bulunuldu.
Türkiye ve Kürdistan zindanlarında „tek tip elbise“ uygulamalarının yeni olmadığını öncelikle belirtmek gerekmektedir. Daha çokta 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinden sonra, özel bir politika olarak kamuoyunun gündeme girmişti.
Cuntacı generaller zindanlarda, tutsaklara dayattıkları „tek tip elbise“ politikası ile irade kırılması yaratarak, teslimiyeti geliştirmek istemişti. Fakat bunda başarılı olamamışlardı. Devrimci tutsakların hiçte kısa sayılmayacak bir süreyi bulan ve büyük bedeller ödemeyi göze alarak yürüttükleri mücadeleler sonucunda 1988’de ceza evi yönetmeliklerinden çıkarılarak, gündemden çıkarılmıştı.
Aradan yaklaşık otuz yıl gibi bir süre geçti. R.T. Erdoğan-D. Bahçeli faşizmi tarafından da yeniden gündeme getirildi. „Tek Bayrak“, „tek vatan“, „tek devlet“, „tek millet“ vb. ırkçı, tekçi, faşist söylemlerin temel ilkeler haline getirilerek, topluma kabul ettirilmeye çalışıldığı bir süreçte, bunlara „tek tip elbise“ de eklenmiş oldu.
Erdoğan-Bahçeli faşizminin karakterlerine uygun olarak zindanlara yönelik böyle bir politikayı yeniden gündeme getirmiş olmasının anlaşılmaz bir yanı yoktur. Toplumu, toplum içerisinde kendi önlerinde engel olarak gördüklerini sindirmek ve teslim almak için sonuna kadar böyle faşist politikaları uygulamak isteyecektir. Hatta daha farklı politikaları da gündeme getirecektir. Tabii bu politikaları zindanlarla da sınırlı görmemek gerekmektedir. Çünkü zindanlarda uygulanan politikalar, Türkiye ve Kürdistan’da, TC devletinin özel savaş karargahlarında almış olduğu kararların bir parçası olmuşlardır. Hatta bu kararların ilk uygulama alanları olarak belirlenmişlerdir. O nedenle de özünde de toplumun tek tipleştirilerek, teslim alınmasını hedeflemişlerdir.
12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinin gerçekleştiği ve kendisini kurumsallaştırmaya çalıştığı dönemlerde böyle olmuştur. Cunta almış olduğu en faşist kararları önce zindanlarda uygulamaya koymuş ve oralarda ulaştığı sonuçlara bakarak da topluma yönelmiştir. Bugün Erdoğan-Bahçeli faşizminin yapmaya çalıştığı da bundan başka bir şey değildir. Özelliklede 24 Temmuz 2015 darbesinden sonra bu çok bariz bir şekilde kendini göstermiştir. Önce adına „çöktürme planı“ dedikleri sömürgeci soykırım politikasının bir gereği olarak Kürdistan toplumuna ve Türkiye devrimci demokrasi güçlerinin en canlı ve dinamik kesimlerine saldırmışlardır. Gerçekleştirmiş oldukları katliamlar, tutuklamalar, işkenceler, yasaklamalar, el koymalar, yakıp-yıkmalar vb. ardından da şimdi zindanlara yönelmişlerdir.
Erdoğan-Bahçeli faşizminin, 12 Eylül 1980 Askeri faşist darbesinin otuz sekizince yıl dönümüne doğru gittiğimiz şu günlerde böyle bir politikayı devreye koymuş olmasının asıl nedeni de bu bir gerçeklik içerisinde yerini bulmaktadır. Tüm bu politikalarla Erdoğan- Bahçeli faşizmi izdüşümü ve güncelleşmiş hali olan 12 Eylül faşizminin başaramadığını, yapamadığı gerçekleştirmeye, ulaşamadığı sonuçları elde etmeye çalışmaktadır.
Erdoğan-Bahçeli faşizmi zindanlarda „tek tip elbise“ dayatmaları ile böyle bir sonuç elde etmek isterken, diğer yandan da daha farklı yönleri olduğu da anlaşılmaktadır. R.T Erdoğan’ın yapmış olduğu açıklamalar bu anlamda dikkat çekmektedir.
Dikkat edilirse. R.T. Erdoğan „tek tip elbise“ ile birlikte „Guantanamo“yu da gündeme getirmektedir. Nerdeyse „tek tip elbise“ ile Guantanamo sözcüklerini birlikte kullanmaktadır. Guantanamo’nun El Kaide mensuplarının ABD tarafından toplandığı bir coğrafyada, o coğrafyanın adıyla anılan bir yer olduğu bilinmektedir. Hafızalara da böyle geçmiştir. Yine buranın nasıl bir cezaevi olduğuna dair basın-yayın organlarında haberler, fotoğraflar, görüntüler yayınlanmıştır. O nedenledir ki, bu haber, fotoğraf ve görüntüleri hatırlayanlar Guantanamo’nun nasıl bir yer olduğunu hatırlayacaklardır.
Dikkat edilirse, Guantanamo’da ABD ve El Kaide karşı karşıya gelmiştir. El Kaide’nin bu şekilde ABD tarafından Guantanamo alınması başta DAİŞ olmak üzere türevleri tarafından da tepkiyle karşılanmıştır. Onun içindir ki, DAİŞ, ele geçirdiği başta ABD vatandaşları olmak üzere birçok Avrupalı’ya Guantanamo’da El Kaide mensuplarına giydirilen „tek tip elbiseleri“ giydirerek teşhir etmiş ve en vahşi bir şekilde öldürmüştür ve bunun görüntülerini de internet üzerinden yayınlamıştır.
R.T. Erdoğan’ın yapmış oldukları da DAİŞ’in kinden farklı değildir. Meydanlara atılan idam iplerinin, şuursuz hale getirilen toplukların çığlıkları eşliğinde Guantanamo’da ile aynı model ve renkte olan „tek tip elbise“lerden bahsetmektedir. Fethullaçıların görüntüleri altında gizleyerek, DAİŞ, ABD ve Avrupa ülkeleri vatandaşlarına olan yaklaşımın bir benzerini, karşıtlığını öne çıkarmaktadır.
Aslında R.T. Erdoğan’ın bu yaklaşımı ile DAİŞ’ten hiç bir farkının olmadığını, onun da aynı DAİŞ gibi Guantanamo’nun intikamını almak istediğini ve böylece kendisinin de bir El Kaideci olduğunu çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
Erdoğan-Bahçeli faşizmi tarafından zindanlara dayatılan „tek tip elbise“ politikasının başta da belirttiğimiz gibi, Kürdistan ve Türkiye’deki devrimci, demokrasi güçlerine karşı, onlara diz çöktürme, teslim alma gibi bir hedefi olmakla birlikte, burada çok açık bir şekilde El Kaidecilikle olan bağlantılarının yine kendileri tarafından yapılan bir itiraf olduğunun da burada görülmesi gerekmektedir.