Ahmet NESİN
Üzüleyim mi, sevineyim şaşırdım kaldım. Bir diktatör heveslisinin sonuna doğru gelmekteyiz, buna seviniyorum, sona yaklaştıkça başta Recep Tamam Erdoğan olmak üzere öyle bir saçmalamaya başladılar ki, doğduğum ülke bu kadar cahil insanlar tarafından yönetildi ve rezil ediliyor diye üzüleyim mi, iki arada bir derede kaldım. Daha önce de yazmıştım, sadece Erdoğan’ın değil, etrafındakiler de şaşırdı, öyle açıklamalar yapıyorlar ki, bakanlar dahil hiçbirinin diploması yok, bunlar hiç okumamış ve biz bir komedi filmi izliyoruz ya da izletiliyoruz sanki. Son olarak Orhan Gencebay da katıldı bu teraneye ve Arif Sağ için, “Arif beni çocukken kıskanırdı” dedi. Bunu söyleyen Orhan Gencebay bağlama ustası olarak TRT’ye başvurduğunu ama alınmadığını da anlatmalı. Bunu sakladığın zaman yeteri kadar olgunlaşmadığın ayan beyan ortadadır, ayrıca kıskançlık da çok doğal bişeydir. Diyelim ki kıskandı, bu sayede dünya çapında bir usta yetişti, bunu aşağılamak için değil, insan gurur duymak için anlatır.
Bugüne kadar Türkiye’yi yönetenlerin gaflarından kitap yapılsa Yaşar Kemal’in 4 ciltlik İnce Memet kitabını da geçer kalınlığı. Son tartışmalardan birisi de Kandil’e girileceği üzerine. Hükümet ya da devletin baş komutanı Kandil’e gireceğini açıklıyor. Muhalefet de Kandil’in boşaldığını söylüyor. Vay sen misin Kandil’in boşaldığını söyleyen, PKK’ye neden tüyo veriyorsun diye muhalefete kızıyor. Mantık şu, hükümet Kandil’e gireceğini açıklayınca Kandil bunu anlamıyor ve önlemini almıyor, ne zaman ki muhalefet söylüyor, o zaman farkına varıyor ve Kandil’i boşaltıyor. Kusura bakmasın hükümet ama bugün hem Türkiye’de hem dünyada Kürtlerle barış ve demokrasi konuşuluyorsa bu Kandil’dekilerin ve halkın bugüne değin verdiği mücadele sayesindedir, onların şirazesi henüz kaymadı ve kayacak gibi de gözükmüyor.
Neyse, ben de kimi yazarlara uyayım ve bu pazar Türk siyasetinin geçmişinden kimi komik anılar anlatayım. Eski cumhurbaşkanlarından Cevdet Sunay İran’a ziyarete gider. İran Sarayı’nın bir geleneği vardır, her devlet başkanı ya da başbakanına bir yüzük verilir. Parmak kalınlığı bilinmediği için değişik boylarda yüzük konur Sunay’ın önüne. Rıza Şah Pehlevi ve Sunay karşı karşıyadır. Sunay yüzükleri dener ve biri tam olur. Ama bu Sunay için yetmez ve “Bir tane de karım için alabilir miyim?” der ve bunun karşısında Şah çaresiz kalır.
Geçen hafta Erdoğan Zonguldaklılara “Zondulgaklılar, Zondulgaklılılar” dedi ya, bu konuda da Erdoğan yalnız değil, eski başbakanlardan Tansu Çiller seçim konuşması yapmak için Zeytinburnu’ya gider ve halka hitap eder, “Eyyyy Zeytinburunlular, sevgili Zeytinburunlular” diye konuşmaya başlar ve herkes birbirinin burnuna bakıp gülümsemeye başlar. Bu arada Çiller’in zabıtayı “Merhaba asker” diye selamlaması da vardır.
Devlet Bahçeli’nin öyle milliyetçi geçindiğine bakmayın, o da bir konuşmasında “MHP içinde Kürt kökenli çok kardeşimiz var. MHP içinde gelişme süreci içinde Alevi kardeşlerimiz, PKK’lı... eee Kürt kökenli kardeşlerimiz var…” deyiverdi. O gün bugündür hala belini doğrultamıyor.
Demirel’in de gafları çoktur ama kimini bilerek yaptığına inanmışımdır hep. Demirel de bir konuşmasında “Sana ne? Tasası sana mı düştü? Sen mi talipsin? Sana vermemi ister misin? Kime vereceksem vereceğim, verince görürsünüz! Bu böyle olmaz, biraz sabretmesini öğrenin!” (Bir gazetecinin 28 Şubat sürecinde hükümet kurma görevini kime vereceğini sorması üzerine)” dedi.
Ben yine yazıyı Recep Tamam Erdoğan’la bitireyim, 23 Nisan’da başbakanlık çocuklara veriliyor ya, o da vermiş başbakanlığı ve çocuğa öğüt veriyor, “Başbakan sensin, ister asar, ister kesersin!..”
Bu yazıyı esasında Erdoğan ve onun gibilerin zaten iktidara geldiklerinde şirazelerinin kayık olduğunu fark etmeyenlere hitafen yazdım.