Erdoğan ve Fidan kirli pazarlıklara hız verdi

Forum Haberleri —

Erdoğan, Fidan

Erdoğan, Fidan

  • Türk devleti İsveç’in NATO’ya üyeliğini Kürt soykırımında arzuladıklarını yaşama geçirmek için kirli bir pazarlık unsuru olarak kullanıyor. Rusya-Ukrayna savaşı devam ederken başlayan bu kirli pazarlıklar, İsrail ile Hamas arasında patlak veren savaştan sonra da sürdürülüyor.

ALİ GÜNDEM

Yaklaşık 200 yıldır savaş görmeyen İsveç'te geçtiğimiz hafta önce Sivil Savunma Bakanı, ardından Genelkurmay Başkanı İsveç toplumuna peş peşe "Savaşa hazır olun" uyarılarında bulundu. Uyarılar İsveç toplumunda endişeye neden olurken tartışmaları da beraberinde getirdi. İsveç toplumu üst düzey uyarılarla endişe yaşaya dursun, konunun bir boyutu da Türk devletini ilgilendiriyor. 23 ayı geride bırakan Rusya-Ukrayna savaşının ardından NATO bu savaşı fırsat bilerek genişleme kararı aldı. İsveç ve Finlandiya'nın NATO'ya katılımı için prosedür başlatıldı. Prosedürünün tamamlanmasının ardından Finlandiya NATO'ya üye olurken, Türk devletinin İsveç'in üyeliğini onaylamaması nedeniyle bu ülke henüz NATO'ya üye olabilmiş değil.

İsveç'in NATO üyeliğini ABD ile pazarlıklarda bir koz olarak kullanan Türk devleti, uzun bir aradan sonra Katılım Protokolü'nü imzaladı. Katılım Protokolü'nün imzalanmasında Rojava'ya dönük soykırım saldırılarına göz yumulmasının payı olduğu çok açık. İşgal saldırılarına göz yumulmasını sağlayan ve Rojava hava sahasını barbarca kullanma izni alan Türk devleti, nihayetinde İsveç'in NATO'ya Katılım Protokolü'nü imzaladı. Protokol geçtiğimiz yılın 26 Aralık günü onay için Meclis'e gönderildi. Meclis Dış İlişkiler Komisyonu'nda kabul edilen protokolün Meclis Genel Kurulu'nda görüşülüp oylanması bekleniyor. Ancak ne zaman görüşüleceği henüz netleşmiş değil.

Türk devleti bir koz olarak değerlendirdiği bu durumu, özellikle Kürt soykırımında arzuladıklarını yaşama geçirmek için kirli bir pazarlık unsuru olarak kullanıyor. Rusya-Ukrayna savaşı devam ederken başlayan bu kirli pazarlıklar, İsrail ile Hamas arasında patlak veren savaştan sonra da sürdürülüyor.

Hamas, 7 Ekim 2023'te Aksa Tufanı adıyla İsrail'e bir saldırı başlatıp 200'e yakın sivilin ölümüne neden oldu. İsrail buna yanıt olarak Hamas'a karşı acımasız bir saldırı ile yanıt verdi. Bu yanıtın ardından geçen 3 ay içinde çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere 25 bine yakın insan Gazze'de İsrail güçleri tarafından katledildi.

İsrail ile Hamas arasında yaşanan bu savaşı da fırsata çevirmek isteyen Türk devleti yine iki yüzlü bir siyasete daha imza attı. Bir yandan Gazze'ye dönük saldırıları kınama yönünde açıklamalar yaparken, diğer yandan da İsrail'e yüzlerce gemiyle başlattığı milyon dolarlık boyutlardaki ticaretinden vaz geçmiş değil. Özelikle savaş sanayisi için büyük önem taşıyan demir-çelik ile petrol ticaretini hala sürdürüyor.

Bölgede giderek büyüyen savaşlar neticesinde yaşanan gelişmeler Ortadoğu'daki diplomatik hareketliliği de artırmış durumda. İsrail-Hamas savaşı başladığından bu yana bölgeyi 4'üncü kez ziyaret eden ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, 6 Ocak'taki son gezisine Türkiye'den başladı. Önce Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ardından ise Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüştü. Türk devleti bu görüşmelerde bir kez daha Kürt soykırımını esas alan siyasetine ilişkin pazarlıkları masaya sürdü. ABD'nin şimdiye kadar onaylamadığı F-16 savaş uçakları alımı için İsveç'in NATO üyeliğini koz olarak kullanmaya devam etti.

İsveç'in NATO üyeliğinin ne zaman Meclis Genel Kurulu gündemine geleceği hala yanıt bekleyen bir soru olarak orta yerde duruyor. Devre dışı bırakılan Meclis'in bu konudaki tutumu hiç kuşkusuz göstermelik olacak. Bu konudaki nihai kararı tekçi diktatoryal rejimin mimarı Erdoğan verecek. Bunu yapmak için de Kürt soykırım siyasetinin devamına ve işgal saldırılarına onay ve destek isteyecek.

İsveç'in bir an önce NATO'ya katılmasını sağlayarak Rusya'ya caydırıcı bir mesaj vermek isteyen ABD, Türkiye'nin isteklerine ne kadar boyun eğer bilinmez. Ancak görünen o ki ABD, İsveç'in NATO üyeliği ve F-16 savaş uçaklarının satışı da dahil olmak üzere mevcut süreci Türk devleti ile kapı arkası pazarlıklar dahilinde sürdürmeye devam edecek.

Türk devletinin savaşta ısrar politikalarının bir diğer ayağı KDP üzerinden kurduğu iş birliğidir. Türk devleti KDP ile ilişkilerini kullanarak bir yandan Kurdistan Özgürlük Hareketi'ne karşı saldırılarını artırırken, bir yanda da Irak'ı kendi çıkarlarına uygun dizayn etmek istiyor. Hakan Fidan Dışişleri Bakanı olarak atandıktan sonra bu amaçla birçok kez Başûrê Kurdistan'a gitti. Her gidişinde de KDP yöneticileri tarafından kucaklanarak karşılandı. Ziyaretlerinde yaptığı açıklamaların tamamında ise PKK'yi hedefe koydu. PKK'ye dönük saldırılara KDP de açıktan destek verdiğini ilan etti.

Türk devletini bu kirli pazarlıklara iten etkenin Kürt halkının özgürlük mücadelesinin önüne geçeceğini iddia edenlerin yanıldığı çok açık. Faşizan iktidarının geleceğini savaşta gören Erdoğan rejimi bunu yaparken ülkenin tüm zenginliklerini de son kertesine kadar sömürüyor. Kürt soykırım siyaseti de Erdoğan açısından yaşama geçirilmek istenen hırsızlık ve talan düzenini sürdürmek için kullanılan bir gerekçedir.

Türkiye halkları bu siyasetin bir karşılığının olmadığını ve Erdoğan rejiminin nihayetinde bitişin başlangıcında olduğunu görmeli. Onların tüm girişimleri, yaşama geçirilen tüm kirli pazarlıklar sadece küçük bir azınlığın çıkarlarına endekslidir. Türkiye halkları, kendini bu küçük azınlığın çıkarlarına kurban etmemelidir. Bunu görmeyenlerin sonradan ‘ah’ deme hakkı da olmaz.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.