Erdoğan yargılamadan kurtulamayacak
Dünya halklarıda en sağından en soluna kadar Rojava etrafında kenetlenmiş durumdadır. Bu direniş hem sahada, diplomatik, hukuki ve sivil toplum kuruluşları alanında da sürdürülmeye devam edecektir. Türk devleti ve Erdoğan’ın katliamlarına karşı halkların mücadelesi genişleyerek devam edecektir.
Kürtler bulundukları her yerde Erdoğan’a karşı işledikleri suçlardan dolayı dava açacaktır. Federal savcılara gidip Erdoğan’ı mahkum edecektir. Dünyanın doktorları, hekimleri kullanılan kimyasal silahlar için bu rejimin gerçek yüzünü açığa çıkaracaktır.
VEYSEL IŞIK/BRÜKSEL
Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) Diplomasi Komitesi Üyesi Sinan Ünal ile ne olduda ABD Rojava’dan çekildi, Suriye’de roller mi değişti, ABD ve Rusya’ya imzalanan anlaşmalar ne anlam ifade ediyor, Rojava’yı sahiplenme devletler ve hükümetler nezdinde ne gibi sonuçlar doğurabilir ve daha birçok konu üzerine konuştuk.
9 Ekim ile başlayan kuzey Suriye ve Rojava’yı işgal saldırılarına nasıl gelindi?
9 Ekim ile başlayan Kuzey Suriye ve Rojava’yı işgal hareketi tarihsel ve toplumsal açıdan baktığımızda bulunduğumuz yüzyıl ve önceki yüzyılıda kapsayan miladi bir tarih oldu. Bir devletin küçük bir alanı işgal etme girişiminden ziyade, bütün modern dünya sistemini ilgilendiren, onlarla uzlaşı, çelişki ve çatışma halinde en sonda kararı verilmiş olan bir saldırıdır. İşgal saldırısıdır. Öyleki BM genel kurulunda diktatör Erdoğan işgal haritalarıyla çıktı. Ben bu bölgeyi işgal edecem, buranın adını barış koridoru koyacam ve milyonlarca insanı götürüp oralara yerleştirecem diyor. Bu konuşma aslında BM’yi oluşturan temel ilkelerin inkarı anlamına gelir. Çünkü BM birinci dünya savaşından sonra yaşanan soykırım, yıkım, yerinden etme ve katliamlar çağından sonra, bu gibi durumların ortaya çıkmasını engellemek veya kontrol altına almak için kurulan bir cemiyettir. Erdoğan’ın bu konuşması BM’nin ilkelerine aykırı bir konuşmaydı. Bence bu konuşmanın büyük bir arka planı vardı. Bu konuşmadan sonra ortaya çıkan saldırı sadece bir Türkiye saldırısı değildir. Modern dünya sisteminin son altı yılda dünyaya ve özellikle Ortadoğu’ya alternatif olabilecek demokratik bir sistemin ortadan kaldırılma biçimidir. Dünya süper güçlerinin ortaklaşmasıyla karar verilmiş bir işgal ve soykırımdır. Türkiye bunun aktif sahada yürütücüsüdür. Bu şekil okumak lazım.
Global ortaklık ile neyi kast ediyorsunuz?
Mevcut kapitalist modernite sistemin bu büyük kaos ve tıkanmayı yaşadığı yıllarda ona alternatif olacak doğrudan demokrasi, kadın-erkek eşitliği, adil bir toplumsal ekonomi, özsavunma, hak-hukuk-adalet sistemi, eğitim, sağlık, konut ve hayat boyu sigorta sistemiyle 3 milyonluk Rojava kantonal sistemi henüz tanınmamış ve her tarafından kuşatılmış olmasına rağmen bir ütopyayı gerçekleştirdi. Sosyalist yazarlar, profesörler ve filozoflar tarafından tarihi belli olmayan bir zamanda gerçekleşmesi öngörülen bir sistemken, Kürtler birlikte yaşadığı halklarla, Suryan-Keldan, Arap-Ermeni ve çeşitli inançsal gruplarla birlikte bu çoğunluk içinde kantonal cumhuriyeti kurdular. Bu henüz tanınmayan kantonal federasyon bir özgürlük cumhuriyetiydi. Bunun sadece Kürtlerin özgürleşmesiyle alakası yoktur. Kürtlerin doğasından, var oluşundan kaynaklı olarak, Kürtlerin özgürleşmesi, Mezopotamya’nın özgürleşmesi, Ortadoğu’nun da özgürleşmesi demektir. Bildiğimiz tarihsel gelenekte iktidarların, hiyerarşilerin, patriyarkallerin kurulduğu yer Mezopotamya’dır. Dolayısıyla bu özgürlük vahasının sindirilmesi, kuşatılması ve ortadan kaldırılması, dünya halkları tarafından fark edilmesini engellemek için sistemler kendi içerisinde bir çok projeler hazırlamış olabilir. Bunun içerisinde Beyaz Saray, Kremlin yani Rusya, İsrail vardır diyebiliriz.
Peki Kürtler gelişi belli olan bu saldırılar için yeterince hazırlık yapabildiler mi? Askeri, politik ve toplumsal olarak?
Bu saldırı sürecini 2016 Azez, Bab ve Cerablus süreciyle ele almak lazım. 2016 yaz sonu Türk ordusu buralara girdi. 2018 Ocak’ta Efrîn işgal edildi. 2019 Ekim’inde ise şuan Tel Abyad’tan Serêkaniyê’ye kadar 120 km saha Türk işgali altında. Bir etnik temizlik, soykırım hatta bu kavramlarında ötesinde belki halkların yok edilişi süreciyle karşı karşıyayız. Kürtler de orada hem demokrasilerini inşa ederken, giderek özsavunma güçlerini profesyonelleştirip hazırladı. Fakat bunu her zaman dünya halklarıyla meşrulaştıracak şekilde, ilişkilerini geliştirecek şekilde yaptı, hazırladı ve saldırgan bir güç olmadı. Bu işgali gerçekleştirmiş güç ile dahi her an diyalogda olabilecek, barışı gerçekleştirebilecek arayışta oldu. Bunun için 5 km’lik güvenlikli alan önerisini de özerk yönetim temsilcileri, Suriye demokratik güçleri tarafından Türkiye’ye sundu. Bu askeri bir anlaşmaydı. Fakat ABD arabulucuğuyla gerçekleşmişti. Tüm bunlara rağmen Kürtler hazırlıklarını da yapıyordu.
Statüsü olmayan bir halktır Kürtler. Statüsü olmayan bir gücün hava sahasını kullanabilecek bir gücü yoktur. Çok öyle profesyonelleşmiş orduları yoktur. Kürdün varlığı yasaktır. Kürdün varlığı yasak olduğu zaman NATO’nun ikinci büyük ordusuna karşı bu koşullarda halkıyla birlikte bu düzeyde direniş gerçekleştirmesi bile bir mucizedir. Dünya halkları da bunu görüyor, alkışlıyor ve onunla dayanışmasını gösteriyor. Dünya halkları ve alternatif arayışında olan güçler bu gün Rojava ile yatıp-kalkıyor. Bu şekilde bir destek ve sahiplenme arayışı söz konusudur.
Ne oldu da Suriye’ye yerleşen ABD ve müttefikleri birden bire el çekti? Çatışmalar ardından niye ateşkes anlaşmaları yapıldı? Bildiğimiz Suriye’de roller mi değişti?
17-22 Ekim’de ABD ve Rusya ateşkesleri, halkların ve özsavunma güçlerinin müthiş direnişiyle karşılaşan NATO’nun ikinci ordusuna karşı Türkiye şahsında Trump ve Putin şahsına karşı yükselen küresel tepki vardı. Halkların isyanı vardı. Halkların isyanı bildiğimiz bütün parlamentoları, karar mercileri, sivil toplum güçleri ve insan hakları örgütlerini harekete geçirdi. Milyonlarca insan sokaklarda bu işgali kınadı, protesto etti. Bu dayanışma her an farklı hareketleri de tetikleyebilir. Çünkü dünya sistemi şuan tıkanmış durumda. Dünya sistemi kendisine alternatif arayışları boğmak ve sindirmek için günü birlik ideolojisini tahkim ediyor. Günü birlik söylem ve retorik oluşturuyor. Tıpkı 2014 sonbaharında Kobanê için olduğu gibi. O dönemde halklar ayağa kalkıp YPG-YPJ’nin direnişine ses verince bildiğimiz DAİŞ karşıtı koalisyonun hava saldırıları gelişti. Bu ateşkeslerde dünya kamuoyunun Rojava’ya sahiplenmesi gelişince, bu sahiplenmeyi sindirmek, bastırmak, susturmak ve soğutmak için yapılan ateşkeslerdir. Bu aynı zamanda Türkiye’nin işgalini meşrulaştırıcı ateşkeslerdir. Hem ABD ve Türkiye arasındaki 13 maddelik anlaşma, hem de Rusya ve Ankara arasındaki 10 maddelik anlaşma etnik temizliğin insanlara kabul ettirilebilinirliği gösterme amaçlıdır. Bu ateşkesler halkların direnişini sindirmeye ve uluslararası kamuoyu baskısını kırmaya dönük anlaşmalardır.
Ateşkesten sonra bahsettiğiniz o sahiplenme halen devam ediyor mu?
Sahiplenme halen sürüyor. Kürtler halen tüm yayın organların birinci gündem maddesidir. Düşünün Roma imparatorluğunu küçük bir Amazon birliği için günde üç tane ferman çıkartması gibi, Trump’ın da günlük twitlerinin çoğu Kürtlerle ilgilidir. Hemde doğrudan. Böyle bir direniş söz konusuyken bu sadece Kürtlerin etnik var oluşuna karşı bir saldırı değildir. Kürtler özgürleşirken, isanlığın esir alınıp mağdur edildiği 300 yıllık kapitalist-modernist dünya sistemine bir alternatif var oluş göstermelerinden kaynaklıdır bu saldırılar. Her ne kadar basın-yayın ve diğer aparatlar bu egemenlerin elindeyse de, bu bilişim çağında halklar Trump-Erdoğan ve Putin anlaşmalarına karşı Kürtler ve Rojava ile omuz omuza dayanışmalarını sürdürüyor. 12-19 Ekim ve daha sonraki süreçlerde milyonlarca insan sokaklara çıkıp Rojava ve kütür halkıyla dananışmasını gösterdi. Çünkü Rojava’da direnen hem de fedaice mücadele eden halklar gerçeği var. Bu insanlara uluslararası toplum akın akın gidecektir. Rojava’daki mücadele dünyanın demokratikleşmesi ve eşit haklara sahiplenilmesi mücadelesidir.
Tüm bu gelimeler ve halkların Rojava’yı sahiplenmesi devletler ve hükümetler boyutunda ne gibi bir sonuç doğurabilir?
Hitler, Musolini ve Franko’yu oluşturan şuanki kapitalist güçleridir. Dünyayı yöneten güçler bu soykırımcı iktidarları açığa çıkarıp palazlandırdı. Onun üzerinden pazar, kar, tekel ve meta sistemini oluşturmaya çalıştılar. Halkların bunlara karşı direnişi gelişip büyüyünce de egemenler bu sefer liberal sistemi devreye koydu. Bunlar geçtiğimiz yüzyılda tüm çıplaklığıyla gördüğümüz gerçeklerdi. Şuanda bu soykırım işgaline karşı gelişen halkların direnişine karşıda yeni senaryolar devreye konulmaya çalışılıyor. AB, BM, NATO, ABD-kongresi ve senatosu bu saldırıları kınadıklarını ifade ediyor. Saldırıya karşı çıktıklarını söylüyor. Fakat alanda işgal ve soykırım var gücüyle sürüyor. Milyonlarca insanı sürüp yerine farklı çete grupları yerleştirilmeye çalışılıyor. Bu var olan tüm anlaşma ve konvensiyonları ayaklar altına alan şeylerdir ve dünyanın gözü önünde gerçekleşmektedir. Bu karşı çıkışların sahada bir pratiği olmadığı müddetçe Kürtler ve orada yaşayan halklar direnişlerini ısrarla sürdüreceklerdir.
Sizce Kürtler ve Rojava’da yaşayan halklar bundan sonra neler yapmalıdır?
Şuanki durum 3. Dünya Savaşı’nın son 20 yılın en trajik aşamasıdır. Tarih bize ne olacağını gösterecektir. Fakat şuanki durum Kürtlerin ulusal birliği için ciddi kazanımların olduğu bir zemin yarattı. Kürtler hiç olmadıkları kadar ulusal birliklerini kurmuş durumdadır. Kürt toplumundan gelen baskılar demokratik Kürt birliğini oluşturmuş durumdadır. Dünya halklarıda en sağından en soluna kadar Rojava etrafında kenetlenmiş durumdadır. Bu direniş hem sahada, diplomatik, hukuki ve sivil toplum kuruluşları alanında da sürdürülmeye devam edecektir. Kürtler bulundukları her yerde Erdoğan’a karşı işledikleri suçlardan dolayı dava açacaktır. Federal savcılara gidip Erdoğan’ı mahkum edecektir. Dünyanın doktorları, hekimleri kullanılan kimyasal silahlar için bu rejimin gerçek yüzünü açığa çıkaracaktır. Ana basın organları şuan bu konuyu işlemektedir. Tüm bu çalışmalar şuanda yapılmaktadır ve yapılacaktır. Türk devleti ve Erdoğan’ın katliamlarına karşı halkların mücadelesi genişleyerek devam edecektir.