İngiltere Gündemi


Başbakan Erdoğan, bir mitinginde "Twitter mivitır hepsinin kökünü kazıyacağız" demişti ya, pek bir sözünün eri bu Erdoğan. Tam 12 saat sonra harekete geçti. Önce Twitter’a, hızını alamadı sonra da Youtube’a erişim yasağı getirdi. Hem de seçim arifesinde. Neymiş efendim, ulusal güvenliğe birinci dereceden tehdit oluşturuyormuş. Asıl kendisinin ve hükümetinin bütün halklar için nasıl bir tehdit oluşturduğunu bir bilse! Youtube’un kapatılması ilk değil. Erdoğan alışıktır kapatmaya. 2007 ve 2010’da uzun bir dönem kapalı kalmıştı.  
Ama bu seferki korkusu daha başka. Şubat ayında çıkardığı internet yasasının sonuçları bunlar. Bu yasayla adam istediği web sayfasını mahkeme kararıyla hızla kapatabiliyor. Sızıntılara karşı kendince bir tedbir işte. Kendi medyası alternatif ve muhalif bütün seslere kulak tıkayınca sosyal kanallar güçlendi ya. Avrupa Komisyonu Dijital Yayıncılık Komisyonu başkanı Neelie Kroes, Erdoğan’ın Twitter yasağını "anlamsız, yersiz ve korkakça" olarak niteledi. AB’nin genişlemeden sorumlu üyesi Stefan Füle ise "özgür bir şekilde iletişim kurabilmek temel bir Avrupa değeridir" demiş. Az bile demişler. İnsanların bilgi alma araçlarına 'toplumun baş belası’ diyen bir Başbakandan bahsediyoruz. Ki kendisi, bu güne kadar 3 binden fazla Twit atmıştır kendi sayfasında. Durum basit. Kendine Müslüman bir Başbakandır Erdoğan.
'Ana akım nasıl olsa benim, sosyal medyayı da kapattım mı, seçmenim üç maymunu oynar' diye düşünüyor aylardır. Seçmeni üç maymunu oynarken, peki Batı basını ortaçağ dönemini hatırlatan bu yasakçı politikalara karşı ne dedi? Çok şey. Karşısında sessiz durulacak bir şey midir?
New York Times’ın haberinde, Erdoğan’ın kendine muhalif gazetecileri ya kovdurduğu ya da istifaya zorlandığı belirtiliyor. The Times gazetesi ise Erdoğan’ın bu yasakçı politikasının ve düzenlettiği yasa tasarısının yakında Facebook gibi birçok sosyal medya kanalına da sıçrayacağını yazıyor. The Guardian ise bu yasaklarının arkasında yerel seçimler öncesi kendisinin ve partisinin itibarını korumak olduğunu yazıyor. CNN’in haberinde ise Twitter yasağının yanı sıra, Erdoğan’ın bir muhalefet liderinin konuşmasının canlı yayınını sansürlemesi için bir televizyon kanalının üst düzey sorumlusunu azarladığı yolunda çıkan ses kayıtlarına gönderme yaptı.
Yani bir Başbakan düşünün ki, kendisinin ve partisinin açıklarını ele verecek ses kayıtlarının dağılımını engellemek için milyonların geleceğini etkileyecek ehli keyif bir yasa çıkartıyor. Bu konuda Erdoğan’ın davranışları, fevrilik konusunda sınır tanımamasıyla halen dünya medyasında dalga konusu olan Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’a benzetiliyor. Ülke olarak ise Türkiye’nin adı artık Çin ve Suudi Arabistan gibi ülkelerle yan yana anılıyor. Zira internet ve sosyal medyaya bu denli sansürcü zihniyetle yaklaşan çok fazla ülke kalmadı yeryüzünde.
Sahi hatırlar mısınız, bir dönem de halkı fakirlik içinde kıvranırken som altından yapılan büstlerini ülkenin her yanına diktirip kutsal kitap yazacak kadar deliren Türkmenistan başkanı Saparmurat Niyazov vardı? Tarih Niyazov’u kötü bir şaka olarak derinliklere gömdü, Erdoğan’ın da sonu pek farklı olmayacak gibi görünüyor. Kutulardaki paraları, çocuklarına ait gemicikleriyle anılacak muhtemelen.
Batı medyasında Twitter yasağı bir nevi Erdoğan’a bakışlarında bardağı taşıran son damla oldu. Şu ana kadar Roboskî Katliamı da dahil olmak üzere Erdoğan ve AKP’nin sebep olduğu hiçbir felakette Erdoğan’a çok fazla yüklenilmemişti. Öyle görünüyor ki bir dönem Erdoğan’ı bu mevkilere getirenler bile artık onu gözden çıkarmış durumda. Onlar yeni kuklalarını arayadursunlar, Kürtlerin bölge halklarına öncü olacak bir devrim yaparak bu kısır döngüye bir çomak sokma zamanı yakındır.