
Akil İnsanlar Komisyonu önceki akşam Türk Başbakan Recep T. Erdoğan ile biraraya geldi. Dolmabahçe’deki Başbakanlık Ofisi’nde gerçekleşen “Çözüm Süreci Akil İnsanlar Heyeti İştişare Toplantısı”na Başbakan yardımcıları Bülent Arıç, Bekir Bozdağ ve Beşir Atalay, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, İçişleri Bakanı Muammer Güler, Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan katıldı. Toplantı Başbakan Erdoğan’ın konuşması ardından basına kapalı olarak devam etti. Erdoğan, konuşmasında 1924 öncesini hatırlatarak Kürtler ile ilgili ahde vefa gösterilmediğini; cumhuriyetin kimi günahlarını saymakla birlikte Kürtlerin itiraz ve isyanlarını perdelemeyi tercih etti. Terör ve terörizm kavramlarını kullanmayı sürdüren Erdoğan, neden komisyona ihtiyaç duyulduğunu anlattı. Basına kapalı bölümde komisyon üyeleri söz alarak görüş, öneri ve eleştirileri sundu. Toplantı sonrası komisyon üyeleri 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can, KESK Genel Başkanı Lami Özgen, İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ve TUHAD-FED Genel Başkanı Zübeyde Teker yaklaşık 5 saat süren ilk toplantıyı, eleştiri, itiraz ve önerilerini aktardı.
Kürtleri inandıramazsınız!
Tutuklu ve Hükümlü Aileleriyle Dayanışma Dernekleri Federasyonu TUHAD-FED Genel Başkanı Zübeyde Teker, toplantı sırasında Erdoğan’a, süreci “terörü sonlandırma süreci” olarak tarif ettiği için eleştiri yönelttiğini belirtti. Teker, Erdoğan’a, “Eğer siz ‘terörizm’ tanımı koyarsanız, Kürt halkı hiçbir şekilde inanmayacak ve hatta sürece tepki gösterecektir. Zaten devletle duygusal olarak bağı kopmuş bir halka böylesi bir dille barış getirmekten bahsetmek sıkıntılıdır. Üslubunuza dikkat etmeniz faydalı olur” dedi. Erdoğan ise Teker’e, “Ben anayasada tanımlanan ‘terörizm’ kavramı üzerinden konuşmak durumundayım. Yasalar içinde ifade ediyorum” yanıtını verdi.
Erdoğan’a ‘dil’ eleştirisi
78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can, toplantıda “çözüm süreci” hakkında hükümet çevresinden yapılan “üstenci” ve “muktedir” dilin çözüme katkı sunmadığı eleştirisinde bulunduğunu belirtti. Bu yönlü açıklamaları eleştirdiklerini ve daha dikkatli olunması gerektiğini söylediklerini ifade etti. Kürt sorunu yerine ‘terör sorunu’ gibi kavramların kullanılmasının barışa engel olduğunu bunun yerine eşitlikçi bir dil kullanılması gerektiğini dile getirdiğini söyleyen Can, Başbakan’ın bu kavramların yasalar gereği söylediğini savunduğunu aktardı.
İmralı’ya gidecek mi?
Kendisinin özellikle komisyonun çalışma tarzı ve çözüm sürecinde kullanılan dil noktasında Başbakan’a eleştiri ve önerilerde bulunduğunu belirten Can, komisyonun ne yapacağının, rol ve yönteminin iyi belirlenmesi gerektiğinin altını çizdi. Can, Başbakan’a çalışmaları kapsamında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüşmek için İmralı Adası’na veya KCK ve PKK yönetimi ile görüşebilmek için Kandil’e gidebilmelerine olanak sağlanıp sağlanmayacağını sorduğunu söyledi. Başbakan’ın İmralı‘ya gidişin BDP heyeti aracılığı ile yasalar çerçevesinde yapıldığını ve bunun yararlı olduğunu; ancak komisyonun böyle bir rol almasına gerek olmadığını savunduğunu aktardı.
Hükümetin planı nedir?
Akil İnsanlar Komisyonu’nun çalışmalarını kolaylaştırıcı adımların atılması için hükümetin planları olup olmadığı sorusunu Başbakan’a yönelttiğini aktaran Can, Erdoğan’ın hükümet olarak bu konuda üzerine düşeni yaptıklarını söylediğini ve “Benim Kürt vatandaşlarımın sorunları var. Bir Başbakan olarak bunlarla ilgileniyoruz” dediğini söyledi. Görüşmelerin sadece Öcalan ve devlet arasında kalmaması için sürecin toplumsallaşması gerektiğini ifade eden Can, toplantıda da paylaştığı şu önerileri dile getirdi: “Biz 78’liler Girişimi olarak Diyarbakır Cezaevi gerçeğinin araştırılması için bir komisyon kurduk. Örneğin bunu, bu konuyu bilmeyenlere kapsamlı biçimde anlatabiliriz. Yine Barış Anneleri, gerilla anneleri yaşadıklarını bizimle beraber batıda insanlara anlatabilirler.”
Komisyonun temsiliyeti zayıf
Komisyonun bileşiminin de yetersiz olduğuna vurgu yapan Can, “Komisyon içinde özellikle kadın sorunlarına duyarlı olacak kadın sayısının yetersiz olduğunu, yine Alevilerin tam olarak komisyonda yer edinmemesine özellikle vurgu yaptıklarını” belirtti.
İki ay çalışacak
Çalışmalarının önce bir ay olarak planlandığını; öneriler üzerine 2 aya çıkarıldığını belirten Celalettin Can, her grubun kendi planlamasını yaparak bölgelerinde çalışmalarına başlayacağını kaydetti. Kendisinin de içinde yer aldığı İç Anadolu Bölgesi grubunun Pazartesi günü toplanacağını açıklayan Can, komisyonun kendi için 15 günde bir rapor hazırlayacağını aktardı. Son olarak komisyonla ilgili erken yorumlar yapıldığına değinen Can, komisyon içinde farklı insanlar olmakla beraber, meseleye sahip çıkan insanlar da olduğunu gözönünde bulundurularak, uygun bir dilin kullanılması gerektiğine işaret etti.
Komisyon bağımsız çalışacak
KESK Genel Başkanı Lami Özgen de kamuoyunda komisyona ilişkin çok farklı değerlendirmelerin yapıldığını hatta hoş olmayan ithamlarda bulunulduğunu vurgulayarak, komisyon bileşenlerinin büyük çoğunluğunun hükümete dolaylı veya direk destek veren kesimlerden oluştuğunun bir gerçeklik olduğunu; ancak en az yüzde 10’luk kısmının farklı kesimlerden oluştuğunu ifade etti. Bunun bir eksiklik olduğunu söyleyen Özgen, bu konuyu toplantıda da dile getirdiğini belirterek, bu komisyonun AKP’ye veya hükümete bağlı olmadığını söyledi. Komisyonun bağımsız biçimde yöntemini ve çalışma programını belirleyeceğini söyleyen Özgen, yürütecekleri çalışmayı ise şöyle tanımladı: “Barış sürecinin toplumun değişik kesimlerine anlatılmasını, toplumun değişik kesimlerinin de bu sürece ilişkin görüşlerini, yaklaşımlarını, duygularını ifade etmelerinin alınmasını sağlamak ve bunlardan bir rapor hazırlamaktır.”
Müdahale olursa dağılır
Komisyonların çalışmalasının AKP propagandası olacağı şeklindeki açıklamaları “eksik ve acele yapılmış ifadeler” olarak tanımlayan Özgen şunları belirtti: “Komisyonlara dayatılan bir yöntem yok. Komisyonlara dayatılan bir perspektif yok. Sonuç itibariyle en azından kendi açımdan bir kamu emekçisiyim, politik bir Kürt’üm ve bir konfederasyonun genel başkanıyım. Hükümetin kendisinden doğru oluşturup komisyonun da onun propagandasını yapacak bir tutumu olsaydı bu durumda sadece karşı durmak değil, bunun kabul edilemez olacağını ifade ederek farklı bir tutum sergileyebilirdim.”
İki aylık sürenin nasıl değerlendirileceği veya dolaylı yoldan komisyona müdahale edilip edilmeyeceğini bilmediğini söyleyen Özgen, “Ama öylesi durumlar geliştiği zaman hem komisyonların varoluş sebepleri hem bağımsız inisiyatif olma durumları hem de bu işi doğal olarak yürütememe durumu ortaya çıkacaktır. Bu da komisyonların dağılmasına sebep olur” dedi.
Erdoğan: Hukuki durumdan kaynaklı
KESK Genel Başkanı Lami Özgen de, sürecin “terör” kavramıyla ifade edilmesine tepki gösterdi. “Bu sorun 200 yıllık karmaşık bir sorun, bu sorunu terörle ifade etmek doğru değil. Hedeflenen süreci sonuca götürme konusunda da riskler barındırır” şeklinde eleştirisini ileten Özgen, Erdoğan’dan zaman içinde bu dili değiştirmesini istedi. Özgen’in sözleri üzerine de Erdoğan, “Doğru, sorunun karmaşık olduğunun farkındayız. Ama hukuki boyuttan kaynaklı kendi açımızdan sorunu farklı argümanlarla ifade edebiliriz” vurgusunda bulundu.
Meclis’te komisyon kurulmalı
Böyleliklesi bir durumda komisyon fikri ve algısının sürece hizmet etmeyeceğini ifade eden Özgen, bu tür komisyonlara Meclis bünyesinde de ihtiyaç olduğunu kaydetti. Lami Özgen şunları belirtti: “Meclis bünyesinde de bir komisyon muhakkak kurulmalıdır. Sonuçta şu anda taraflar bu görüşmeleri yapıyor. Ancak tarafların birbirinden beklentileri ya da görüşürken kısa, uzun veya orta vadede birbirlerine ne söyledikleri noktasında fazla bir bilgimiz yok. Ama yöntem olarak barışçıl çözümün tek seçenek olduğunu ve bunda ısrar etmek gerektiğini ve bu yöntemin toplumun geniş kesimlerine anlatılıp onların da bu seçeneğe yönelik yaklaşımlarının bir formata dönüşmesi önemlidir.”
Taraflar arası uzlaşının sonucu
İnsan Hakları Derneği(İHD) Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ise komisyonun eksikleri olsa da “Taraflar arası uzlaşının bir sonucu olduğu için” önemli olduğunu belirtti. Türkdoğan, “Abdullah Öcalan’la yapılan görüşmelerde üzerinde mutabık olunan konulardan birisi olduğu anlaşılıyor ki böyle bir adım atıldı. Bunu önemsemek gerekiyor. Belki istenen düzeyde olmamış olabilir, bazı eksiklier var. biz onu toplantıda da bir şekilde ortaya koyduk. Ama süreç ilerliyor ve ilerleyen bu süreci de desteklemek gerekiyor. Desteklemek içinde sürecin içine girmek gerekiyor, dışarıda seyirci kalmamak gerekiyor. çünkü mutlaka barış sürecini ilerletmemiz, barışı yakalamamız ve mutlaka yeni ve demokratik bir anayayasayla bu süreci onurlu bir barışla noktalandırmamız gerekiyor” dedi.
Komisyonun oluşumuyla ilgili hükümete yöneltilen eleştirilere de katıldıklarını belirten Türkdoğan, “Bazı toplumsal kesimlerin yeterince temsil edilmemesi, kadın temsilinin az olması, sosyal demokratik kesimin daha iyi bir şekilde yer alabileceği, Alevilerin özellikle 1 kişi dışında temsilinin olmaması gibi konular vurgulandı. Ama hükümetin, başbakanın açıklamaları komisyon üyelerini rahatlatıcı bazı sözleri oldu. Komisyon üyeleri kendi gruplarında kendi planlarını kendileri yapacaklar, kendi çalışma biçimlerini kendileri oluşturacaklar, doğrudan doğruya hükümetin bir müdahalesi olmayacak. Sürecin daha ileri bir noktaya taşınması amacıyla komisyon bazı çalışmalar yapabilecektir” dedi.
Barış dili de oluşturmalı
İlk defa bu kadar açık bir tartışma süreci yaşandığının da altını çizen Türkdoğan, “Komisyon yerelde örgütlenmesi olan ve bu sürece aktif katılma imkanı olmayan tüm çevrelerle temas kuracak. Herkesi yerellerde bu sürece katılmaya davet ediyoruz” dedi.
Yeni süreçte yeni dil ve üslubun da önemine işaret eden İHD Genel Başkanı, “Sorunun ‘terör’ sorunu olarak ele alınılmasını eleştirdik. Yeni bir süreç var buna uygun bir dil kullanılması gerekiyor. Akil İnsanlar Komisyonu’nun çalışmaları başladıktan sonra bu dilde değişime ulaşılacağını düşünüyorum. Süreçle birlikte dilin de sürece uygun bir değişime uğrayacağını düşünüyorum” diye belirtti.
HABER MERKEZİ