
Başlıktan anlaşılacağı gibi, Erdoğan’a dikkat etmek gerekir. Zira frenleri patlamış bir araba gibi nereye toslayacağı bilinmiyor. Vereceği zarar kendisiyle sınırlı olsa bir şey olmaz. Büyük tahribatlara yol açacak olasılığı insanları endişelendiriyor.
Başkanlık sistemini kafasına koymuş, bunun dışında gözleri hiç bir şey görmüyor. Bu hedefine ulaşmak için de önünde tek engel olarak HDP’yi görüyor. Yaptırdığı anketler, HDP’nin barajı aşacağını, 60-70 civarında milletvekili ile meclise gireceğini, bu da AKP’nin oylarında büyük eksilme olacağını işaret ediyor. HDP’in barajı geçmesi durumunda hayalini kurduğu, başkanlık sisteminin gerçekleşmeceğini görüyor. Bu yüzden de HDP’nin baraja takılması için elinden geleni yapıyor.
Türk basını da ateşe körükle gidiyor. “Eğer bir provokasyon yaşanmaz, çatışmasız bir ortamda seçim yapılırsa HDP barajı geçer. Fakat çatışmalı bir ortam yaratılır, yeniden asker cenazeleri gelirse HDP seçim barajını geçmez” şeklindeki haberlerle Erdoğan’ın politikalarına destek veriyor. Adeta “Çatışmalı bir ortam yarat, kan dök, asker öldürt. Asker cenazelerinde hamasi nutuklar çek” telkininde bulunuyor.
Zaten, Kürt sorununu çözme gibi bir niyeti olmayan Erdoğan, bu sözlere ziyadesiyle tav oluyor. Kürt sorununun çözümü için hiçbir süreç yaşanmamış, bu konuda hiç bir mutabakata varılmamış gibi davranıyor. Provokatif söylemlerle ortamı gerdikçe geriyor. Her vesile ile HDP’yi hedef göstererek, kin ve nefret kusuyor.
Erdoğan’ın Dolmabahçe’de devlet erkanı ve HDP yöneticilerin ortak basın toplantısına, Sayın Öcalan’ın kamuoyuna deklare ettiği 10 maddeye, son olarak da “Kürt sorunun çözümü” için ön görülen İzleme Kurulu’na da karşı olduğunu söyleyerek süreci provoke etmesi, HDP’ye yönelik hamleyle bağlantılıdır.
İki yıldan bu yana ortalıkta fazla görünmeyen Genelkurmay başkanının bu süreçte ortaya çıkarak Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı düşmanca beyanatlar vermesi, savaş dilini kullanması, sınır boylarında askeri operasyonların yapılması, gerillaların bulunduğu Medya Savunma Alanları’nın bombalanması da, Erdoğan’ın Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı askeri yöntemleri yeniden devreye soktuğunu gösteriyor.
Erdoğan ve AKP’sinin Kürt sorunun çözümünde takkiye yaptığı, her seçim öncesinde Kürt halkını bir beklenti içine soktuğu, seçimlerden sonra Kürt sorunu konusunda tek bir adım atmadığı biliniyordu. 7 Haziran seçimlerine ramak kala Erdoğan ve AKP’sinin Kürt sorununun demokratik çözümüne karşı oldukları, şimdiye kadar Kürtleri oyaladıkları, sorunu çözer gibi görünüp çözmedikleri bir kez daha ortaya çıktı.
Çözüm sürecini donduran, diyalogları askıya alan AKP, seçim süreci ile birlikte Kürt halkının sabır sınırlarını da zorluyor. Gerillayı çatışma sürecine çekmek bu temelde yeni bir operasyonlar geliştirmek istiyor. Bu temelde de her an bir çatışma çıkma endişesi var.
Ağrı’da gerçekleşen provokasyon denemesinden sonra HDP’ye yönelik faşist saldırılar artarak devam etti. HDP Genel Merkezi’ne yapılan silahlı saldırıyla birlikte işler çığırından çıktı. Mardin, Hakkari ve Şırnak’taki gözaltılara, Antalya-Serik, Hatay-Reyhanlı ve Rize-Fındıklı, Bursa-Orhangazi ilçelerinde HDP’ye yönelik saldırılara bakılırsa, bu seçim sürecinde AKP boş durmayacak, ortamı daha fazla provoke edecek.
Olaya nereden bakılırsa bakılsın gidişat iyi değil. Psikolojik bir vaka haline gelen, yeni bir Kürt-Türk savaşını başlatacak kadar da gözü dönen Erdoğan, bireysel iktidarı için her çılgınlığı yapacak bir haleti ruhiye içindedir. Kan dökülmesi, insanların ölmesi umurunda değil. “Ben başkan olayım da kim ölürse olsun” havasındandır.
Çok vahim. Vahim olduğu kadar da tehlikeli. HDP’ye yönelik saldırı ve provokasyonların talimatını bizzat kendisi veriyor. Kullandığı dil, savurduğu tehdit, çıkardığı anti demokratik yasalar ve bugünki ruh hali, Hitler’in iktidarını pekiştirdiği 1930’lu yıllardakı ruh haline beziyor. Almanya’yı felakete sürükleyen Hitler gibi o da, Türkiye’yi bir felakete sürüklüyor.
Mevcut durumda da Erdoğan’ı, Türkiye’yi bir felakete sürüklemekten alıkoyacak bir merci yok. Hal böyle olunca, Erdoğan’ın yarattığı gerilimin önüne geçmek, Ağrı örneğinde olduğu gibi provokasyonları boşa çıkarmak, Erdoğan’ı frenlemek, halkı sükünete davet etmek, görevi de HDP’ye düşüyor.
HDP’nin, Erdoğan’ın hasta ruh halini teşir etmek, iktidar hırsı için Türkiye’yi çatışmalı bir ortama götürdüğünü, Türkiye kamuoyuna anlatması gerekiyor. Bu felaketlerin yaşanmaması için de, Türkiye’de ezilen, sömürülen ve ötekileştirilen tüm demokratik kesimlerin de HDP’nin arkasında durması büyük bir önem taşıyor.