
Mussolini faşizmi sokaklarda halk evlatlarını katlederek korku ve yılgınlık yaratmaya çalışıyordu. İktidara henüz gelmiş ve diğer partileri henüz kapatamamıştı.
Meclisteki bir görüşmede reformist sosyalist partiden bir milletvekili, faşist parti grubuna gözlerini doğrultarak gerçeği haykırmış, mealen “Katil bu mecliste tam karşımızda” sözlerini söylemişti. Hemen sonrasında Başbakan Mussolini’nin faşist cellatları tarafından katledildi.
Erdoğan diktatörlüğü, 15 Mayıs’ta HDP Adana ve Mersin binalarında kitlesel katletme amaçlı bombalamaları Mussolini benzeri amaçla gerçekleştirdi.
Erdoğan ve AKP şimdiye değin genellikle devletin militarist aygıtları polis ve asker yoluyla halka saldırıp katliam yaptı. ‘90’lı yıllara göre bu katliamların az olmasını, “90’lı yıllara dönmediğimize şükredin” propagandasıyla mazur göstermeye çalıştı.
Gezi ayaklanmasında Erdoğan sivil tabanını saldırıya geçirmeyi istedi fakat başaramadı.
Son olarak 6-8 Ekim Kobanê gösterilerine karşı Hizbulkontra Hüdapar çetesini polisle birlikte saldırtarak 40’ın üzerinde insanımızı katletti. Fakat AKP’nin seçim sürecinde saldırıları daha ciddi bir biçim aldı. HDP binaları ve konvoylarına 126 silahlı ve linç saldırıları gerçekleştirdi. Bu saldırıları sivil polisler öncülüğünde kendi kitlesiyle ve MHP’lileri de katarak yaptı.
Anlaşılan Erdoğan ve AKP için bunlar yeterli değil. Bombalarla biz HDP’lileri kitlesel katletmeye, korku ve dehşet saçarak yıldırmaya çalışıyor. Dahası, HDP yöneticilerine ciddi kaynaklardan gelen bilgilere göre sayın Demirtaş’a suikast tehditi var.Ağrı’da askeri saldırı ve Yüksekova’da polis-asker çatışmasına dönüşen gerillaya askeri harekat girişimini dikkate alırsak Erdoğan’ın canice çılgınlıkları göze aldığı anlaşılıyor. Bütün bunlar Erdoğan’ın müzakere masasını devirmesinden sonraki olgular.
Erdoğan ve AKP neyi amaçlıyor?
HDP’nin seçimlerle kazanmakta olduğu ve seçim sonrası sıçrama yapacak olan kitle desteği, Erdoğan’ı korkutuyor. Öncelikle Erdoğan, başkanlık diktörlüğü macerasının engelleneceğini hesap ederek saldırıyor. Dahası HDP’nin barajı aşarak kitle desteğini büyütmesinin kendi karşısına yeniden sıçramalı gelişme imkanı yakalayarak çıkacak alternatif büyük gücün oluşacağını görebiliyor. Bunu aktif aktörü olduğu Refah Partisi’nin 1991 seçimlerinde barajı aşması ve sonra sıçramalı gelişmesi deneyinden biliyor. HDP’nin önce barajı aşarak sonra sıçramalı gelişmesi, kitle hareketlerini yükseltme ve yeni devrimci potansiyel yaratma olanağı da demektir. Metal işçilerinin ayağa kalkmasının işaret ettiği diğer kulvarlardan gelişecek işçi-ezilen kitle hareketiyle birleşerek halkların büyük çaplı devrimci eyleminin oluşması demektir.
Aynı zamanda çözüm sürecinde demokratik barış alternatifinin başat olacağı anlamına geliyor.Kurt dumanlı havayı sever. Erdoğan da şovenist dumanın kararttığı havanın devam etmesini istiyor. Egemen sınıfların ve Erdoğan’ın iktidarı için demokratik ve devrimci tehlike yaratacak durumu, elbette bomba, askeri operasyon ve provakatif yollarla engellemeye çalışacak. Fakat vurgulamak gerekir ki barajı aşarak güçlenirse HDP’yi ezemeyeceğini, tersine kendisinin gerileyip düşeceğini biliyor.
Tam da bu noktada, Erdoğan’ın saldırısında acil hedefinin seçimde başkanlık diktatörlüğüne gidişine kilit engel olan HDP’yi sindirmek ve halkların eğilim gösteren yeni kesiminin akışını engellemek olduğunu ama hedefini bununla sınırlamadığını vurgulayalım.
Seçimlerde HDP binalarına bomba göndererek kitlesel katliam ve kaos yaratmak isteyen Erdoğan, devirdiği müzakere masası yerine yeni B ve C planlarını devreye sokabilir. Fakat bunların halklarımıza zulüm getirmekten başka başarı şansı olmadığı gibi, uzun süreli düşünülerek oluşturulan bütünlüklü bir strateji oluşturmadıklarını tahmin etmek zor değil. Zira AKP’nin diğer yöneticilerinin müzakereyi sonlandırmadaki basına yansıyan tereddütlü tavrı bu gerçeğe işaret ediyor.
Bütün bunlara rağmen Erdoğan 13 yıldır yönetimde olmanın kibri ve düşerse hesap sorulacağı korkusuyla, dümenini elinde tuttuğu devasa asker-polis makinasını, bürokrasiyi artı tabanından ve Hüdapar ile Suriye savaşında eğittiği boğaz kesenlerden devşireceği çeteleri saldırtabilir. Veya Yemen, Suriye’de savaşa girerek büyük devlet şovenizmini azdırıp içerde savaş şartları faşizmini uyguyabilir.
Ama kitle tabanı 7 Haziran’la genişlemiş, AKP’yi geriletmiş HDP ve birlikte demokratik güçler, yenilenmiş moralle, işçi ve diğer halk direnişlerinin yarattığı/yaratacağı özgüven enerjisiyle, Erdoğan’ın esnemeyecek saldırganlığını kırar. Devrimci kitle eyleminin büyümesine zemin, kararlı devrimci yükseliş yaratırlar.
İlginçtir, demokratik güçler için hiçbir seçim bu kadar dönemsel stratejiyi tayin eden ve sonrasına da yön verecek bir rol oynamamıştı. 7 Haziran oynayacak.
Katil hepimizin tam karşısında, devletin en yüksek locasında. Daha fazla celladı harekete geçiremeden, ev ev, sokak sokak, işyeri işyeri, yüksek disiplinli enerjik devrmci çalışmayla 7 Haziran’ı kazanalım. Erdoğan’ın 7 Haziran’ı diktatörlük manivelası yapmasına izin vermeyelim.Diktatörlük manivelasını kırmak için HDP’nin barajı aşacak zaferini gerçekleştirelim.