Hafız Ahmet TURHALLI
Uzun bir tarih kesitinde ve özellikle, biz müslümanların siyasal jargonunda sıklıkla kullanılan bu kavram ne anlama gelir? Nasıl kullanılmıştır?
Sözlükte “yönelmek, kastetmek; öne geçmek, imam olmak” mânalarındaki emm kökünden türeyen ümmet kelimesi “kendilerine peygamber gönderilmiş topluluk, kavim, her kabileden bir grup insan, her canlı cinsi, bütün iyilikleri şahsında toplamış kişi veya kendisine uyulan önder” gibi anlamlara gelir (Lisânü’l-’Arab, “emm” md.; Kâmus Tercümesi, IV, 175-176).
Râgıb el-İsfahânî ümmeti “aynı dine inanma, aynı zamanda yaşama veya aynı mekânda bulunma gibi önemli bir unsurda toplanan gruplar” diye açıklamıştır (el-Müfredât, “emm” md.).
Bazı şarkiyatçılar kelimenin aslının İbrânîce, Ârâmîce veya Akkadca olduğunu belirtmekteler.
Kur’an-ı Kerim’de ümmet kavramı, 51 yerde tekil, 13 yerde çoğul olmak üzere toplam 64 yerde geçer.
Kur’an’daki ümmet kategorileri:
a) Birey olarak Hz İbrahım (as) bir ümmettir.
b) Öncü bir Topluluk olarak ümmet. (Dinler ve Peygamberler)
c) Kabile olarak ümmet, Ulus olarak ümmet.
d) Cinler bir ümmet.
e) Hayvanlar; Kanatlılar, sürüngenler, dört ayaklılar ve diğerleri.
f) Kötüler olarak bir ümmet. (İnkarcılar, zalimler, tağutlar, yalancılar, katiller vs)
Ümmet kavramıyla Kur’an kronolojisi arasındaki istatistiki kronolojiye göre, bu kavram ilk Mekke döneminde hiç yer almamıştır.
İkinci Mekke döneminde ilk kez geçerken, üçüncü Mekke döneminde 38 kez ve Medine döneminde de 15 kez yer alır. Kur’ani vahyin içeriği ve konuları Hz. Muhammed’in ve takipçilerinin tarihsel durumlarını da yansıtır. Bu istatistiki bilgilere göre ümmet kavramı ilk dönemlerde çok az ortaya çıkmıştır. Bu ortaya çıkış daha sonraki dönemlerde artış göstermiştir. Sayısal olarak bakılınca kavram, toplumun kuruluş aşamasında olduğu üçüncü Mekke döneminde, toplumun kurulmuş olduğu Medine döneminden daha fazla yer alır. Kavramın farklı anlamlarına baktığımızda ümmet kavramının bazı durumlarda açıkça Medine toplumundaki kesimlerin toplamı anlamına geldiğini görürüz. Örnek olarak “Allah’a itaat eden topluluk” (2/128), “Vasat topluluk” (2/143) ve “İnsanlık için ortaya çıkarılmış en hayırlı topluluk” (3/110) ibareleri gösterilebilinir.
Hicretten sonra Hz. Peygamber’in Mekke müşriklerine karşı, savunmayı, Medine toplulukları arasındaki parçalanmışlığı ortadan kaldırıp, Medine ahalisinin birliğini, bir arada özgürce yaşamlarını inşa etmelerini, Din, Dil, Cins ve Sınıf farklılıklarının bir üstünlük olamayacağını göstermiştir. Müşrikler, Ehl-i kitap dahil bu şehirdeki bütün gruplarla yaptığı antlaşmada (Medine Vesikası)’nın Yahudi kabilelerinin müminlerle beraber “ümmet” diye zikr edilmiştir.)
Bu vesikanın ikinci maddesinde, Medine Şehrinde yaşayan herkese ümmet ismi verilmiştir.
2. maddede, “İşte bunlar, diğer insanlardan ayrı bir ümmet (camia) teşkil ederler” şeklinde, “ümmet” gibi daha seçkin bir kavramla ifade edilmiştir.
Vesikanın içeriğinde en fazla vurgulanan kavram, Adalet ve Maruf kavramlarıdır. Kur’an’dan ve bu vesikadan anlaşılması birinci hususiyet Adalettir. Hedeflenen toplum adil bir toplumdur. Her inanç, müşriklikte dahil olmak üzere özgürdür. Her birey kendi yaptıklarından sorumludur. Suç bireyseldir, aileyi, aşireti, inanç guruplarını bağlamaz. Adaleti inşa etmesi gerekenler ve bu konuda öncülük edenlerde, Muhacirler ve Ensarlar olmalıdırlar.
Adil olma ve adaleti muhafaza etme İslam’ın esasını oluşturur. Adil bir ümmet inşa etme, Peygamberimiz Hz Muhammed sav’in vahyi sorumluluğudur. Yahudiler, Müşrikler ve diğer taraflar Hz Muhammede sorunlarını iletir, oda adil bir şekilde sorunları çözüme kavuştururdu. Bazı iktidar müptelası müslümanların dediği gibi, Peygamber bir hakim ya da sultan değil, sadece bir hakemdi. Sorunları adil bir biçimde çözen ve toplumun güvenini kazanmış bir hakemdi.
Kan davalarını kaldıran, hırsızlığı, yalanı, iftirayı engelleyen, zulme müsamaha göstermeyen, kandırmayı, rüşveti, torpili engelleyen bir Hakem. Arap’ı Acem’den üstün görmeyen, başkalarını hor görmeyen, ihtiyaç sahiplerinin kimliğini sormadan yardım eden bir hakem. Vahşi Bedevi Arap kabilelerinden, dünyayı etkileyecek şahsiyetler yetiştiren bir öğretmen.
Ümmet diyen Erdoğan ise şöyle buyurmuş:
“Ali Babacan’a ‘Parti mi kuracaksınız’ sorusunu yöneltmiş, Babacan’ın da “Şu anda düşünmüyoruz ama bir platform olarak çalışıyoruz” yanıtını vermiş.“Dedim ki ‘Bak Ali Bey, eğer senin bu kabineye katkı verme noktasında yaptığınız çalışmalar varsa, vereceğiniz bilgiler varsa biz bunlardan istifade ederiz. Malum ben sana partide danışmanlık teklif ettim, kabul etmedin. Daha ileri gidiyorum; Özbekistan Başkanı benden orada devletin yapılanmasında eleman istedi. Ali Bey’i teklif ettim. Kendisine de söyledim. Maalesef oraya da evet demedi.”
“Ben Ali Bey’in kendisine de söyledim; ‘Yolunuz yolunuzdur eyvallah ama şunu unutmayın ki bu ümmeti parçalamaya hakkınız yok. Siz bunu yapıyorsunuz. Bunun parçalanmasıyla da bir yere gidemeyeceksiniz.”
Demekki kendisini ümmetin lideri görme hastalığına yakalanmıştır.
Erdoğan ve kendi ümmeti, İslam ümmeti ile karşılaştırılamaz. Erdoğan ve ümmeti, mütekkebirdir, zalimdir, yalancıdır, rüşvetçidir, katildir, hırsızdır, ehli fahşadır, maneviyattan, İslami ve insani yaşam prensiplerinden uzaktırlar.
Doğru Erdoğan ve yandaşları bir ümmetirler; Ama küfür ve zulüm ümmetidirler. 21. Yy’ın en gaddar Nemrut, Firavun ve Ebu Cehil’in ümmetidirler. Allah bütün insanlığı bunların şerrinden korusun. Kur’an şöyle der: “Her ümmetin bir eceli vardır, eceli geldiğinde bu ecel bir saat dahi ertelenmez.” Bu ecel gelmiştir ve ölüm gerçekleşecektir. Erdoğan’ın hırsız ve katil ümmeti
Hafız Ahmet TURHALLI
Uzun bir tarih kesitinde ve özellikle, biz müslümanların siyasal jargonunda sıklıkla kullanılan bu kavram ne anlama gelir? Nasıl kullanılmıştır?
Sözlükte “yönelmek, kastetmek; öne geçmek, imam olmak” mânalarındaki emm kökünden türeyen ümmet kelimesi “kendilerine peygamber gönderilmiş topluluk, kavim, her kabileden bir grup insan, her canlı cinsi, bütün iyilikleri şahsında toplamış kişi veya kendisine uyulan önder” gibi anlamlara gelir (Lisânü’l-’Arab, “emm” md.; Kâmus Tercümesi, IV, 175-176).
Râgıb el-İsfahânî ümmeti “aynı dine inanma, aynı zamanda yaşama veya aynı mekânda bulunma gibi önemli bir unsurda toplanan gruplar” diye açıklamıştır (el-Müfredât, “emm” md.).
Bazı şarkiyatçılar kelimenin aslının İbrânîce, Ârâmîce veya Akkadca olduğunu belirtmekteler.
Kur’an-ı Kerim’de ümmet kavramı, 51 yerde tekil, 13 yerde çoğul olmak üzere toplam 64 yerde geçer.
Kur’an’daki ümmet kategorileri:
a) Birey olarak Hz İbrahım (as) bir ümmettir.
b) Öncü bir Topluluk olarak ümmet. (Dinler ve Peygamberler)
c) Kabile olarak ümmet, Ulus olarak ümmet.
d) Cinler bir ümmet.
e) Hayvanlar; Kanatlılar, sürüngenler, dört ayaklılar ve diğerleri.
f) Kötüler olarak bir ümmet. (İnkarcılar, zalimler, tağutlar, yalancılar, katiller vs)
Ümmet kavramıyla Kur’an kronolojisi arasındaki istatistiki kronolojiye göre, bu kavram ilk Mekke döneminde hiç yer almamıştır.
İkinci Mekke döneminde ilk kez geçerken, üçüncü Mekke döneminde 38 kez ve Medine döneminde de 15 kez yer alır. Kur’ani vahyin içeriği ve konuları Hz. Muhammed’in ve takipçilerinin tarihsel durumlarını da yansıtır. Bu istatistiki bilgilere göre ümmet kavramı ilk dönemlerde çok az ortaya çıkmıştır. Bu ortaya çıkış daha sonraki dönemlerde artış göstermiştir. Sayısal olarak bakılınca kavram, toplumun kuruluş aşamasında olduğu üçüncü Mekke döneminde, toplumun kurulmuş olduğu Medine döneminden daha fazla yer alır. Kavramın farklı anlamlarına baktığımızda ümmet kavramının bazı durumlarda açıkça Medine toplumundaki kesimlerin toplamı anlamına geldiğini görürüz. Örnek olarak “Allah’a itaat eden topluluk” (2/128), “Vasat topluluk” (2/143) ve “İnsanlık için ortaya çıkarılmış en hayırlı topluluk” (3/110) ibareleri gösterilebilinir.
Hicretten sonra Hz. Peygamber’in Mekke müşriklerine karşı, savunmayı, Medine toplulukları arasındaki parçalanmışlığı ortadan kaldırıp, Medine ahalisinin birliğini, bir arada özgürce yaşamlarını inşa etmelerini, Din, Dil, Cins ve Sınıf farklılıklarının bir üstünlük olamayacağını göstermiştir. Müşrikler, Ehl-i kitap dahil bu şehirdeki bütün gruplarla yaptığı antlaşmada (Medine Vesikası)’nın Yahudi kabilelerinin müminlerle beraber “ümmet” diye zikr edilmiştir.)
Bu vesikanın ikinci maddesinde, Medine Şehrinde yaşayan herkese ümmet ismi verilmiştir.
2. maddede, “İşte bunlar, diğer insanlardan ayrı bir ümmet (camia) teşkil ederler” şeklinde, “ümmet” gibi daha seçkin bir kavramla ifade edilmiştir.
Vesikanın içeriğinde en fazla vurgulanan kavram, Adalet ve Maruf kavramlarıdır. Kur’an’dan ve bu vesikadan anlaşılması birinci hususiyet Adalettir. Hedeflenen toplum adil bir toplumdur. Her inanç, müşriklikte dahil olmak üzere özgürdür. Her birey kendi yaptıklarından sorumludur. Suç bireyseldir, aileyi, aşireti, inanç guruplarını bağlamaz. Adaleti inşa etmesi gerekenler ve bu konuda öncülük edenlerde, Muhacirler ve Ensarlar olmalıdırlar.
Adil olma ve adaleti muhafaza etme İslam’ın esasını oluşturur. Adil bir ümmet inşa etme, Peygamberimiz Hz Muhammed sav’in vahyi sorumluluğudur. Yahudiler, Müşrikler ve diğer taraflar Hz Muhammede sorunlarını iletir, oda adil bir şekilde sorunları çözüme kavuştururdu. Bazı iktidar müptelası müslümanların dediği gibi, Peygamber bir hakim ya da sultan değil, sadece bir hakemdi. Sorunları adil bir biçimde çözen ve toplumun güvenini kazanmış bir hakemdi.
Kan davalarını kaldıran, hırsızlığı, yalanı, iftirayı engelleyen, zulme müsamaha göstermeyen, kandırmayı, rüşveti, torpili engelleyen bir Hakem. Arap’ı Acem’den üstün görmeyen, başkalarını hor görmeyen, ihtiyaç sahiplerinin kimliğini sormadan yardım eden bir hakem. Vahşi Bedevi Arap kabilelerinden, dünyayı etkileyecek şahsiyetler yetiştiren bir öğretmen.
Ümmet diyen Erdoğan ise şöyle buyurmuş:
“Ali Babacan’a ‘Parti mi kuracaksınız’ sorusunu yöneltmiş, Babacan’ın da “Şu anda düşünmüyoruz ama bir platform olarak çalışıyoruz” yanıtını vermiş.“Dedim ki ‘Bak Ali Bey, eğer senin bu kabineye katkı verme noktasında yaptığınız çalışmalar varsa, vereceğiniz bilgiler varsa biz bunlardan istifade ederiz. Malum ben sana partide danışmanlık teklif ettim, kabul etmedin. Daha ileri gidiyorum; Özbekistan Başkanı benden orada devletin yapılanmasında eleman istedi. Ali Bey’i teklif ettim. Kendisine de söyledim. Maalesef oraya da evet demedi.”
“Ben Ali Bey’in kendisine de söyledim; ‘Yolunuz yolunuzdur eyvallah ama şunu unutmayın ki bu ümmeti parçalamaya hakkınız yok. Siz bunu yapıyorsunuz. Bunun parçalanmasıyla da bir yere gidemeyeceksiniz.”
Demekki kendisini ümmetin lideri görme hastalığına yakalanmıştır.
Erdoğan ve kendi ümmeti, İslam ümmeti ile karşılaştırılamaz. Erdoğan ve ümmeti, mütekkebirdir, zalimdir, yalancıdır, rüşvetçidir, katildir, hırsızdır, ehli fahşadır, maneviyattan, İslami ve insani yaşam prensiplerinden uzaktırlar.
Doğru Erdoğan ve yandaşları bir ümmetirler; Ama küfür ve zulüm ümmetidirler. 21. Yy’ın en gaddar Nemrut, Firavun ve Ebu Cehil’in ümmetidirler. Allah bütün insanlığı bunların şerrinden korusun. Kur’an şöyle der: “Her ümmetin bir eceli vardır, eceli geldiğinde bu ecel bir saat dahi ertelenmez.” Bu ecel gelmiştir ve ölüm gerçekleşecektir.