Birkaç gün önce 12 Eylül’ün yıldönümünü geride bıraktık. Türkiyeli her çevreden muhalifler açısından 12 Eylül, her türlü kötülüğün başladığı gün ve darbeci general Kenan Evren de bütün bu kötülüklerin başı olduğu tartışılmazdır. Türk, Kürt hepimizin demokrasi tarihinde kuşkusuz 12 Eylül kötülüğün miladı ve Kenan Evren’de mutlak kötülüğün uygulayıcısı olarak toplumsal hafızamızda hak ettiği o lanetli yerini aldı.
Türk siyasal hayatının günümüze kadar üzerinde uzlaşılan en kötü adamı kuşkusuz Kenan Evren’dir. Ta ki biri onun kötülüklerini aşana kadar.
Yaptığı insan hakları ihlalleri ve katliamlar konusunda sonuna kadar inkarcı ve ketum olan Türk devleti açısından bile o günlerde yaşananların gizlenir saklanır bir yanı yok. Herşey o kadar pervasızca ve herkesin gözü önünde oldu ki ve o kadar çok insanı mağdur etti ki; devlet açısından bile yaşanan hak ihlallerinin gizlenir, saklanır bir yanı kalmadı.
Resmi verilere göre; 12 Eylül darbesi sonrası 650 bin kişi gözaltına alınmış, 1 milyon 683 milyon kişi fişlenmiş, 14 kişi cezaevlerindeki açlık grevlerinde yaşamını yitirmiş, 171 kişi işkencede katledilmiş, 49 kişi idam edilmiş.
Bütün bunlar olurken aynı zamanda; siyasal partiler kapatılmış, demokratik kitle örgütleri tasfiye edilmiş ve bu kurumların çalışanları tutuklanıp cezaevlerine gönderilmişti. Bütün toplum adeta esir alınmaya, tepkisiz, talepsiz, kişiliksiz bir gruha dönüştürülmeye çalışılmıştı.
Neredeyse darbeciler ve toplumun önemli bir kısmı da buna inanmaya başlamıştı. Türkiye bir anda sadece darbecilerin sesinin duyulduğu derin bir sessizlik dönemine girdi; ta ki Diyarbakır’da Mazlum Doğan’ın yaktığı meşaleye kadar. O zamana kadar gerçekten kocaman bir ülke zifiri bir karanlığa gömülüştü. Mazlum Doğan Diyarbakır Cezaevinde küçücük bir kibrit çöpüyle bütün bir ülkeyi aydınlattı.
Arkasından gelen 14 Temmuz ölüm orucu eylemi ve onu takip eden büyük Kürt Direnişi, 12 Eylül’ü sadece Kürdistan’da değil bütün Türkiye’de boşa çıkardı. Evren’in kurmaya çalıştığı korku imparatorluğu karşılıksız kaldı.
İnsanlar faşizmle uzlaşarak değil; mücadele ederek hesaplaşılacağını gördüler. Kürtler ortaya koydukları kararlı direnişlerle faşizmin geriletilebileceğini bütün Türkiye toplumuna göstermiş oldular.
Bu gün 12 Eylül’ü değerlendiren neredeyse herkes bu süreci; bütün aşamaları darbeciler tarafından önceden planlanmış, sonrasında da sürecin nasıl yürüyeceği konusunda ön çalışmaların yapıldığı oldukça profesyonel bir bir örgütlenme olarak değerlendiriyorlar.
Yıllar sonra Türkiye bu kez tersinden bir darbe yaşadı; eskiden darbeyi askerler yapardı ama ilk tasfiyeler darbeyi yapan askerler tarafından ordu içindeki diğer rakip guruplara yönelirdi.
1960 darbesinde darbeciler ilk önce dönemin Genelkurmay başkanı Rüştü Erdelhun ve ekibini tasfiye ettiler. 1970’de Darbeciler işe Cemal Madanoğlu etrafından toplanan kendini “Milli Demokratik Devrimciler” olarak adlandıran ekibi tasfiye ederek başladılar. 12 Eylül darbesini yapanlar da aynı geleneği sürdürüp iktidara gelir gelmez ordu içinde tasfiyeye girişmişlerdi.
15 Temmuz başarısız kalkışmasından sonra Erdoğan ve ekibi tarafından devreye sokulan 20 Temmuz OHAL rejimi de benzer bir yoldan ilerliyor. Hem tasfiye edilen hem de karşı darbe ile tasfiye eden Erdoğan ekibinin uzun bir süredir 15 Temmuz’a hazırlandığı sonrasında yaşananlarla artık yeterince açığa çıktı.
Ancak tıpkı 12 Eylül’de olduğu gibi asıl darbe topluma karşı yapıldı. Çıkarılan KHK’larla yüz binin üzerinde kamu görevlisi ihraç edildi. Neredeyse iki yüzbininden fazla insan hakkında adli işlem başlatıldı; bunlardan eli bini tutuklu yargılanıyor. 11 HDP’li, bir CHP’li olmak üzere 12 Milletvekili tutuklandı. Otuzaltısı kadın olmak üzere yetmiş dört belediye başkanı tutuklu; seksen dokuz belediyeye kayyum atandı. Yirmi sekiz HDP’li il başkanı, seksen dokuz ilçe eşbaşkanı ve yediyüz seksen il ve ilçe yöneticisi cezaevinde.
Yukardaki listeyi uzatmak mümkün ancak her iki karakter de biribirine o kadar benziyorlar ki; hatırlarsınız Evren imzaladığı idam kararları ile övünür, hiç elinin titremediğini söylerdi. Erdoğan da miting meydanlarında “idam ister misiniz?” diye insanları galeyana getiriyor. Her ikisi de işçi düşmanı; Evren bütün sendikaları kapatmıştı; Erdoğan da OHAL döneminde hiç bir greve özellikle izin vermediklerini söylüyor.
Erdoğan’ın içine Evren kaçmış; bütün Türkiye toplumunun içinden Evren’i ve Erdoğan rejimini tamamen söküp atmalıyız; ancak bunu başardığımız zaman özgür ve ortak bir geleceğimiz olur.