“Şu an biz terörün bedelini ödüyoruz. Bakın bunca insan ölüyor, biz burada duramayız. Sonuna kadar devam edeceğiz bu operasyonlara. Niçin? Birliğimizi, huzurumuzu tesis etmek için yürüyeceğiz. Elhamdülillah, bu toprakları vatan yapmak için, şehadete koşan yavrularımız var.”
Yukardaki cümleler, Türk devletinin Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan’a ait yeni bir garabettir. Diyanet İşleri Başkanlığının İslam Peygamberinin doğumunu kutlama adıyla topladığı kalabalığa yaptığı konuşmadan alıntıdır.
Garabete bakın: Başka yöne bakan, başlarını alıp tersine giden Kürtleri zorla tutmanın adı, birliği tesis etmedir Erdoğan’ın dilinde. Kürtleri öldürerek, yurtlarını, mülklerini tahrip ederek, yakıp yıkarak birlik garabeti...
Bir başka garabete peygamberin doğunu da kirlettiler. İyilik, hoşluk ve güzelliklerle anılıp şenliğe evrilmesi gereken Peygamberin doğumu, Erdoğan’ın ağzından dökülenlerle, Kürtlere karşı, “cihat” ilanına dönüşüyordu. Evrenin vicdanı penceresinden bakışla ayıp ve suç, dinen günaha batma, ama Peygamberin doğum günü, Kürt kanı serpilerek kutlanıyordu.
Recep Erdoğan, cihatta ölen “yavrulara”, olanca cömertliğiyle “şehitlik” bağışlıyor, ama kendi yavrularını, ülkenin kaymak yiyenleri olarak ölümden muaf tutuyordu. Başkaları ölürken onlar, ticari gemi filoları düzmekle, batmış geminin ortalığa saçılmış mallarını toplayan vurguncu misali arazi, bina tapularını istiflemek, oradan, buradan gelen paraları sıfırlamakla meşgul kalacak, asıl cenneti bu dünyada yaşamaya devam edeceklerdi.
Recep Erdoğan, Kürdistan’ı vatan yapmak için ölüme koşan yavrulardan bahsederken, bu arada 1000 yıllık vatan palavrasını ıskartaya çıkarıyor, Atatürk dahil gelmiş geçmişlerin fatih olma adına giriştikleri kırımları nafileye havale ediyordu.
Kürdistan’ı o, “yavruları” kullanarak o fethedecekti. Sözlerinden çıkan anlam bu.
Oysa onun bütün zamanların Türk-İslam tarihini üstenlenmesi, kendine mal etmesi de doğru değildi. Çünkü o daha dünün Türkü ve Müslümanıydı.
Kimin ne olduğu, nereden geldiği, nasıl bir dönek, dönme olduğu bizi ilgilendirmiyor, aslında. İnsan olan herkes muhterem, yani saygındır.
Ama biri ırkçı tereklerde horozluk yapıp, üstünlük taslıyorsa eğer, köklerine ışık tutmak da bizim görevimiz. Ayrıca, her döneğin ve en son dönmenin, her zaman en hızlı olduğu gerçeğini anlatmak da görevimiz.
Onlar asıldan daha “asil” olduklarını göstermek için keskin dinci ve milliyetçi görünürler...
Mesela Hitler, Avusturyalıydı. En keskin Alman çıktı. Türkeş Kıbrıs, Beyrut karşımıydı. AKP’nin Kürtleri, en gür sesle “biz” diyenlerdir, günümüzde. Büyük Türk milliyetçisi ve herkese din pazarlayan Erdoğan da kendi açıklamasıyla, dünün göçmeni Gürcü’dür.
Dedesi 1908 yılındaki büyük göçle Gürcistan’dan kopup gelmiş, önce Müslüman, TC’nin ilanından sonra, aile nüfus kütüğüne Türk ibaresi yazılmıştır. Yani, en yeni Türk, dünün Müslümanıdır, o...
Ama Kürtlere, ülkelerinde misafir gözüyle bakan ve mücadelelerini ağzını doldura doldura teröristlik olarak ilan eden...
Oysa bugün, tarihin devamıdır. Kürtlerin tarihi ise kesintisiz direniştir.
Yurtları gasp edilmiş, kimlik, kişilik ve dilleri yasaklanmış halk olarak, yasakçı barbara karşı ulusal kurtuluş mücadelesi veriyorlar.
Bu savaşım, analarının ak südü kadar helaldir, onlara. Evrensel vicdanın kararıyla da meşru... Çünkü istilacılar, suçlarıyla çıkıp geldiler. Kimse onları davet etmedi.
Ülkeyi, öldürmeyi, çalmayı ve işkence etmeyi bilen cellatlarla doldurdular.
Ama, onlara karşı yürütülen savaş da yeni ve birden bire değildir. Daha ufuklarda görünür görünmez hırsız, gaspçı muamelesiyle tepki gördüler. Başkaldırıların naralarıyla karşılandılar.
Her çeyrek yüz yılı bir kuşak hesabıyla, Kürtler son dört kuşaktır, kesintisiz olarak yurt ve özgürlüklerinin gaspçılarıyla savaşıyorlar.
Ve Erdoğan günümüzde, “son fertlerine kadar öldüreceğiz” diyor. Bu imkansızı ortada sırıtan bir yalandır.
Çünkü Kürtler bir halktır. Sayları binlerle değil, milyonlarladır. Bir halkın öldüre öldüre bitirilmesi Hitler’e, Ermenilerin, sonra Kürtlerin başına üşüşen Türklere bile nasip olmadı.
Üstelik Kürtler dünün kürtleri de değil. Karşı koyan, onların tarzıyla savaşan orduları da var...
O nedenle Erdoğan’ın cihadı da, yıldız kayması gibi yalancı bir ışıltı ötesine geçmeyecektir. Çözün değil, karanlıkta ışık çakması olarak yoklara karışacaktır.