“Bu ülkede Kürt sorunu yoktur be kardeşim!”

Bu soruyu, ilkokul öğrencilerine yönelik bir sınav sorusu olarak sorsanız ve bu söylemin kime ait olduğunu yanıtlamalarını isterseniz, yüzbinlerce çocuk bile doğru cevabı bir çırpıda buluverecektir.

“Daha neyiniz eksik sizin!” cümlesinin sahibini de hiç düşünmeden buluverir çocuk aklı bile, bundan da emin olabilirsiniz.

Çünkü, sonun başlangıcına girilen dönemeçte edilen laflar bunlar.

7 Haziran seçimlerine dair büyük bir korkunun ve paniğin; ama ondan da öte bu ülkede demokrasi sorununun, insanlığa mal olmuş Kürt sorununun çözümündeki samimiyetsizliğin göstergesi.

Doğru ya, Kurtuluş Savaşı'nda yüzbinlerce can verdikten sadece birkaç yıl sonra Ağrı’da, Zilan’da, Dersim’de yakılan, katledilen, çocukları kaybedilen bir halkın sorunu ne ki?

O günden bugüne 29 defa isyan etmek zorunda bırakılan, direnmekten başka hiçbir yolu kalmayan bir halk ne isteyebilir ki?

Bir taraftan fiziki katliamlara maruz bırakılırken, öte taraftan dünyadaki hiçbir halka uygulanmayan ağırlıkta kara-gri-beyaz asimilasyonun türlü çeşidinin uygulandığı bir halkın çocukları ne hisseder ki?

Cumhuriyetin asli kurucu unsurlarının torunları, anadilleriyle eğitim hakkından mahrum edildiği için “başkalarının anne sütüyle beslenmiş gibiyim” hissinin ne olduğunu anlatsalar acaba buna ne yanıt verecek aynı Erdoğan? Örneğin Esra Erdoğan Albayrak’ın çocukları, yani Erdoğan’ın torunları, bu ülkede hiç anlamadığı bir dille konuşmayı beceremediği için öğretmenleri tarafından her gün dayağa maruz kalsaydı yine de aynı cümleleri sarf eder miydi?

“Düşünmezseniz yoktur” şeklinde özetlenebilecek bu yaklaşımın, bizi hangi felaketlere götürebileceğini görmüyor mu?

“Onun giydiği ateşten gömleğe taptım” diyebilecek kadar, Erdoğan’a karşı duygularının en uçlarda olduğunu inkar etmeyen “gazeteciler” bile, Erdoğan’ın Kürt sorunuyla ilgili son açıklamalarını dehşet içinde dinlediklerini itiraf ettiler.

Demek ki, Erdoğan’ın bir seçim sorunu var!

Bir taraftan, 40 yıllık savaşın en manipülatif yöntemlerle kirliliklerinin ve devlet içi faillerinin gizlendiği bir ülkede, yavaş yavaş gerçekte ne yaşandığının; bu halkın nasıl büyük katliamlara ve trajedilere maruz bırakıldığının anlaşılmasıyla birlikte, yüreği mazlumdan yana atan kesimleri.

Radikal demokratlar, sermayenin çılgın kar hırsıyla adım adım yaklaşan ekolojik felaketi görenler.

Kadın kırımlarına karşı asla sessiz kalmayacağız diyenler.

Emek sömürüsüne maruz kalanlar, diri diri madenlere gömülenler.

Çalınan sınav sorularıyla karartılan genç hayatlar, atanamayan öğretmenler. 

-ler, -ler…-lar, -lar…

Burada hangi birini sayalım. Tümünün 7 Haziranda neyi oylayacağını bir kez daha görecek AKP, yarınki meydanlarda…  Newroz meydanındaki milyonların, “İç Güvenlik Paketi”ni nasıl çöp sepetine atacağını da görecek.

Açıklanmasının üzerinden 2 hafta geçmesine rağmen, tek bir adımın atılmadığı, Öcalan tarafından Türkiye halklarıyla paylaşılan tarihi 10 maddeden vazgeçmediklerini de görecek.

İşte sizin “yok” saydığınız, yarın tarihi Amed meydanında buluşacak milyonlardır.

Haklı talepleridir.

Bu halk çok yandı, çok bedel ödedi, çok emek verdi, en güzel evlatlarını yitirdi ve halen de yitirmeye devam ediyor…Çarçıra’da, Mahabad’da, Qamışlo’da, Efrîn’de, Halepçe’de, Amed’de, Dersim’de….

Ne onurlu barış sürecinden, ne yaklaşan genel seçimlerdeki duruşundan, ne liderlerine ve öncülerine bağlılıklarından asla ve asla vazgeçmeyeceklerdir…. İyisi mi, yarın bir daha milyonların sesini dinle!

Tüm ezilen halklar için…

NEWROZ PÎROZ BE!