ZİYA ULUSOY

Erdoğan faşizmi, tekrarlayalım, destek aldığı kitlede meşruiyet özgüveni yaratmak ve burjuva uluslararası ortamda kabul görmek için seçim yapıyor.

OHAL, içte dışta savaş ve zindan koşullarında yapılan ve tiran yetkisiyle donatılmış başkan seçmenin hiç bir demokratik yönü yoktur.

Medyanın diktatör Erdoğan’ın tekelinde toplandığı, demokratik TV’lerin kapatıldığı, gazetecilerin zindana atıldığı koşullarda seçimin hiçbir demokratik yanı yoktur.

Erdoğan, koruduğu yüzde 10 barajla, çıkardığı yasayla mühürsüz zarflarla hile yapma ve asker-polisi sandık alanına çağırma pozisyonuyla yapılacak seçimin demokratik yanı yoktur.

Sonuç yine de aleyhine olursa, Erdoğan’ın, 7 Haziran-1 Kasım benzeri süreci tekrarlayacağı olasılığı ciddi olarak ortadayken seçimin hiçbir demokratik yanı yoktur.

Diktatör Erdoğan’ın devlet bütçesini, talandan aldığı komisyonlarla büyüttüğü sermayesini, yandaş burjuvaların devasa ekonomik olanaklarını ve hiç bir yere hesap vermeden harcamalarını, bunun eşitsiz imkan yaratmasını tartışmıyoruz bile.

Fakat kitle çalışması imkanını değerlendirmek, Erdoğan faşizmine karşı olan kitlelerin gücünü kendilerine göstererek özgüven kazanmalarını sağlamak, hile ve baskılara karşı kitle eylemi tutuşturmak için seçimi değerlendirmek doğru olan politikadır.

Aktif olmayan boykot -bazen yararlı olsa da- yerine seçimlerde demokratik güçleri birleştirmek, kitle çalışması ve eylemi amacıyla demokratik olmayan seçimlere katılmak doğrudur. Bu çalışma en aktif tarzda yapılmalıdır.

Bu seçimlerde görülen bir gerçek de bütün faşistler gibi Erdoğan’ın, herkesin yüzüne baka baka, utanmadan ve sıkılmadan, “manifesto” adını vererek özgürlükler ve ekonomik vaadlerde bulunabilmesidir.

Bireysel söz söyleme özgürlüğünü bile zindanla cezalandırdığı, sürekli OHAL ve KHK’lerle yönettiği, Suruç, 10 Ekim katliamlarını düzenlediği, Cizre-Sur vahşet bodrumları yaşattığı, Cerablus ve Efrîn işgalleriyle yayılmacı savaşlara başvurduğu halde, Erdoğan, özgürlükler vaadedebiliyor!

Faşizmin sınırsız yalancılığını kendi şahsında yeniden kanıtlıyor.

Öte yandan, burjuva muhalefetin birinci sıradaki adayı İnce, diktatörün pervasız keyfiliğine karşı -geçmişte kalan- bireysel kavgacı tutumuyla kitle üzerinde etki yaratmış olması dışında, programatik olarak önemli vaadlerde bulunmaktan kaçınıyor.

İlginç bir tezat!

Normal olarak diktatöre ve gözüdönük faşizmine karşı burjuva da olsa muhalif olanın özgürlükler vaadinde bulunması, yalanın sınırını kaldırması gerekir. Demirel’in “konuşan Türkiye” vaadini muhalefetteyken boca ettiğini, Kürtlerin varlığını kabul ederek kitle desteği aldığını ama iktidara geldikten sonra 90’lı yılların şiddetli kirli savaşını, kontrgerilla cinayetlerini yaşattığını hepimiz hatırlarız.

Erdoğan’ın, şok ve dehşet yaratan katliamcılığına, Kürde soykırımcı, devrimci harekete imhacı ve demokratik güçlere zindancı faşizmine karşı, İnce, yuvarlak “demokrasi” ve “özgürlük” lafları dışında birşey vadetmiyorsa, 35 yılı bulan savaş ortamında Kürde “barışacağız”, “birlikte yaşayacağız” lafını yuvarlamak dışında lafta da olsa hiç bir somut vaadde bulunmuyor ve Hakkari’de bayrak ve İzmir marşı yarışına girişiyorsa, İnce-CHP, gerici/faşizan parlamentarizmi restore etme dışında hiçbir değişiklik yapmayacak demektir.

Hatta İnce-CHP, sürekli kitlesel oy aldığı Alevi halka, demokratik taleplerini nasıl karşılayacağı konusunda vaadde bulunamıyor. “Diyanette eşit hak” dışında devleti dinden tamamen arındırma taleplerini bile vaadetmiyor.

Bu durum, Türk burjuvazisinin partileri parlatmada, iki veya daha çok partiyi, dönem dönem hangisinin yöneteceğine dair halkı desteğe çekmede başarısızlığını gösteriyor.

CHP’nin önceki seçimde MHP’yle ittifak içinde Ekmeleddin Vakası’nın, şimdi İYP-SP-DP’yle ittifakının esasen gerici/faşizan parlamentarizmi restore etme çizgisinden geldiğini kanıtlıyor.

Burjuvazinin kitlelerde beklenti bile yaratamayan iflası, devrimci ve demokratik güçlere, halkları kazanma, Erdoğan faşizmine karşı direnişe kitle desteği sağlamada, devrimci alternatifi yükseltmede olanak sağlıyor.

Şimdi seçimlerde bu olanağı HDP etrafında daha geniş demokratik güçlerin ittifakıyla ve özgürlükleri, ekonomik sosyal talepleri kapsayan tutarlı demokratik halkçı programla, kararlı kitle çalışmasıyla, değerlendirmek gerekir.