Rusya yanlısı ulusalcılar ve bu arada Kılıçdaroğlu saf saf soruyorlar:

Türkiye’nin Suriye’de ne işi var?

Ne işi olduğunu gerçekten mi bilmiyorlar yoksa işler sarpa sardığı için mi bilmemezlikten geliyorlar?

Diyelim ki saflar ve Türkiye’nin Suriye’de ne işi olduğunu bilmiyorlar. O zaman bu kardeşlerimize tane tane anlatalım.

Devletiniz “emperyalizme karşı ulusal kurtuluş savaşı veren Kemalist dönemin devleti değil.” Kendisi tekelci-kapitalist, bölgesel-emperyalist bir devlet. Bütün küresel emperyalist ve bölgesel emperyalist devletlerin Suriye’de, Irak’ta, Mısır’da, Yemen’de, Tunus’ta, Libya’da, Akdeniz’de ne işi varsa Türkiye’nin de buralarda aynı işi var. Pazarları savaş yoluyla paylaşmak.

Ulusalcı haklı olarak itiraz ediyor: “Şu halimize bakın, güzel ülkemizin pazarları paylaşacak hali mi kalmış? Böyle emperyalizm mi olur, biz mazlum bir ülkeyiz, bizi paylaşmak istiyorlar.”

“Şu an” için ulusalcı haklıdır. Yanlışı şudur: Türkiye Üçüncü Dünya Savaşı’na Erdoğan’ın ahmaklığı yüzünden girmedi. Türk kapitalizminin dış pazarlara olan ölümcül ihtiyacı yüzünden girdi. İktidarda CHP olsaydı, belki biraz daha “dikkatli” ama mutlaka o da Arap Baharı’yla birlikte bu savaşa girerdi. Çünkü savaş kararını “hükümetler” değil, “devlet” verir.

Devlet savaşa girdi. Ama “pazarları paylaşma” savaşını kaybetti. Şam’a şekere giderken evdeki tuzdan oldu. Milyarlarca dolarlık pazarlarını kaybetti.

Birinci ders: Türkiye’nin Suriye’deki işi “bölgesel emperyalizm” işidir. Bugün kaybetmiştir. Yarın yeniden kazanmak için aynı işe devam edecektir. O halde emperyalist savaşlara karşı olmak yalnız “faşizme ve Erdoğan’a karşı olmakla” sınırlı kalmamalı. Erdoğan’a karşı mücadeleyi Türk tekelci kapitalizmine karşı sosyalizm hedefiyle birleştirmeli.

İkinci dersin sorusu: Madem Türkiye “Pazar kavgasını” şimdilik kaybetti, o halde hala Suriye’de ne işimiz var?

Türk devletinin Suriye’de “bir işi var”. Çünkü Suriye’de Rojava devrimi var. Onun işi “kendisi kaybederken Kürt’e de kaybettirmek işidir.” Türk devleti girdiği savaşta hiçbir stratejik amacına ulaşamadı. Şimdi İdlib’de hızla çöküşe doğru gidiyor. Eğer uluslararası komplo amacına ulaşsaydı, PKK tasfiye edilmiş olsaydı, Erdoğan-DAİŞ ittifakı Rojava devrimini boğabilseydi, Türkiye çoktan Suriye’den kovalanmış, Erdoğan rejimi yıkılmış olurdu.

Komplocular uğradıkları başarısızlıktan sonra, Türk emperyalizmini Suriye’den kısa zamanda kovmanın ve faşist rejimi yıkmanın Türkiye’de “devrimci krize” sebeb olacağını, Kürt halkının bütün parçalarda ayaklanacağını, Türkiye’deki devrimci potansiyelin harekete geçeceğini ve “Batı yanlısı bir demokrasi” yerine, “Demokratik Cumhuriyetin” kurulacağını gördükleri için savaşı “yıpratma” savaşına çevirdiler. Bir yandan Türk devletini yıpratırlarken, diğer yandan da Kürt halkına maksimum zarar vermesine göz yumdular.

İkinci ders: “Türkiye’nin Suriye’de ne işi var” diyerek Erdoğan’ın savaş siyasetine karşı çıkanlar, Kuzey’deki savaşa ve Rojava’ya karşı savaşa karşı çıkmazlarsa, “Türkiye’nin Suriye’de ne işi olduğunu” anlayamazlar. Ya Kürt halkıyla birlikte olacaksınız ya da Türk devletinin “Suriye’de ne işi var” diye sormayacaksınız. Ya Kürt halkıyla birlikte Erdoğan’a karşı ya da Erdoğan’la birlikte Kürt halkına karşı… İkilem bu.

Kılıçdaroğlu “Suriye’de ne işimiz var?” diye sorup, ardından “Millet ittifakı iktidarında Şehitler Tepesi boş kalacak” demişti. Bunu demesi kolay. Kılıçdaroğlu böyle muhteşem bir vaatte bulunurken, partisindeki ulusalcılara “tepeyi boş bırakmak için PKK’yle savaşa son verip, Kürt halkının taleplerini kabul edecek miyiz?” diye sordu mu? Akşener’e ne dedi? Ve bunlardan ne yanıt aldı?

Şehitler Tepesinin boş kalması, Türk tekelci kapitalizmini kuşatmaya, sınırlandırmaya ve tasfiye etmeye, yerine “kadın özgürlükçü, ekolojik, komünal toplumu” kurmaya, bunu başarabilmek için de, Türk devletinin Kürt düşmanı siyasetini yenik düşürmeye bağlıdır. Tüm zinciri sürükleyecek ana halkayı yakalama meselesi. Barışçı, eşitlikçi Demokratik Cumhuriyet’le sosyalizme yürümek için, tüm zinciri sürükleyecek ana halkanın “özgür Kürdistan” olduğunu anlamayanlar, ister “ulusalcı”, ister “anti faşist” ya da “anti emperyalist” ve isterse “sosyalist” olsun var olan iktidarın ardında sürüklenmekten kurtulamaz.

O nedenle şu günlerde dünyanın dört bir yanında İmralı yangını nedeniyle “tecride” karşı Kürt halkı ayaktadır. Tecrit işkencesini kırmak, Türkiye’yi krizden ve çöküşten kurtarma yolunda büyük bir adım olacaktır.

Kürt halkı “Öalan’a özgürlük” diye haykırırken, aynı zamanda Türk halkının barış, demokrasi, refah taleplerini de dile getirmektedir.

Hatırlayın: Türk devleti Suriye’yle 1989 yılında neden savaş durumuna gelmişti?

PKK Önderini Suriye’den çıkartmak ve komplo ile etkisiz kılmak için. O sırada “Suriye’deki işi” buydu.

Şimdi de aynı iş için Suriye’dedir.

Bu kanlı işe son verin…