- Yasanın siyasi anlamı, devletin 40 yıllık son isyanın meşruiyetini itiraf etmese bile defakto kabul etmiş olmasıdır. Masada Öcalan (dolayısıyla PKK) ile oturmuş ve bir siyasi anlaşma yapmıştır.
- Önümüzde duran imkanlar ve muhtemel gelişmelere karşın bizi attığımız bu tarihsel ilk adımdan geriye götürecek tehlikeler de duruyor. Kürt halkı, 100 yıllık tecrübesiyle bu tehlikeleri çok daha iyi biliyor.
VEYSİ SARISÖZEN
Kürt halkı, 'çerçeve yasa’ya bakıyor ve biz bu yasayla ne kazandık diye soruyor. Ben de dahil, hepimiz şu haliyle bu yasadan Kürt halkının çok şey kazandığını söyleyemediğimiz için, kazanılacak şeyi elde etmek üzere “başlangıç adımı” attığımızı, elbette haklı olarak söylüyoruz.
Sanıyorum bu yaklaşım halkı ikna etmiyor, çünkü bu yasanın hukuki içeriğiyle sınırlı bir değerlendirme, bardağın dolu tarafını vurgulayarak yapılırsa kesinlikle ikna edici olmayacaktır. Yasanın hukuki bardağı neredeyse “boş"tur. Metni okuyan, sanki gerilla dağdan inmeye heves ediyormuş, devlet ise ona “şu şartlarla inebilirsin” diyormuş gibi bir izlenim ediniyor. Bu maddelere bakılırsa gerilla dağdan, Önderliğin esaretini, Hareket yöneticilerinin, 2005’ten önce ağırlaştırılmış müebbet cezayı gerektiren “suç” işlemiş olanların, hatta savaş filmi görenleri bile güldüren “kasten asker öldürenlerin”, öldürmeleri için emir verenlerin kapsam dışı kalması şartını “içine sindirerek” inecek sanılıyor. Bu kısıtlamalar, maddede yazıldığı gibi uygulanacak olursa katılım yaptığı gün kazayla kötürüm olan birkaç gerilla dışında dağdan hiç kimse inemeyecek demektir.
Tarihi bir siyasi başarı
Eğer yasanın bu gibi “negatif hukuk”la, güvenlikçi zihniyetle ve çocuk kandırır gibi hissettiğim “tuzaklarla” dolu maddelerine göre bir değerlendirme yapmaya kalkar, ardından da “yine de bir başlangıçtır” diyecek olursak halkı iknada bir hayli zorlanacağız demektir. Oysa Öcalan, dolayısıyla Kürt halkı, bu yasa TBMM’de onaylanırsa tarihi bir siyasi başarı, hatta zafer elde etmiş olacaktır. Yüzyıllık Kürdistan isyan tarihinde şu son iki yıl öncesine kadar bugün olduğu gibi, hukuki sonuç alınan bir masa kurulmamış, masanın yerine “idam sehpaları” kurulmuş, yenik düşen isyancılar idam edilmiştir. Yasanın siyasi anlamı 40 yıllık son isyanın meşruiyetini devletin, itiraf etmese bile defakto kabul etmiş olmasıdır. Masada Öcalan (dolayısıyla PKK) ile oturmuş, onların muhataplığını kabul etmiş ve sonuçta onlarla savaşı sonlandıran ve Hareket mensuplarının siyasi-sosyal-kültürel hayata katılmasını ve hedeflerine barışçı, legal örgütlü siyasal mücadeleyle ulaşmalarını kabul eden bir siyasi anlaşma yapmıştır.
Bin kilometrelik yürüyüş
İşte bin kilometrelik yolda atılan ilk adım bu siyasi anlaşmadır. 'Çerçeve yasa' yürürlüğe girdikten sonra kısıtlamalardan, belirsizliklerden, güven vermeyen şartlardan dolayı dağdan kaç gerilla inerse insin, diasporadan kaç siyasetçi dönerse dönsün, zindanlardan kaç hükümlü çıkarsa çıksın, Kürdistan halkı onlarla nitelikçe büyük bir güç kazanacak ve artık bu ilk adımla kazandığı meşruiyet ve yasallaşma sayesinde “terörizmle” suçlanmaksızın önündeki bin kilometrelik yolda daha da kitleselleşerek yürüyecektir. Hareket meşruiyetine dayanarak hem merkezi Meclis seçimlerinde hem de yerel seçimlerde seçmen potansiyelini zirveye çıkaracak, halk “oy veriyoruz da ne oluyor” demekten kurtulacaktır. Daha önemlisi yerellerde komünleşmenin imkanları genişleyecek, demokratik politik-ahlaki toplumu, demokratik uluslaşmayı inşa etmenin önü açılacaktır. Artık hiçbir utanmaz Öcalan’a “terörist başı” diyemeyecek, hiçbir Batılı devlet, Öcalan posterlerini yasaklayamayacak, “terör listesi” çöpe atılacak, PKK’nin tarihiyle var olan Hareket hiçbir yerde kriminalize edilemeyecek, Apocu paradigmaların dünya çapındaki etkisi tahminlerin çok ötesinde büyüyecek, yepyeni bir “enternasyonal"in yolu açılacak, Kürt halkı yalnızlıktan kurtulacaktır.
Geriletecek tehlikeler de var
Kuşkusuz bunlar önümüzde duran imkanlardır, muhtemel gelişmelerdir. Bu imkan ve ihtimallerin önünde, bizi attığımız bu tarihsel ilk adımdan geriye götürecek tehlikeler de duruyor. Kürt halkı, 100 yıllık tecrübesiyle bu tehlikeleri benden çok daha iyi biliyor. Yine de usulen bazı ana tehlikeleri işaret etmek isterim:
* Görünüştü Özgür Özel ve arkadaşlarını hedef alan süreç içinde darbe hızla otokratik yapıdan diktatörlüğe doğru tırmanma eğilimi gösteriyor.
* Aynı zamanda NATO Zirvesi öncesi Erdoğan’ın ABD’yle imzaladığı gizli anlaşma, Türkiye’nin umulmadık bir zamanda ya İran ya da Ukrayna savaşına sürüklenme tehlikesi yaratmıştır. Kıbrıs Cumhuriyeti ile ittifak kuran İsrail de bir savaş faktörüdür.
* Türk devleti, şu anda Kürt Özgürlük Hareketi ile uzlaşmış olmakla birlikte, Kürt halkının her türlü direniş imkanını yok etme amacından vazgeçmedi. Kürt sorununun çözümünün önündeki anayasal, yasal ve idari engelleri henüz kaldırmadı. Hiç kimse bir provokasyonla henüz 'çerçeve yasa' sonuç vermeden gerillaya karşı yeni bir savaşın olmayacağını garanti edemez. Üstelik Çerçeve Yasa’nın yürürlüğe girmesi, yasa maddelerinden anlaşılacağı gibi tahmin edilemeyecek bir zaman alacaktır. İktidar başından beri yaptığı gibi barış ve demokrasi sürecini “oyalamaktan, çürütmekten” vazgeçmedi.
Hareket ve DEM Parti tedbirleri
İşte kalıcı barışa ve demokrasiye yönelmemizden önce hiç kimse darbe sürecinin aniden diktatörlüğe tırmanmayacağını, ülkenin bir provokasyonla İran ya da Ukrayna savaşına sürüklenmeyeceğini de garanti edemez. O nedenle silahlı mücadeleye geri dönülmez biçimde son vermiş olan Hareket, öz savunma önlemlerini pekiştirmekten vazgeçemez. Aynı nedenle DEM Parti gelecekte de devam edecek olan müzakerede oynadığı “kolaylaştırıcı rolü” oynamayı sürdürecek olsa da “muhalefet” etmekten vazgeçemez.
İç içe geçen bir dönem
Önümüzdeki dönem, müzakerenin yarım kalan hukuki adımlarını tamamlama, demokratikleşme müzakerelerine başlama görevi ile darbeye, diktatörlük ve savaş tehlikesine, yoksulluğa, kadın cinayetlerine ve ekolojik yıkıma karşı mücadelenin iç içe geçtiği bir dönem olacaktır. “Masa denklemi"ni bu defa doğru kurmak hayati önemdedir.
Not: Yazılarımı okuyan bir yoldaş "Türkiye'ye dönüş" konusunda "karamsar" olduğumu söyledi. Değilim. Bir iki gün kliniğe yatıp, dönüş için enerji toplayacağım. Bu nedenle Pazar günü programa katılamayacağım. Herkes sağlığını gözden geçirsin. Mücadele zorlu olacak.