
Cenazelerinin ailelerine teslim edilmemesine tepki gösteren HDP'li vekil Nimetullah Erdoğmuş, Habil ile Kabil örneğini vererek, “Bize de yazıklar olsun, bir Kabil kadar olamadık” dedi.
Sokağa çıkma yasakları sırasında yaşanan çatışmalarda katledilen birçok HPG, YPS ve YPS Jin üyesinin cenazesi ailelerine verilmiş değil. Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile kapatılan Mezopotamya Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği'nin (MEYA-DER) verilerine göre, farklı tarihlerde katledilen en az 269 kişinin cenazesi ya hastanelerde bekletiliyor ya da ailelere haber verilmeden kimsesizler mezarlığına defnediliyor. Ayrıca birçok cenaze de kayıp.
Ailelerine teslim edilmeyen cenazelerin yanı sıra uzun süre sonra teşhis edilen cenazelerin ailelerine teslim edilmesi sonrası yapılmak istenen defin işlemleri önünde de yine engeller söz konusu. Zırhlı araçlarla mezarlıkları abluka altına alan polisler, kitlesel cenaze merasimlerini engellemeye çalışırken, cenaze merasimlerine katılan milletvekilleri, siyasetçiler ve yurttaşlar hakkında da soruşturmalar açılıyor.
HDP Amed Milletvekili Nimetullah Erdoğmuş, cenazelerin teşhis edilememesi ve teşhis edilen cenazelerin ise defnedilmesi önündeki engellemelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Erdoğmuş, OHAL’in Türkiye genelinde baskı olarak hissedildiğini, ancak baskının Kürt bölgesinde karanlığa dönüştüğünü söyledi. Şiddet politikalarının devlet ve iktidarın değişmeyen politikası haline geldiğini dile getiren Erdoğmuş, “Çatışmalar, yıkımlar, göçler yaşandı. Bölge son iki yılda onlarca yılın şiddetinin toplamına tanıklık etti. Şiddet sadece silahlı mücadele verenlere karşı değil, özellikle kadınlar ve çocuklar oldu. Savaşın kurbanları ise gençler oldu. Geçmişte tanrılar kurban istiyordu, bugünkü Türkiye’de de gençler tanrılar tarafından kurban olarak seçiliyor” diye konuştu.
Savaşın da kuralları var
Erdoğmuş, bölgede şiddet ve baskı karşısında kutsal yasaların olduğunun da altını çizdi. Erdoğmuş, “Savaşlarda dini değerlere dokunulmaması gerekiyor. Hz. Muhammed’in savaş koşulları için ortaya koyduğu bir takım ilkeler var. Yaşlılar, siviller öldürülmeyecek. Doğaya, hayvana dokunulmayacak, ekinlerin olduğu bölgelerde savaş olmayacak. Savaş ortamlarında barış imkanları sunuyor ve bu ilkeler savaşı derinleşmesi değil, barış içerisinde yaşamaya sevk eden ilkeler var” dedi.
Vahşi bir yaklaşım
Savaş ve çatışmalarda yaşamını yitirenlerin kimliklerinin sorgulanamayacağını vurgulayan Erdoğmuş, şunları söyledi: “Ölüye düşmanca yaklaşımlar olmaz. Savaşabilirsin, öldükten sonra bütün hak ve hukuk kuralları kalkar, hakka yürüme noktasında insanlık kuralı vardır. Ölünün inancına göre defin hakkı vardır, dini vecibelerinin yerine getirilmesi hakkı var. Bizzat ölüyle savaşan taraf bu imkanları tanır. Ancak öyle bir noktaya geldik ki; teşhis edilen veya edilmeyen cenazeler var. Ölüye uygulanan siyaset; hiçbir dine sığdırılamayacak, vahşi ve ilkesiz bir yaklaşımla karşı karşıyayız.”
Kabil kadar olamadık
Habil ve Kabil örneğiyle devam eden Erdoğmuş, “Habil çatışma istememesine rağmen Kabil tarafından öldürülüyor. Aynı Kabil, öldürme konusunda pişmanlığı yok ama cenazesiyle ilgili kaygı taşıyor. O sırada bir karga bir yeri aşarak, Habil’i gömüyor. -Allah Habil'in cesedini nasıl gömeceğini göstermek üzere bir karga gönderdi. Yeri eşeleyen kargayı gören Kabil, kargadan bile aciz olduğunun farkına vararak yaptığından pişmanlık duydu (Maide Suresi, 27-32) - Kabil, ‘Bana yazıklar olsun, ben bir kargadan daha aciz kaldım’ der. Bugün yaşadıklarımızın bir özetidir. Bize de yazıklar olsun, bir Kabil kadar olamadık” diyerek, özeleştiride bulundu.
Cenazelerin defnedilmesi önündeki engellemelere de dikkat çeken Erdoğmuş, şöyle konuştu: “İnsanlığın gereği, hiçbir ayrım gözetmeksizin, ölüyü yargılamama ilkesine bağlı kalınmalı. Benimsenmeyen ve çok büyük zarar veren insan da olabilir. Düşmanlıkla karşı karşıya gelinebilir, öldükten sonra bütün hükümler sonuna kadar geçerlidir. Ölmüş insan üzerinden ilk defa siyasi hesapların yapıldığına şahit oluyoruz.”
MA/AMED