Mehmet Aras’ın acı haberini 18 Aralık 2011 pazar akşamı saat 19:00’da aldığımda, yanımda Eduardo Galeano’nun “Ateş Anıları 3” kitabı vardı. Gün boyu Latin Amerika’nın ateş anılarıyla Kürtlerin ateşten anılarını düşünüp durdum. An’da, şimdiki zamanda tarihsel yaşanmışlıklarda ateş anılarını yaşıyoruz. Ateş anılarıyla Mehmet Aras’ın yaşadıklarından kesitler, bu gerçekliği ortaya koyacaktır.

1922: Leavenworth
Ricardo, Meksika’nın kaderi savaş alanlarında belirlenirken, o bir Kuzey Amerikan hapishanesinde prangaya vurulmuş, taş kırmaktadır. Her şeyin herkese ait olduğuna inanmaktan vazgeçmedi diye, vatanından çok uzakta hücresinde onu boğuyorlar. Tıbbi raporda ‘kalp yetmezliği’ deniliyor. (Ateş Anıları, S. 74)

2011: Erzurum

Mehmet Aras adlı bir Kürt mahkum, davasından vaz geçip ‘pişmanım’ demediği için yüksek güvenlikli bir cezaevinde ölüme terk edildi. Kanser nedeniyle kan kusa kusa öldürüldü. Otopsi raporu hastalığa vurgu yapacak. Atılacak bir imza ile son nefesini çocuklarının yanında verip öyle ölecekti. Ama işte o beklenen imza atılmadı. İsmet Ablak adlı yine kanser hastası bir mahkumun iki yıl önce son nefesini verdiği bir hastanenin mahkum koğuşunda gözlerini açmamak üzere yumdu. Hastaneye kaldırıldığı gün, ‘yolun sonu göründü’ deyip tutsak yoldaşları ile vedalaştı.

1927: Charlestown

Nefis bir gün, diyor Massachusetts eyaletinin valisi. Ağustos’taki bu pazartesi gününün geceyarısında iki İtalyan işçisi Charlestown hapishanesinin ölüm koğuşundaki elektrik sandalyesine oturacaklar. Ayakkabıcı Nicola Sacco ve balıkçı Bartolomeo Vanzetti işlemedikleri suçlar yüzünden idam edilecekler. Sacco ile Vanzetti’nin yaşamaları, Vali’nin elindedir. Her yönden yükselen homurtulu protestolara boyun eğmeyi reddediyor. Mahkemenin doğruluğuna inanıyor. Aynı zamanda bu ülkeyi mahvetmeye gelen bütün yere batası anarşistlerle pis yabancıların ölmeyi hak ettiklerine de inanıyor. (age, S. 88)

2011: Erzurum

Palandöken eteklerindeki gözlerden ırak bir cezaevi. Kanser hastası bir mahkum, işlemediği suçlardan dolayı 13 yıldır içeride yatıyor. Habis ur yemek borusunu işgal etmiş. Yediklerini, içtiklerini sürekli kusuyor, kan da kusmaya başlamış. Kürt basını ve birkaç vicdanlı yazar, bir kadın parlamenter, bir kadın avukat serbest bırakılması için didiniyor. Kadın avukatı da KCK diye adlandırılan bir davadan tutuklandı. Dosyası için kaç kere “tamam” dediler; Adli Tıp “bırakılsın” dedi. Bir tek ülkenin Cumhurbaşkanının imzası kalmış. Ama Cumhurbaşkanı imzayı atmıyor. Ona “huzurlu ölme” hakkını çok görüyor. Dört çocuk babası 54 yaşındaki Mehmet Aras, “yolun sonu göründü” diyor ve düşüyor. Ardında yoldaşlarına selam ve anılarını bırakıyor. Ertesi gün yaşlı ve yaslı ağabeyi Tayfur Aras, cezaevinin kapısından kardeşinin 13 yıllık eşyalarını alıyor. Kuzey Kore devlet başkanı Kim Jong-il’in ölüm haberleriyle meşgul olan Türk medyası bu ölümü haber bile yapmıyor. Öyle ya, Kış Olimpiyatları şehrinde bir Kürt mahkum ölmüş, kime ne?

1927: San Gabriel de Jolisco
Çocuk bakıyor. Anne çocuğun gözlerini örtüyor. Çocuk dedesinin ayaklarından asılmış sallandığını görmesin diye. Sonra annesinin elleri, çocuğun babasının eşkıya kurşunuyla delik deşik olmuş ölüsünü görmesini de önlüyor. Amcasının orada, telgraf direklerinin birinde rüzgarla dönüp duruşunu görmesini de... Juan Rulfo, doğduğu yerin haşin topraklarını çıplak gözle süzüyor. Dumanların içinden sıyrılan atlılar görüyor. Federal polis ya da Cristo, hiç fark etmez. Ve geride uzaklarda bir yangın. Sıra sıra asılmış cesetler görüyor. Juan Rulfo, dokuz yaşında bir çocuk, kendine benzeyen hayaletlerle kuşatılmış...

1994: Iğdır, Özdemir (Panik) Köyü
Bir yangın. Anne, dört çocuğunu kanatları altına almaya fırsat bulamıyor. Karanlığın içinden gelen kontralar, gecenin sessizliğinde evi ateşe vermişler. Ev içindekilerle birlikte cayır cayır yanıyor. Kanatları tutuşan anne ile çocuklarının çığlıkları, gecenin koyu karanlığını yırtıp Erzurum Cezaevi’nde yatan baba Mehmet Aras’a ulaşıyor. Ranzasından doğrularak koğuştakilere “kötü bir kabus gördüm” diyor. Eşi ve dört çocuğu evinde can vermiş. İçeride kabus dolu, dışarıda gerçek... Acılı baba, olaydan sonra tahliye olur. Yeniden evlenir, dört çocuğuna yanan dört çocuğunun isimlerini verir. Mehmet Aras, Anka kuşu gibi, küllerinden yeniden yarattı yuvasını. Kimbilir belki de bu acı gırtlağında düğümlenip o zaman kansere dönüşmüştür. Mehmet Aras adlı acılı baba, tekrar tutuklanır. Devlet Güvenlik Mahkemesi yanan evin küllerinden yeni aile kurmasının cezasını keser: Müebbet hapis cezası... Ateş Anıları ile ateşten anılar bu minvalde sürüp gider. Yer ve zaman, isimler farklı olabilir. Ezenler ile ezilenlerin yaşam öyküleri birbirine benzer. Bir imza iktidarın sembolüdür. Bizim sembolümüz ise direnmektir! Yüzü geleceğe dönük olanların hüznü daima gururlu, onurlu olur. Heval Mehmet, bize güven, direnç ve umut bıraktı.

* Erzurum H Tipi Cezaevi


***
Son saatleri...

Adli Tıp raporlara rağmen Cumhurbaşkanı’nın tahliyesi için imza vermeyeceğini anlayan Mehmet Aras, “Öleceksem, son nefesimi arkadaşlarımın yanında vereyim” diyerek hastanenin mahkum koğuşundan cezaevine dönmüştü. Boğazından takılan stent yardımı ile acılarını içine gömerek, oda arkadaşlarının yardımı ile ölümün kıyısında yaşama tutunuyordu. Son günlerde stent de işlevsiz kalmıştı. 17 Aralık 2011 Cumartesi günü öğleden sonra, “Galiba yolun sonu göründü; sonumu yavaş yavaş hissediyorum” dedi. Gece saat 23:00’e kadar espriler yapıp, oda arkadaşlarına moral verdi. Sabaha karşı saat 04:00’te bir kere öksürerek lavaboya gitti, tekrar yatağına döndü. Tekrar öksürmeye başladı, kan damlaları yere düştü. Lavaboya varınca oluk oluk kan geldi ağzından. Arkadaşları, lavabonun orası soğuk olduğu için onu kaloriferin yanına getirdi. Orada da kan kusmaya devam etti. O haldeyken, “Dün söylemiştim, işte yolun sonu geldi” dedi ve arkadaşlarını acı sona hazırlamak istedi. Vasiyetini söyledi; acilen hastaneye kaldırılırken, herkese son selamını söyledi.
Erzurum Eğitim-Araştırma Hastanesi’nde yoğun bakıma alınan Mehmet Aras, 18 Aralık 2011 Pazar günü saat 19:00’da aramızdan ayrıldı. Erzurum H Tipi Cezaevi idaresi durumu, arkadaşlarına akşam sayımında verdi. Gecenin sessizliğini Mehmet Aras’ın anısına atılan sloganlar yırttı...