Günümüzde genel olarak tüm toplumlarda, özel olarak da Mezopotamya ve Anadolu toplumlarında, insanlığın tek yönlü gelişimi zararlı ve yıkıcı etkiler gösterir. Araştırıldığında bunun temel nedeninin kadınlara din eksenli yaklaşımlar olduğu ortaya çıkar.

 Bulunduğumuz çağ ne düzeyde olursa olsun erkek zihniyeti kadına oldukça geri yaklaşımları dayatıyor. Mezopotamya ve Anadolu erkeği hala bundan bin dört yüz sene önceki Orta Çağ eril zihniyetiyle kadına yaklaşıyor. Kadını halen kendi mülkiyeti olarak algılıyor, eve kapatmak istiyor, egolarını konuşturuyor. 

Halbuki kadın zekası gereği, zengin hazineye sahiptir. Kadın güçlüdür aslında. Fakat bu gücünü asla ortaya koymasını sevmez. Kadın bir bilgi hazinesidir. Kendisine bunu ortaya koyma şansının tanınmaması nedeniyle ne yazık ki toplum da bu hazineden mahrum kalıyor bunun ürünlerini yeterince görememenin eksikliğini yaşıyoruz. 

Kadın, doğası gereği doğurgan ve üretkendir. Maalesef geleneksel erkek egemenliği, buna karşı cinsi baskı uyguluyor.  Egemen erkek kendi bireyci egoist, reflekslerini bu cinsin üzerinde eksik etmeyip, her türlü emellerine ulaşma aracı olarak görüyor. 

Kadınlar kendilerine dayatılan bu uygulamaları tersine çevirmek, kendilerinden çalınan haklarını, özgürlüklerini elde etmek için öncelikle eğitime önem vermeli, bilinçlenmeli, özgürlük ve eşitlik düzeyini geliştirmeli. Kadının gelişimi ve örgütlenmesi erkeğin dönüşümü üzerinde de büyük bir etki yaratır. 

Kadın toplumsal yaşamın öznesidir. Her şeyden önce kadın; erkeğin anası olarak ilk besleyeni, terbiye edeni erkeğe nitelik ve kişilik kazandırarak karakterini belirleyendir. 

Bir çocuğun topluma zararlı ve uyumsuz yetişmesinde; başta ailesi ve içinde büyümeye çalıştığı çevresinin rolü vardır.

Ebeveynlerin kavgası sonucu ortaya çıkan huzursuzluk, çocuğun psikolojisini olumsuz yönde etkilediği gibi, kötü alışkanlıklar edinmesine de neden olur.

Bir aile ne kadar yoksul olursa olsun, eğer çocuk, anne ve babadan güven ve ilgi alarak büyüyorsa; maddi imkansızlıklar ne olursa olsun olumlu bir kişilik edinebilir.

Geçtiğimiz günlerde Mersin'de Özgecan Aslan'ı vahşice katledenlerin ailenin güven ve ilgisinden mahrum kalarak yetiştikleri basına yansıdı. Geleceğin katillerini engellemek için ailelere de büyük sorumluluk düşüyor. Çocukluk döneminde ailece eksik bırakılan her şey büyüyünce kişilikte bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Hatta son dönemde örneklerini çokça gördüğümüz şiddet, bir cinayet, vahşetin çeşitli biçimleri olarak bunun sonuçlarıyla karşılaşabiliyoruz. Irkçı, eril ve dini muhafazakar iktidar zihniyeti toplumda bu biçimiyle yansımasını buluyor. 

Türkiye'de hayatın artık geneline sinmiş olan bu despotik ve saldırgan eril tahakkümün gidişatına aşinayız adeta. Gün geçmiyor ki, medya ekranlarına yansıyan ve basın sayfalarında aylık, yıllık çetelesi tutulan kadın cinayetleri, tecavüz, şiddet, taciz olayları ve intihar haberleri duymayalım. 

Bütün bu yaşananların esas nedeni; eril tahakküm zihniyetli erkeğin dönüştürülmesi ve cezalandırılmasındaki basiretsizliktir. Cezalandırma bir yana devletin yasaları ve politikalarıyla olabildiğince cinayet ve şiddet zanlılarını koruduğunu görüyoruz.  

Yaşadığım İsviçre'de devlet, kadın ve çocuklara en ufak bir cinsel ve fiziksel şiddette bulunan erkeği etkisiz hale getirmekle yetinmez, cezalandırır. Dolayısıyla kadının rızası olmadan saçına dokunmak bile erkek tecavüzüdür.

İnançlar arasında, kadın ve erkek cinsinin eşitliğine doğru temelde yaklaşanlardan biri olarak Alevi öğretisi örnek verilebilir. Günümüzde Halkların Demokratik Partisi (HDP)'nin oluşturduğu eşbaşkanlık sisteminde de bunun temsilini görebiliriz. Kadının özgürlük ve eşitlik düzeyi tüm toplumu değiştirecektir ve bunun sağlanmasından sadece kadınlar değil, hepimiz sorumluyuz.