'Namus' kavramını kadın üzerinden tanımlayan toplumlarda, erkekler egemenliklerini pekiştirme aracı olarak 'şiddet' kullanır. Yani şiddet, 'ahlak' normlarına karşı geldiği düşünülen kadına uygulanır. Geleneksel normlar aracılığı ile kadının baskılanması topluma 'güven duygusu' verirken, 'namus', dolayısıyla haysiyet, onur normlarını şekillendiren davranış biçimlerine karşı gelen kadınların ölümle cezalandırılması bir hak olarak algılanır. İnanç ve kültür kodları, coğrafyadan bağımsız, birey ile birlikte taşınıyor. Dolayısıyla dünyanın neresine gidilirse gidilsin, bu kodlar da bireyin bir parçası olarak kalıyor. Diğer taraftan, örneğin Avrupa'ya çeşitli nedenlerle göçmen statüsü ile gelen bireyler, yaşadıkları entegrasyon sorunu nedeniyle, özlerini koruma adına, katı geleneksel normlarına daha sıkı bağlanıyor. Bunlardan en belirgini de ahlak normlarıdır. Ahlaksal normlarla çelişen durumlarda ise namus cinayetleri yagane çözüm yolu olarak benimseniyor ve maalesef bu cinayeler her geçen gün yaygınlaşıyor. 

Almanya'da namus cinayetleri oranları oldukça yüksek. Federal Emniyet Teşkilatı'nın yaptırdığı bir araştırmaya göre (1996 ile 2005 yılları arasındaki veriler incelenmiş), yılda ortalama 12 namus cinayeti işleniyor. Araştırma verilerine göre davaların önemli bir kısmında namus cinayeti kavramından bahsedilmiyor, bir kısmında ise kültürel indirim uygulanıyor. 1996-2005 yılları arasında 125 dava tespit edilen araştırmada, bunlardan sadece 49'unun namus cinayeti ekseninde görüldüğü belirtiliyor. Bu cinayetleri işleyenlerin büyük bir çoğunluğu ise Türkiyeli. (Almanya'da namus cinayetleri oranları: 2009'da 30, 2010'da 28, 2011'de 22, 2012'de 22, 2013'de 22, 2014'de 15. Kaynak: www.ehrenmord.de). Birleşmiş Milletler verilerine göre dünyada her yıl ortalama 5 bin kadın namus gerekçesi ile öldürülüyor. Pakistan ise başı çeken ülkeler arasında. 

Nitekim Almanya'da Pakistanlı bir aile tarafından işlenen namus cinayeti geçtiğimiz hafta karara bağlandı. Darmstadt Eyalet Mahkemesi, erkek arkadaşı ile birlikte olduğu gerekçesi ile 19 yaşındaki kızlarını boğarak öldüren Pakistanlı anne-babaya ömür boyu hapis cezası verdi. Cinayetin gerekçesi ise namuslarını kurtarmak. Kararda önemli bir ayrıntı da 'kültürel indirim' yapılmaması. Zira karar aşamasında Pakistanlı ailenin kültürel normları ön plana çıkarılarak cezada indirim talep edildi. Bu aslında bir nevi cinayeti meşrulaştırma çabaları idi. Zira mahkemede annenin normal dünya ile bağının olmadığı ve kendi dünyasında yaşadığı vurgusu yapıldı. Dolayısıyla kendi kültürel kodlarına bağlı kadının, uzun yıllardır yaşadığı Alman toplumuna entegre olmadığı, sosyal bağlarının zayıflığı, sosyal izalasyonu öne çıkarılarak cezai indirimden faydalanılmak istendi. Mahkeme külterel indirimi reddederek, 'ağırlaştırılmış ömür boyu hapis' cezası verdi. Nitekim kararla birlikte normal standartlarda 15 yıl yatıp çıkma hakkından da men edilmiş oldular. Almanya'da daha önce yaşanan bazı kararlarda 'kültürel indirim'in rol oynadığını belirtmiştik. 

Savaş, iklimsel ya da ekonomik nedenlerle kendi ülkelerinden koparak kapitalist bir düzene dahil olan göçmenlerde kültürel çelişki çok daha yoğun yaşanıyor. Kaldı ki bütünüyle entegrasyonu red etme, kapalı toplum yapısı, çelişkilerin derinliğini daha da artırıyor. Çoğu zaman entegre olma ölçütü kadın ilişkileri üzerinden değerlendiriliyor. Toplumsal baskı ile başa çıkılamayan durumlarda ise ölüm cezası kesilerek, toplumda başı dik (!) dolaşmanın koşulları oluşturuluyor. (Örneğin: Hatun Sürücü, Arzu Özmen, Souzan Barakat toplumsal normlarla çeliştikleri için öldürüldü).

Cezai yaptırımlar kesinlikle önemli, fakat; namus olgusunu kadın üzerinden tanımlama meşru görülüp, bu zihniyet desteklendiği sürece cinayetlerin devam edeceği de aşikar. Bunun içinde erkeğin değil 'erkekliğin' hapsedilmesi gerekir. Zira cinayetleri işleyen erkekler ve onları destekleyen kadınlar doğumlarından itibaren erkek cinsinin sonsuz 'erk'in temsilcisi oldukları doktrinleri ile büyütülüyor.