Dünyada ve ülkemizde kadın katliamları hız kesmeden devam ediyor. Sadece Türkiye’de 2014’ün ilk beş ayında erkekler toplam 112 kadın öldürdü, 32 kadın ve kız çocuğuna tecavüz etti, 236 kadını yaraladı; 44 kadın ve kız çocuğuna cinsel tacizde bulundu. Kadın cinayetlerinin engellenmesi ya da azaltılması yönünde ciddi bir politika izlenmiyor. Yasal düzenlemeler katliamları önlemeye yetmediği gibi katillere yönelik ceza indirimlerine gidiliyor.
Kadın katliamlarının ikinci bir boyutu ise savaş. Ortadoğu’da yaşanan yoğun savaş ve çatışma ortamı, en çok cinsiyetçiliği besliyor. Öz ve biçimini erkek egemenlikli ideolojilerden aldığı için insanlığa dayalı ahlaki ve politik tüm değerleri yok etme temelinde çok çirkef bir saldırı tutumu içerisine giriyor.
Kadın katliamlarını değerlendiren YJA Yürütme Kurulu Üyesi Leyla Agirî, en son Serêkaniyê somutunda Ortadoğu’da yaşanan savaşı, 3. Dünya Savaşı olarak adlandırdıklarını belirtti.

Cinsiyetçiliğin şahlanışı

Başta Türkiye olmak üzere Ortadoğu’nun değişik ülkelerinde yaşanan kadın katliamlarının, cinsiyetçiliğin tekrar şahlanışa geçtiğinin göstergesi olduğunu ifade eden Agirî, “Kadın katliamları bizim açımızdan çok ciddi bir sorun. Ortadoğu aslında bir bütünen insanlığın kanayan yarasıdır. Bunu durdurabilmek için bize düşen çok önemli sorumluluklar vardır. Kadın hareketi olarak bunun eleştiri ve özeleştirisini çok temel noktalarda veriyoruz” diye konuştu.

Ortadoğu kadınında muazzam bir güç var

IŞİD çeteleri başta olmak üzere tüm Suriye’deki çete gruplarının hiçbir etnik kimlik, kültür tanımadan bir bütünen kadınlara yöneldiğini dile getiren Agirî devamla, “Suriye’de gördük; kadına tecavüz hakkını kendinde gören, kadını yok sayan, kendi tasarrufuna alan, katline ferman yazan bir pratik söz konusu. Bu nedenle sorunlarımız ortak. Sorunların ortaklığı çözümlerinin de ortaklığını gerekli kılıyor. Kadının özgürlükçü ve direnişçi mücadelesini çok yönlü ele almak, geliştirmek bu anlamda cinsiyetçiliği aştıracak yapılanmalar içerisinde olmak, bilinç kadar mücadele ve örgütlülük gücü çok önemlidir. ‘Ortadoğu Baharı‘ diye adlandırılan halk isyanlarında gördük ki, kadınlarda muazzam bir güç var. Ancak örgütsüz olduğu için güçlü bir irade açığa çıkmıyor. Bu potansiyeli açığa çıkartmak, örgütlemek, kadın hareketimizin en temel hedeflerindendir” şeklinde konuştu.

Ortadoğu’da kadın devrimi Rojava’da başladı

Temel perspektiflerinin Ortadoğu’da kadın devrimini gerçekleştirmek olduğunu söyleyen Agirî, “Biz bu süreçte şuna tanık olduk; Kürt kadını öncülüğünde Ortadoğu’da bir devrim gelişiyor. Kadın şahsında topluma dönük bütün saldırıları bu temelde okumak lazım. Bu devrimi bertaraf etmenin, önünü almanın, tekrardan erkek egemen ideolojiyle biçimlendirmenin, bütün ideolojileri, yapılanmaları bir biçimde restore etmenin girişimleridir. Rojava şahsında görkemli bir kadın devriminin başlangıcına tanık olduk. Aslında biz kadın hareketi olarak 21’nci yüzyılın kadın yüzyılı olduğunu vurguladık. Rojava’yla başlayan Ortadoğu kadın devrimi, belki de 21’inci yüzyılın kadın rüyasıdır. Bu kadınlara büyük bir moral, coşku ve azim aşıladı. Önemli olan bunu bir örgütlülüğe kavuşturmaktır” diye kaydetti.

Erkeği aştıramadık özeleştirisi

Geçtiğimiz yıl Ortadoğu’da bir kadın konferansının yapıldığını hatırlatan Agirî, “Şunu bir kez daha gördük ki, aslında kadınlar olarak bu tür platformlara çok ihtiyacımız var. Süreklileştirmek ve kalıcılaştırmak gerekiyor. Bu tür değerleri, bu tür başarıları başta diplomasi çalışmaları olmak üzere bir bütünen yürütülen siyasal, sosyal, ekonomik alanlarda kadına dayalı önemli projelere sahibiz. Bunları gerçekleştirmek için girişimlerimiz olacak” dedi. 
Agirî, hareket olarak toplumsal cinsiyetçiliğe karşı sürekli mücadele içerisinde olduklarını belirterek, kadın katliamlarının önünü alamamanın, kendileri açısından ciddi bir özeleştiri meselesi olduğunu söyledi. Agirî, “27 yılı aşkın bir süredir kadın özgürlük mücadelesi veren bir örgütüz. Toplumda cinsiyetçiliğin aşılması konusunda çok önemli kazanımlar elde ettik. Bütün yapılanmalarına karşı çok güçlü bir ideolojik, siyasi, askeri bir mücadele içinde olduk. Büyük bir direniş içerisinde olduk, bu anlamda önemli kazanımlar elde ettik. Bu yüzden egemen erkeği önemli oranda yaraladık. Ama sadece yaraladık; aştıramadık. Yaralanan erkek, bu çatışmalı süreç ortamında daha da pervasız tutumlara girebilmektedir. Bunun hesabını daha çirkin boyutlarda kadından ve toplumdan sormaktadır” dedi.

Bilinçlenme ve örgütlülük katliamların önünü alır

Agirî, kadın ve çocukların kendilerini korumaları için öz savunmaya dayalı örgütlenmelere ihtiyaç olduğuna vurgu yaptı. Öncelikle öz savunma bilincinin yaratılması anlamında yaygın eğitimlere ihtiyaç bulunduğunu belirten Agirî devamla, “Öz savunma bilinci kadar bazı temel örgütlenmeleri de geliştirmek önemlidir. Örgütlenmiş kadınla demokratik yaşamı inşa hamlesini geliştirmiş bulunuyoruz. Bu aynı zamanda bir toplumsal hamledir. Bu hamlenin temel amacı; özgür kadın şahsında özgür yaşamı inşa etmedir. Kadına bilinç kazandırmak kadar sosyal alanda siyasal alanda, ekonomik alanda, kültür alanında öz savunma, diplomasi alanında kadına öz bilinç kazandırmak gerekiyor. Kurumlaşmalara, yapılanmalara gitmek gerekiyor. Böylelikle kendi alternatifimizi ortaya koyabiliriz. Toplumsal hamlemizin bir amacı, pervasızlaşan erkek egemen ideolojiyle biçimlenen cinsiyetçiliğe karşı bir bütünen tutum almak, tutum almanın da ötesinde aşmak. Bu anlamda yapacağımız en temel şey; kendimizi bilinçlendirmek ve örgütlemektir. Ancak bu şekilde kadın katliamlarının önüne geçebiliriz” diye konuştu.


MEKİYE GÖRENÇ/ASİYE TEKİN/JINHA/QENDÎL