İlham Adar BAKIR

 

Savaşların kazananı yoktur, uluslararası silah tekelleri, ölüm bezirganları dışında. Bütün halklar arası boğazlaşmalar, iç savaşlar, devletler arası savaşlar en çok da silah endüstrisinin kazancı için tezgahlanmış kanlı oyunlardır.

Türkiye halkı ne kazandı ki Efrîn’de? Efrîn’de yaşayan başta Kürt halkı diğer halklar çok şey kaybetti oysa. Canlarını, çocuklarını, evlerini, ağaçlarını, huzur getirmeye çalıştıkları yaşamlarını, tüm düzenlerini. Yıllardır Kürtlerle sürdürülen savaştan Türkiye halkının kazancı ne? Yakılan onca köy, ölen onca insan, harcanan onca para Kürt halkına büyük kaybettirdi. Kürtler sadece üç şeylerini koruyabildiler, onurlarını, vicdanlarını ve merhametlerini. Özgür Kürt, adil bir dünya özlemi duyan Kürt, talancı ve sömürgeci güçlere direndiği kadar bu üç şeyini kaybetmemek için de o oranda direndi, direniyor. Türkler, Türkiyeliler ne kazandı o savaştan? Hiçbir şey. O da canını kaybetti o savaşlarda. Silah tüccarlarının övüne övüne bahsettiği, milli onur saydığı yeni silahları Kürt halkının üzerinde denerken, her yeni silahın icadında ve kullanımında, her çatışmada daha da yoksullaştı. Sendikasızlaştı, örgütsüzleşti. Eğitim hakkı, sağlık, hakkı, insanca yaşama hakkı her gün bir parça daha elinden alındı savaş her büyüdüğünde. Yaşadığı yoksulluğun nedeninin bu savaşlar olduğunu anlayacak bilinci elinden aldı. İdrak ve muhakeme kabiliyetinin tamamını silah tüccarlarının, savaş tanrılarının manüplasyonuna terk etti.

Ama asıl önemli olan, ama asıl kaybettiği şey Türk halkının, Kürtlere karşı uzun yıllar yapılan bu savaş boyunca vicdanı ve merhameti oldu. Daha önce başta Ermeni halkı olmak üzere, Süryani, Rum, Laz halklarına karşı uygulanan katliamlarda yitmeye, büyük erozyonlara uğramaya başlayan vicdan ve merhamet, Kürtlere karşı yürütülen yaklaşık yüz yıllık savaşta tamamen elini eteğini çekti yaşamın içinden. Daha önceki katliamlarda, sadece katliamın yaşandığı bölgede bulunan Türkler bu vahşete tanıklık ettiler, dehşeti görebildiler. Diğer geriye kalan büyük yekun bu katliamlara rıza gösterse de yaşanan katliamlara bizzat gözleriyle tanıklık etmediği için yaşamının normalliği bozulmadı. Vahşet ve katliamlar vicdan ve merhametine çok büyük taarruzlarda bulunmadı. Yolda gördüğü aç kediyi doyurmaya, yere düşmüş ağlayan bir çocuğu yerden kaldırıp göz yaşlarını silmeye, ona şeker verebilmeye devam edebildi.

Kürt mahallesinde yürütülen savaşın dehşeti tam da burada başlıyor işte. Kürtlere uygulanan mezalime bütün bir Türkiye toplumu ortak edildi. Evleri başlarına yıkılmış insan görüntüleri, oğullarının kızlarının cenazesi üzerinde feryat eden anneler, cansız bedeni panzerlere iple bağlanıp yerde sürüklenen Kürt savaşçıları, ölü bedeni çırılçıplak soyularak sokak ortasına bırakılan kadın savaşçılar. Ve bütün bu vahşet uygulamaları video kayıt altına alınarak, fotoğraflanarak televizyon ekranlarından, sosyal medya hesaplarından Türkiye halklarının evinin içine, vicdan ve merhamet merkezlerinin içine boca edildi. Bu insanların tüm bu olanları hakkettiği propagandası ile birlikte, bütün dini ve milliyetçi argümanlar imdada çağrılarak.

Sonuç olarak gelinen yer, artık herkes çok iyi biliyor "ora”da neler yaşandığını. Vahşeti tüm çıplaklığı ile biliyor ve buna onay veriyor. Şimdi herkes, kaçırılıp tecavüz edilen, öldürülen küçük çocukları, ayakları kesilen, gözleri kör edilen hayvanları konuşuyor. Böyle bir vahşetin bu kadar nasıl yaygınlaştığını anlayamadığına dair şaşkınlığını dile getiriyor. Oysa sen kendin bunu daha önce yaptın zaten. Bir ölü kadın bedeninin erkek savaş aklı tarafından sokak ortasında bir cinsel arzu ve aşağılama nesnesi olarak kullanılmasını izledin, itiraz etmedin, onay verdin.

Bilinmelidir ki halklar üzerinde yürütülen bunca vahşete yapılan tanıklık karşısında banyoya gidip kusamayan, uykusu bölünmeyen, iştahı ve huzuru kaçmayan her insanın içinde bir çocuk tecavüzcüsü ve katili, bir hayvan işkencecisi yatıyor. Bu toplumun buralara nerelerden geldiği, Ermenilere, Süryanilere, Lazlara Rumlara ve Kürtlere karşı yürütülen vahşet ve dehşet uygulamalarının röntgeni çekilmeden, romanı yazılmadan, filmi çekilmeden anlaşılamaz. Yüzleşmeyen toplum vicdan ve merhametini yitiren toplumdur. Vicdan ve merhametini yitiren toplumda çocuklar da sadece bir arzu nesnesidir.